1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine
17 mins read

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

Y. M. Botyakov
St. Petersburg

Bu çalışma, kırsal toplulukların geleneksel sosyal kurumları çerçevesinde gerçekleşen müzakere süreçlerinin özelliklerini incelemektedir. Başka bir deyişle, dikkatimizin odağında, Gürcistan-Abhazya askeri çatışmasını takip eden farklı düzeylerdeki müzakere süreçlerinin “halk diplomasisi” olarak adlandırılmaya uygun olan kesimi bulunmaktadır. Bu konu, Abhazya Cumhuriyeti’nin Oçamçıra bölgesindeki (tarihi adıyla Abjua bölgesi) kırsal topluluklar ve onları temsil eden yapılar (ihtiyar heyeti, köy öz savunma karargâhı) örneğinde incelenmektedir. Savaş yıllarında bu bölge, Doğu Cephesi’ne dahil olup, bir gerilla bölgesi niteliği taşımaktaydı; yani savaşın yürütülme yöntemleri, sivil halkın durumu ve düşmanla temas durumları açısından önemliydi. Hükümetler arası düzeyde yürütülen resmi müzakereler, geleneksel halk diplomasisinin temsilcilerinin bu sürece katılımına neredeyse hiç fırsat tanımıyordu.

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

1992-1993 yıllarındaki Abhazya savaşında, klasik ve geleneksel biçimleri göz önünde bulundurularak halk diplomasisinden ne ölçüde söz edilebilir? Bu bağlamda, geleneksel arabuluculukla ilgili olarak, Atara köyünden bir kaynağımız tarafından dile getirilen en radikal görüşü paylaşmak yerinde olacaktır: “Bu savaş o kadar acımasız ve adaletsizdi ki, alışılmış geleneksel arabuluculuk işleyişinden söz etmek mümkün değil. Gürcistan-Abhazya savaşında halk diplomasisinin, arabulucu olarak yer alabilecek ihtiyar heyetleri aracılığıyla sürece dahil olması gerekirdi; ancak bu gerçekleşmedi.”¹

Burada önemli olan ilk husus, ihtiyar heyetlerinin (yani halkın yetkili temsilcilerinin) bu sürece katılmadığı gerçeğinin vurgulanmasıdır. Görüştüğümüz kişinin değerlendirmesine göre bu durum, müzakerelerin geleneksel biçimlerde yapılmadığının bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. “İlk günden itibaren… Abhaz halkı, sıradan insanlar, bunun Abhaz halkını yok etmeye yönelik bir savaş olduğunu anladı ve hiçbir müzakerenin bir fayda sağlamayacağını bilerek müzakerelere girişmedi. En azından benim gözlem alanımda bulunan bölgede, savaşı durdurmaya yönelik müzakere eden birini görmedim.” ²

Dikkate değer bir diğer husus ise Gürcü tarafıyla yapılan müzakereler (muhatabımızın “müzakereler” kelimesine ilk tepkisi açısından konuşacak olursak), yalnızca topluluğun düşmanla barış yapma niyetiyle ilişkili olarak değerlendirilmiştir; düşmanla temas kurma girişiminde başka bir gerekçe dikkate alınmamıştır. Bu görüş, müzakere sürecini yalnızca en önemli, temel siyasi meseleleri çözme bağlamında ele alan bazı diğer kaynaklar tarafından da paylaşılmaktadır.

Gürcü tarafıyla müzakerelerin imkansızlığına yönelik bu net değerlendirme, halk diplomasisi kurumunun temel amacının – çatışmayı sona erdirme – olduğu yönündeki geleneksel düşünceyi yansıtmaktadır. Bir saldırı durumunda, askeri çatışmanın halk diplomasisi yoluyla çözülmesi, Atara’lı kaynağımıza göre, Abhaz halkının bu konuda düşmanla temas kurmayı kesin olarak reddetmesi nedeniyle mümkün görülmemekteydi.

Bununla birlikte, müzakere sürecini yalnızca barış sağlama sorunu ile sınırlı düşünmezsek, Oçamçıra bölgesindeki köy topluluklarının savaş yıllarında diplomatik pratiklerle meşgul oldukları, Abhaz ve Gürcü topluluklarının temsilcileri arasında gerçekleşen üç yerel müzakere vakasıyla ilgili saha verilerimizle doğrulanmaktadır.

Öncelikle, Eylül 1992 sonunda Kındığ köyünde gerçekleşen ve halk diplomasisinin bir örneği olarak değerlendirilebilecek Abhaz-Gürcü müzakerelerine dair ilginç bulduğumuz bilgiyi paylaşabiliriz. Bu müzakereler, yerel halkın, köydeki Gürcü kesimini dayanışmaya çağırmak amacıyla kişisel temaslar düzeyinde yapılan girişimlerin istenen sonuçları vermemesi üzerine düzenlenmiştir. Bu tür kişisel düzeydeki temasların Oçamçıra bölgesinin farklı köylerinde yapıldığını da belirtmek gerekir.

Toplantının lideri, köydeki kolhozun (tarım kooperatifi) başkanıydı ve her iki tarafın da köylüleri üzerinde en fazla etkisi olan kişileri, Eski ve Yeni Kındığ arasında bulunan köy okulunda, tarafsız bir bölgede bir araya getirdi.  “Başkan, her iki taraftan da otorite sahibi kişileri çağırdı… toplumda çeşitli konumlarda liderlik yapan kişileri. …Ben orada değildim. Orada ihtiyarlar vardı. Daha sonra büyükler bize bilgi verdi. Her iki taraftan yirmi-yirmi beş kişi toplandı… Dedik ki: ‘Gelin bu çatışmayı durduralım, birlik olalım ve köylerimizi hep birlikte koruyalım.’ Biz adımımızı attık: Artık bu çatışmayı durduralım!” 3

Savaşın ilk evresinde Abhaz tarafı, yerel müzakerelere katılan köylüleri Gürcistan’dan gelen dış askeri birliklere karşı duran tek bir bütün olarak algılıyordu. Bu durum, köylerdeki Gürcü ve Abhaz nüfusun henüz kesin çizgilerle birbirinden ayrılmadığı bir geçiş dönemini yansıtmaktaydı. Nitekim askeri otoritelerden gizli yürütülen müzakerelerin niteliği de bunu doğrulamaktadır. Bununla birlikte, taraflar arasındaki çatışma artık açıkça ortaya çıkmış durumdaydı.

Bu müzakerelerde halk diplomasisinin, toplum tarafından iç ve dış çatışmaları çözmek için seçilen “konuşmacıların”- ацәажәаҩ (acajao) (“konuşan, konuşma yeteneğine sahip kişi”) ve абжьацәажәаҩ (abjacajao) (“arabulucu”) rollerinin geleneksel işlevleri bağlamında değerlendirilebileceği görülmektedir. Her durumda, Kındığ’daki müzakerelere katılan her iki tarafın temsilcilerinin statüsü, geleneksel yükümlere uygundu: her iki köyden de en itibarlı temsilciler seçilmişti. Daha önce de belirtildiği gibi, bu kişiler farklı pozisyonlarda halka liderlik eden, yetki sahibi kişiler olmasına rağmen, en önemli kriter yaş faktörüydü. Kaynağımız, o dönemde baş mühendis olarak köyün ileri gelenlerinden biri olmasına rağmen, bu müzakerelere katılmamış ve müzakereler hakkında bilgiyi babasından ve “ihtiyarlar” olarak tanımladığı, toplantının katılımcılarından edinmiştir. Kaynaklarımızın ortak görüşüne göre, yaşça büyük olma, geleneksel bir “konuşmacının” en önemli özelliğidir. Zor ve çoğu zaman hassas niteliğe sahip sorunların çözümünde gerekli olan sabır ve sebat, yaşlıların sahip olduğu ayırt edici özellikler olarak kabul edilmektedir. Nitekim, köy okulunda yapılan toplantı sırasında durum oldukça gergin olmasına rağmen, kaynağımızın ifadesine göre, genel olarak toplantının duygusal atmosferi oldukça ölçülüydü.

Her ne kadar bu yerel müzakerelerde tarafların dış tehdit karşısında güçlerini birleştirme girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da bu görüşmeler büyük bir önem taşımaktaydı. Bu andan itibaren, Abhaz ve Gürcü toplulukları resmen ayrılmış ve çatışmadaki pozisyonlarını belirlemişlerdi. Gürcü temsilcilerin, genç erkek nüfus üzerinde etkilerini kaybettiklerini kabul etmeleri de dikkat çekicidir; çünkü bu gençlerin büyük çoğunluğu merkezi Gürcü hükümetini desteklemiştir.

Burada, toplum için kritik bir durumda genç yaş grubunun, “patlamaya hazır bir unsur” olarak, yaşlıların kontrolünden çıkacak yetkileri üstlenmesi gibi bilinen bir etnografik olgunun örneğiyle yeniden karşılaşıyoruz. Bu durumun başka bir açıklaması da vardır; geleneksel diplomaside benimsenmiş bir stratejiye göre, topluluğun liderleri, yaygın olmayan veya riskli kararların sorumluluğunu gençlerin üzerine atarak onları “kontrol edilemez” olarak suçlayabilir.

Kındığ’daki müzakereler, Gürcü ve Abhaz topluluklarının askeri çatışma koşullarında karşılıklı anlayışa ve koordinasyona ulaşmaya çalıştıkları tek girişim değildi. B. Djapua’ya göre, Gürcü ve Abhaz köyleri arasında savaş boyunca diplomatik ilişkiler kurulmasına dair bilinen tek örnek, Kuacara, Çlou ve Guada köyleri sakinleri arasında tarafsızlık anlaşmasının yapılmasıydı. Anlaşmanın içeriği adı geçen köy sakinlerinin tarafsız kalma ve komşu köylere karşı savaş eylemlerine katılmama taahhüdünde bulunmalarıydı. Kaynağımızın ifadesine göre, bu Gürcü köyündeki her evde, ev sahibinin savaşa karşı tutumunu gösteren beyaz bir bayrak asılıydı. Anlaşmanın şartlarına 26 Kasım 1992’ye kadar uyuldu. Kuacara köyüne Gürcü silahlı kuvvetlerinin girmesinin ardından kolhoz başkanı, hayatını riske atarak, topluluğun artık durumu kontrol edemediğini ve bu nedenle üstlendiği yükümlülükleri yerine getiremeyeceğini Abhaz tarafına bildirmeyi başardı. 4

Burada vermek istediğimiz son örnek, Abhaz köyü Atara ile Gürcü köyü Naa temsilcileri arasında gerçekleştirilen müzakerelerdir. Bu toplantının düzenlenme nedeni, savaşın ilk günlerinde Sohum’dan Doğu Cephesi’ne gitmeye çalışan bir grup yerel Abhazın Kodor Nehrini geçtikleri sırada hayatlarını kaybetmesiydi. Nehir yatağı boyunca naaş arama girişimleri, karşı kıyıdan yapılan ateşle ciddi şekilde engelleniyordu.

Bu durumda Abhaz arabulucularının görevi, naaşları aramakla meşgul olan kişilerin kıyıda güvenli bir şekilde hareket edebilmesi konusunda bir anlaşmaya varmaktı. O dönemde Atara’da, köyü oluşturan yerleşimlerin neredeyse tümünün temsilcilerinin katıldığı bir öz savunma merkezi kurulmuştu. Gürcü tarafıyla görüşmeye gidecek arabulucu grubunun üyeleri de bu merkez tarafından belirlenmişti. Gruba, ölenlerden birinin babası (destek talebiyle merkeze başvuran kişi), merkezin bir temsilcisi olan, köy halkı arasında saygınlık kazanmış, orta yaşlı ve müzakere yapma konusunda becerikli bir adam ile grubun lideri olarak yaşça daha büyük (olay sırasında yetmiş yaş civarında olan) bir kişi dahil edilmişti.

Kaynağımızın anlatımına göre, toplantı şu şekilde gerçekleşmişti: “Onların daha önce toplandığı açıklığa gittik, yaklaşık on kişi vardı. Kütüklere oturmuşlardı… yerel halktan, Naa köyünden Gürcüler… bu tarafta yaşayanlar, diğer taraftakiler değil. Biz oraya vardığımızda onlarla birlikte oturmadık. Orada tanıdık biri vardı… sanırım bizimle selamlaştı. Genel bir selam verdik, elbette ‘Merhaba’ dedik. Bu bir gerçek. Hem onların hem de bizim tarafımızdan ‘Merhaba’ dedik… sadece Rusça olarak… bu nötr bir dil. Orada ‘Gamarjoba’ diyemezdik. Ve ‘Abziaraz’ da diyemezdik. Önemli olan selamlaşmamızdı. İnsanlık adına, bazen düşmana bile el uzatmak zorunda kalınabiliyor. Duruma bağlı. [Soru: El sıkıştınız mı?] Hayır, el sıkışmadık. Onlar da el uzatmadı. Belki yaşlı olan kişiyle el sıkışmış olabiliriz; sanırım bu ona izin verilen bir şeydi, çünkü o yaşlı ve tanıdık biriydi… Önemli olan konuşmamızdı ve bir zaman belirledik. Örneğin, yarın sabah akşam kadar kıyıda arama yapacağız… naaşları bulmaya çalışacağız… ve bizi rahatsız etmemenizi, o taraftan ateş etmemenizi rica ediyoruz; orada keşif yaptığımızı düşünmemenizi istiyoruz… Onlar bunu kabul ettiler: [ironik şekilde] ‘Evet, evet anlıyoruz. Ne demek, elbette anlıyoruz.’ Hepsi bu. Konuşma tonu normaldi… Bir ayrıntıyı hatırlıyorum, kendileri şu öneriyi sundular: ‘Bu kıyıda aramalarınızı yapın, ama su naaşları o tarafa da sürüklemiş olabilir ve biz de aynı şekilde kendi tarafımızda arama yapacağız… Hatta kendilerinin de nehir kıyısını kendi taraflarında aramayı taahhüt ettiklerini söylediler… Savaş zaten tüm şiddetiyle sürüyordu. Onlar, bir gün kendilerinin de benzer bir durumda olabileceklerini biliyorlardı… Bu dostane bir jest değildi. Bu bir zorunluluktu… Her iki taraftan da bir tehdit yoktu.”5

Halk diplomasisinin en belirgin özelliklerinden biri olarak, düşmanla temas kurarken acil meseleleri çözmek için gerekli olan “ortak bir alan” bulabilme faktörünü öne çıkmaktadır. Başka bir deyişle, müzakereler sırasında sorunu insani faktörden ayırma becerisi olarak tanımlanabilir. Kaynağımızın “zorunluluk” olarak ifade ettiği bu durum, halk diplomasisinin temel yapı taşlarından biridir – yaşanan anlaşmazlıkları dar bir zaman diliminde değil, uzun vadeli bir perspektifte ele alabilme yeteneğidir.

Savaşın gerçekleri, barış zamanında karşılaşılmayan yepyeni sorunları gündeme getirdi; bu sorunların çözümü artık objektif nedenlerle yalnızca ihtiyarlar heyetinin yetkisi altında olamazdı. İncelediğimiz durumlar, köy savunma merkezlerinin askerî harekâtı yönettiği ve ardından yerini merkezi askeri yapılara bıraktığı bir geçiş dönemini işaret eder. Yaşlıların yerini, büyük ölçüde düşmanla müzakere sürecini üstlenen, çatışma koşullarında etkin olan otorite sahibi saha komutanları aldı. Ancak, aktörlerin değişmesine rağmen, halk diplomasisi kapsamında geliştirilen yöntemler ve beceriler önemini korumaya devam etti. Müzakerelere katılan başlıca aktörlerin değişmesi, halk diplomasisinin ilkelerine aykırı değildir; çünkü müzakere grubunun yapısı geleneksel olarak sorunun şekline göre şekillendirilmiştir.

Kaynakça:

1- PMA. 2010 Yılında Abhazya’ya Seyahat: s. 40.
2- PMA. 2010 Yılında Abhazya’ya Seyahat: s. 42.
3- PMA. MAE RAN Arşivi. K. I. Op. 2. No. 1894. s. 5
4- PMA. 2010 Yılında Abhazya’ya Seyahat: s. 30.
5- PМА. 2010 Yılında Abhazya’ya Seyahat: s. 40-47.

İlginizi Çekebilir: ABHAZ DİNİ VE MİTOLOJİSİNDE KADININ KAMUSAL YAŞAMDAKİ ROLÜNÜN YANSIMASI

Instagram hesabımız