ABHAZ GELENEKSEL HALK MAHKEMELERİ VE ARABULUCULUK
Selçuk SIMSIM[1]
24 Kasım 2025
ÖZET
Bu çalışmanın temel amacı, Kafkasya’nın otokton halklarından biri olan Abhazların toplumsal yaşamında merkezi bir konuma sahip olan “Geleneksel Halk Mahkemeleri ve Arabuluculuk” kurumunu sistematik bir biçimde incelemek ve yazılı kayıt altına almaktadır. Abhaz diasporasında şimdiye kadar kapsamlı biçimde araştırılmamış olan bu kurum, yalnızca bir uyuşmazlık çözüm mekanizması olarak değil, aynı zamanda toplumsal düzeni, etik değerleri ve kültürel sürekliliği sağlayan bir yapı olarak ele alınmıştır.
Çalışma kapsamında, Kafkasya’dan Anadolu’ya sürgün edilen Abhazların korumaya devam ettikleri geleneksel mahkeme uygulamalarının kapsamı, amacı, işlevi ve işleyiş biçimi analiz edilmiştir. Halk mahkemelerini çevreleyen davranış kalıpları, törenler, semboller, hitabet geleneği ve mahkeme üyelerinin rollerine ilişkin kültürel kodlar ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Ayrıca, söz konusu kurumun merkezinde yer alan arabuluculuk pratikleri ile uzlaşı kültürünün nasıl işlediği, bu süreçlerde kullanılan sözlü ve sözsüz iletişim araçları ile toplumsal normların ve örf–adet hukukunun belirleyici etkisi incelenmiştir.
Araştırmada yalnızca mahkemelerin hukuksal yönü değil, aynı zamanda Abhaz toplumunda adaletin ahlaki temelleri, etik ilkeleri ve barışın tesisi için geliştirilen normatif çerçeve de değerlendirilmiştir. Abhazya’daki geleneksel mahkemelere ilişkin tarihsel uygulamalar örnekler üzerinden incelenmiş; bu uygulamaların diasporadaki yansımaları, benzerlikleri ve dönüşümleri kültürel süreklilik bağlamında ele alınmıştır. Böylece çalışma, hem antropolojik hem de hukuk sosyolojisi açısından özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Abhazya, Abhaz, halk mahkemesi, geleneksel mahkeme, arabuluculuk, uzlaşı, uzlaşı biçimleri, hitabet, sütkardeşliği, örf-adet hukuku.
TRADİTİONAL ABKHAZİAN FOLK COURTS AND MEDİATİON
Abstract
The primary objective of this study is to systematically examine and document the institution of “Traditional Folk Courts and Mediation,” which holds a central position in the social life of the Abkhazians, one of the autochthonous peoples of the Caucasus. This institution, which has not been comprehensively researched until now within the Abkhazian diaspora, is evaluated not only as a mechanism for dispute resolution but also as a structure that ensures social order, ethical values, and cultural continuity.
Within the scope of the study, the range, purpose, function, and modus operandi of the traditional court practices that the Abkhazians, who were exiled from the Caucasus to Anatolia, continue to preserve, are analyzed. The cultural codes concerning the behavioral patterns, ceremonies, symbols, rhetorical tradition, and the roles of court members surrounding the folk courts are laid out in detail. Furthermore, the workings of the mediation practices and the culture of consensus central to this institution are investigated, along with the verbal and non-verbal communication tools, social norms, and the determining influence of customary law utilized in these processes.
The research assesses not only the legal aspects of the courts but also the moral foundations of justice in Abkhazian society, its ethical principles, and the normative framework developed for the establishment of peace. Historical practices concerning traditional courts in Abkhazia are examined through examples, and the reflections, similarities, and transformations of these practices within the diaspora are discussed in the context of cultural continuity. Thus, the study aims to offer an original contribution from both an anthropological and a sociology of law perspective.
Keywords: Abkhazia, Abkhaz, folk court, traditional court, mediation, consensus, forms of consensus, rhetoric, foster-brotherhood, customary law.
***
GİRİŞ
Toplumların tarihsel hafızasında yer eden geleneksel hukuksal pratikler, yalnızca birer yargılama mekanizması olmanın ötesinde, aynı zamanda toplumsal düzenin, ahlâk anlayışının ve kolektif değerlerin sürdürülebilirliğini sağlayan yapısal unsurlardır. Kafkasya’nın kadim halklarından biri olan Abhazlar da yüzyıllar boyunca toplumsal hayatlarını düzenleyen, çatışmaları önlemeyi ve uzlaşmayı önceleyen bir adalet sistemi geliştirmiştir. “Apsuara” olarak bilinen etik-ahlaki normlar bütünü, bu sistemin hem felsefi temelini hem de toplumsal meşruiyetini oluşturur. Apsuara’nın rehberliğinde şekillenen geleneksel halk mahkemeleri, yalnızca bir hukuki çözüm aracı değil; aynı zamanda barışı, dayanışmayı, onarıcı adaleti ve toplumsal bütünlüğü gözeten kapsamlı bir sosyal kurum niteliği taşır.
19. yüzyılda yaşanan sürgünler sonrasında Türkiye’ye yerleşen Abhaz diasporası, bu geleneksel yargılama ve arabuluculuk mekanizmalarını yeni coğrafyasında da sürdürmüştür. Diasporadaki koşullar, devlet kurumlarının yapısal varlığından bağımsız olarak, topluluk içi düzeni sağlama ve kan davaları gibi zincirleme şiddet döngülerinin önüne geçme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda geleneksel halk mahkemeleri, birçok köyde ve topluluk merkezinde yaygın bir şekilde uygulanmış; yaşanan anlaşmazlıklar, aileler arası husumetler ve toplumsal krizler bu mahkemeler aracılığıyla çözülmüştür.
GELENEKSEL HALK MAHKEMELERİ
Abhazlarda kökeni çok eski dönemlere uzanan halk mahkemeleri, toplumun sosyal yapısında önemli bir işleve sahip geleneksel kurumlardır. Bu mahkemeler, Abhaz toplumunun en eski sosyal kurumlarından biri olarak yazılı hukuk öncesi dönemde ahlak, adalet ve uzlaşma temellerine dayalı bir yargı sistemi oluşturmuştur.
Geleneksel halk mahkemeleri, sadece hukukî bir mekanizma değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı, kültürel değerleri ve ortak yaşam ilkelerini koruyan bir kurum niteliğindeydi.
Abhaz halk mahkemeleri, köy ve soy birliği içinde ataların yasasına göre karar veren bir tür adalet meclisi işlevi görürdü. Yazısız hukukla işleyen bu sistem, modern anlamda yasa kitaplarına değil; insan onuruna, sözün değerine ve ataların mirasına dayanıyordu.
Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı, toplumsal onay ve dayanışma mekanizmasına dayandığından, verilen hükümler tartışmasız biçimde uygulanırdı. Toplumsal vicdanı temsil eden bu meclislerde taraflar, hem kendi soylarının hem de tüm toplumun itibarını gözeterek davranmak zorundaydı. Bu nedenle halk mahkemeleri, Abhaz toplumunda yalnızca bir yargı mercii olarak değil, toplumsal düzeni, ahlaki dengeyi ve barışı koruyan önemli bir vicdan organı olarak kabul edilmiştir. Bu işlevi sayesinde, anlaşmazlıkların büyümeden çözülmesini ve toplumsal bağların güçlenmesini sağlayan merkezi bir rol üstlenmiştir.
Bu özgün yapısı, birçok yabancı araştırmacının dikkatini çekmiş ve takdirini kazanmıştır.
Gürcü yazar ve halk figürü G. Tsereteli şu ifadeyi kullanmıştır: “Abhazlardan daha hukuksal bir halk görmedim; onların hakikat ve adalet kavramları vardır, ancak bu kavramların kökleri Abhaz ahlakında derinlere uzanır.”[2]
K.D. Machavariani, 1913 tarihli “Sohum ve Sohum Çevresi ile İlgili Açıklayıcı Rehber” adlı eserinde şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Medeni ülkelerin yüzyıllardır aradığı kamu mahkemesi, Abhazlar tarafından çok iyi biliniyor ve yaygın biçimde uygulanıyordu.”[3]
A. Vekua (1912) ise “Abhaz görgü kuralları Milletler Cemiyeti’ndeki deneyimli insanlar tarafından kıskanılabilirdi.” demiştir.[4]
GELENEKSEL HALK MAHKEMELERİNDE ARABULUCULUK
Abhaz geleneksel halk mahkemesinde arabuluculuk (uzlaştırıcılık) kavramı, Abhaz toplumunun kadim adalet ve toplumsal barış anlayışının merkezinde yer alır. Bu sistem, devlet kurumlarından ziyade toplumsal otoriteye ve ortak vicdana dayanan bir hukuk geleneğidir.
Abhaz geleneksel hukukunda arabuluculuk; Düşmanlıkların barışa dönüştürülmesi, Kan davası ve intikam zincirinin engellenmesi, Toplumsal huzurun yeniden tesis edilmesi gibi işlevler taşır. Arabulucular, yalnızca anlaşmazlıkları çözen kişiler değil; aynı zamanda barışın, saygının ve vicdanın taşıyıcılarıdır.
Arabuluculuk yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluk olarak kabul edilir. Barışı sağlamak, insanın topluma ve kutsala karşı görevinin bir parçasıdır. Bu nedenle arabulucular (Abhazca Abjaçüajüayü / Абжьацәажәаҩ, Abjakazayü / Абжьаҟазаҩы) toplumda büyük saygı görür. Abhaz halkının inancına göre: “Tarafları barıştırmak, kan dökmekten daha yücedir.”
Abhaz halk mahkemelerindeki arabuluculuk sistemi; toplumsal birlik ve güveni güçlendirir, cezalandırıcı değil, onarıcı adalet ilkesine dayanır ve yazılı yasalardan çok, Apsuara’nın sözlü ve ahlaki ilkeleriyle yürütülür. Bu yönüyle modern hukukta “restoratif (onarıcı) adalet” olarak adlandırılan anlayışın erken bir örneği sayılabilir.
Halk mahkemesinin temel amacı cezalandırmak değil, barıştırmak ve toplumsal dengeyi yeniden kurmaktır. Bu nedenle arabuluculuk, yargılama sürecinin asli ve vazgeçilmez bir unsurudur.
Bu sistem, günümüz dünyasında sıklıkla tartışılan “toplumsal adaletin vicdan temelli yürütülmesi” anlayışına güçlü bir tarihsel dayanak sunmaktadır.
Geleneksel Abhaz mahkemeleri, yalnızca geçmişteki bir adalet modeli değil; toplumsal dayanışma, sözün değeri ve insan onuruna dayalı bir adalet felsefesinin simgesidir. Bu miras, hem Abhaz toplumunun kültürel kimliğinin korunmasında hem de evrensel hukuk anlayışının insani boyutunun anlaşılmasında önemli bir örnek teşkil etmektedir.
GELENEKSEL HALK MAHKEMELERİNİN ADLANDIRILMASI
Türkiye’deki Abhazlar halk mahkemelerini “Ausıdzbara”, “Ainraalara”, “Eyımtıxra” ve “Reizara” gibi isimlerle adlandırmaktadır.
Ausıdzbara: “İş görme” veya “problem çözme” anlamına gelmektedir.
Ainraalara: Ağır ceza gerektirmeyen anlaşmazlıkların çözüldüğü mahkeme anlamına gelir.
Eyımtıxra: Ağır ceza mahkemesi; ölüm, yaralama gibi ciddi olaylarda toplanan mahkeme türüdür.
Reizara: “Meclis” anlamına gelir.
Geleneksel halk mahkemelerinin halk dilindeki karşılığı, “aydınlığa giden yol”, “aydınlığa giden toplantı”, “işi aydınlatma” veya “işi berraklaştırma” gibi anlamlar taşır.
Abhazya’da ise bu mahkemeler için çeşitli isimler kullanılmıştır. Bir anlaşmazlığın, yerel anlamda genel kitleye yayılmadan belli bir çevrede (örneğin köyde) gerçekleşiyorsa, burada oluşan mahkemeye Akıta Aus deniliyor. Genel kitleyi ilgilendiren mahkeme ise Ajülar Reizara (Ажалар реизара) olarak adlandırılıyor. Ajlar Reizara, “halk mahkemesi” veya “halk meclisi” anlamına gelir.
Adoura/ Adauarta (Aдоура / адауарта) “mahkeme yeri” demektir. Ausbarta (Aус барта) ise “davaların görüşülüp tartışıldığı, duruşmaların yapıldığı yer” anlamına gelmektedir.[5]
Genel olarak, “davaların tartışıldığı yer” olarak tanımlanan Ausarta, özel mahkemeleri ifade eder ve bu mahkemeler Adauarta’da (адауарта) gerçekleştirilirdi.[6]
MAHKEME ÜYELERİNİN NİTELİKLERİ
Abhaz mahkemelerinde görev alan üyelerin belirli niteliklere sahip olmaları gerekirdi. Her şeyden önce bu kişiler gönüllülük esasına göre görev yaparlardı; bu görev karşılığında herhangi bir maaş veya maddi gelir söz konusu değildi.
Mahkeme üyeleri, toplumsal hassasiyetleri yüksek, problem çözme odaklı, içinde bulundukları toplumu iyi tanıyan ve toplumsal dinamikleri gözetebilen kişiler arasından seçilirdi. Halk tarafından güvenilir, saygı duyulan, adaletli, dürüst, tarafsız, namuslu, otoriter ve sözü dinlenir bireyler olmalarına özen gösterilirdi.
Üyelerin, geleneksel hukuk kurallarını ve yargılama ilkelerini derinlemesine bilmeleri, tüm ayrıntılarına hâkim olmaları beklenirdi. Ayrıca atalarının gelenek ve göreneklerini gözetebilen, Apsuara sistemine hâkim, diplomatik, üstün hitabet yeteneğine sahip, ikna kabiliyeti yüksek, iletişim becerileri gelişmiş, bilgi birikimi ve yaşam deneyimi fazla kişiler olmaları şarttı.
Bu kişiler, davanın niteliği ne olursa olsun, inceledikleri konunun tüm ayrıntılarını bilmek ve hatırlamakla yükümlüydüler.
Abhazya’daki halk mahkemeleriyle ilgili olarak A.E. Kuprava şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Onlar, halklarının yaşamını, kültürünü, psikolojisini, karakterini, özlemlerini ve ilgi alanlarını iyi bilen kişilerdi; Abhazlar arasında onlara duyulan saygı ve hürmetin sınırı yok gibiydi. Tartışmasız otoriteleri, büyüklerinin herkes için bağlayıcı olan örf, âdet ve geleneksel hukuk ilkelerine ilişkin derin bilgisine ve örnek uygulamalara dayanıyordu.”[7]
T.S. Gabnia ise mahkeme üyelerini şöyle tanımlar: “Gerginliği azaltabilen; halkı birleştirip enerjilerini doğru yöne yönlendirebilen; sorunları barışçıl biçimde çözebilen; toplantının anlamını herkese iletebilen; onları dinlemeye ve belirlenen hedefe ulaşmaya yönlendiren kişilerdir.”[8]
MAHKEME ÜYELERİNDE ARANAN TEMEL NİTELİKLER
1. Dürüstlük ve Doğruluk
Mahkeme üyeleri, toplumun güvenini kazanabilmek için mutlak anlamda doğru sözlü, güvenilir ve adil olmalıdır. Kişisel çıkar gözetmemeleri, taraflardan herhangi biriyle yakınlık nedeniyle kararlarını etkileyecek bir davranışta bulunmamaları, verilen bilgiyi çarpıtmamaları Apsuara’nın temel gereklilikleri arasındadır.
2. Tarafsızlık ve Nesnellik
Apsuara’ya göre mahkeme üyelerinin, bağlı oldukları klan ya da aileleri ne olursa olsun, toplumun ortak vicdanını temsil etmeleri gerekir. Bu nedenle: akrabalık ilişkilerinden uzak durmalı, duygusal tepkilerini kontrol etmeli, kendi geçmiş husumet veya dostluklarını kararlara yansıtmamalıdır.
3. İtidal ve Sükûnet
Abhaz kültüründe bilgenin en önemli özelliklerinden biri öfkeyi kontrol edebilme kapasitesidir. Mahkeme üyelerinin: Sükûnetle konuşması, gereksiz tartışma ve sert üsluptan kaçınması, topluma örnek olacak bir vakar içinde bulunması beklenir.
4. Ahlaki Temizlik ve Toplumsal Saygınlık
Apsuara’ya göre halk mahkemesinde görev yapacak kişinin geçmişi temiz olmalıdır. Bu durum: Suç, ahlaksızlık veya toplum içinde utanç sayılan davranışlardan uzak durmayı, aile içi ilişkilerinde dürüst ve uyumlu olmayı, kötü alışkanlıklardan uzak bir yaşamı içerir.
5. Toplumsal Bağlılık
Mahkeme üyeleri aynı zamanda toplumsal bağların koruyucularıdır. Bu nedenle, günlük yaşamlarında: Kırgın aileleri barıştırma çabalarına gönüllü katılmaları, komşuluk ve akrabalık sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir.
6. Bilgelik ve Tecrübe
Apsuara’nın kadim prensiplerinden biri, büyüklerin söz hakkının gençlerden önce gelmesidir. Bu söz hakkı kendilerinden küçükler ile istişare ile birlikte önem kazanır.
Toplumsal örf, adet ve törensel kuralları detaylı şekilde bilmesi, benzer vakalarda geçmişte uygulanan çözümleri hatırlayabilmesi, sözlü gelenek ve hukuki teamülleri taşıyabilmesi beklenir.
7. Toplumsal Uyum ve Arabuluculuk Yatkınlığı
Bir mahkeme üyesi için insanlar arasındaki uyuşmazlığı çözmek yalnızca bir görev değil, bir yaşam biçimidir. Üyeler: Günlük hayatta da tansiyonu düşüren, tartışmaları adil şekilde yöneten, gerektiğinde kendi ailesi içinde bile arabuluculuk yapan kişiler olmalıdır.
8. Söz ve Davranış Tutarlılığı
Apsuara’da söz, verilen bir ahit ve toplumsal bağdır. Bu nedenle mahkeme üyeleri: Verdikleri sözü mutlaka yerine getirmeli, aynı konuda çelişkili ifadeler kullanmamalı, sözü ile davranışı arasında uyum sağlamalıdır.
ABHAZ GELENEKSEL HUKUK SİSTEMİNİN AHLAKİ VE ETİK YAPISI
Abhaz toplumu, tarih boyunca toplumsal düzenini korumak, adaleti sağlamak ve bireyler arası ilişkileri düzenlemek amacıyla yazılı olmayan hukuk kurallarına dayalı bir adalet sistemi geliştirmiştir.
Abhaz adalet sisteminde örf ve adet hukukunun temeli, “Apsuara” adı verilen etik–ahlak sistemine dayanır. Abhaz toplumunda hukuk ve adalet anlayışı, toplumsal düzenin ve barışın korunmasından sorumlu olan halk mahkemeleri aracılığıyla Apsuara sistemi üzerine inşa edilmiştir.
“Apsuara” kavramı kelime anlamı itibarıyla “Abhazlık” olarak çevrilebilir.[9] Ancak bu kavram, yalnızca bir kimliği tanımlamakla kalmaz; aynı zamanda Abhazların tarihsel süreç içerisinde geliştirdikleri kültürel, ahlaki ve toplumsal davranış biçimlerinin bütününü temsil eder. Apsuara, nesiller boyunca aktarılarak süreklilik kazanan ve toplumun etik kodlarını belirleyen bir yaşam felsefesidir. Abhaz halkının geleneksel kültürüdür.[10]
Apsuara, bir Abhaz’ı yaşamının her alanında yönlendiren tüm ahlaki ve etik fikirleri kapsayan manevi bir kültürdür. Bireylere nasıl davranmaları gerektiğini öğreten, onlara yol gösteren bir kılavuz niteliği taşır. Abhazların etno-psikolojik yapısı büyük ölçüde, bireyin toplumla ilişkisini düzenleyen Apsuara normlarıyla biçimlenmiştir.
M. A. Labakhua, Apsuara’yı geniş anlamda Abhaz halkının tarihsel olarak belirlenmiş doğal, ekonomik, gündelik ve sosyo-politik varoluş koşullarının bir bütünü olarak tanımlar.[11]
Ş. D. İnal-ipa ise Apsuara’nın özünde “Abhaz alamısı”nı (onur, vicdan, ahlak) barındırdığını; yani kültürün ahlaki, etik ve estetik yönünü oluşturan orijinal Abhaz gelenek ve görenekleri ifade ettiğini belirtir.[12]
Diasporada yaşayan Abhaz mahkeme üyelerinin yaşam biçimleri Apsuara öğretisine dayanmaktadır. Halk mahkemelerinde görev alan üyeler, Apsuara’nın temsilcileri olarak görülürler. Bu üyeler Apsuara öğretisini ve normlarını çok iyi bilmek, bunları hayatlarının merkezine yerleştirmek zorundadır. Mahkeme süreçlerinde görev alırken, tahkikat yaparken, karar alırken, yargılama yaparken ve hüküm verirken Apsuara ilkelerini referans alırlar; bu ilkelerden sapmamaya özen gösterirler.
Apsuara’ya göre birey, yalnızca kendisinden değil, içinde yaşadığı topluluktan da sorumludur. Bu yönüyle Apsuara, bireysel özgürlük ile toplumsal uyum arasında bir denge kurar. Bu dengenin korunması ise halk mahkemeleri aracılığıyla sağlanır. Mahkeme üyeleri, karar verirken yalnızca olgusal durumu değil, tarafların toplum içindeki saygınlığını, niyetlerini ve barışa katkılarını da göz önünde bulundurur.
Abhaz geleneksel halk mahkemesi üyelerinin yaşam biçimi, yalnızca hukuki bir rolü değil, bütüncül bir kültürel-ahlaki temsil görevini içerir. Apsuara’nın doğruluk, tarafsızlık, bilgelik, saygınlık ve toplumsal sorumluluk temelli ilkeleri, mahkeme üyelerinin hem özel hem de kamusal yaşamlarında rehber olarak kabul edilir.
MAHKEME ÜYELERİNİN EĞİTİM SÜRECİ
Türkiye diasporasındaki Abhazların eğitim süreci, erken çocukluktan itibaren toplum içinde başlar ve yaşam boyu yine toplum içinde şekillenir. Bu eğitim biçimi, gözlem, katılım ve deneyim esasına dayanır. Bu süreç; evde, komşuda, köyde, düğünlerde, cenazelerde, misafir ağırlama törenlerinde, toplumsal dayanışma etkinliklerinde, bağ ve bahçe işlerinde, kısacası gündelik yaşamın her alanında, gözlem ve deneyim yoluyla gerçekleşir.
Bir Abhaz’ın yaşamı boyunca katıldığı doğum, düğün, cenaze, misafir ağırlama, barıştırma ve uzlaşma gibi toplumsal törenler, yalnızca sosyal birliktelikler değil, aynı zamanda birer “eğitim mekânı”dır. Bu törenlerde birey, davranış biçimlerini gözlemler, toplumun değerlerini içselleştirir ve Apsuara ilkeleriyle uyumlu davranış kalıplarını öğrenir.
Abhaz yaşam biçiminde gençler, büyüklerinin yanında yetişerek ve onları örnek alarak hayata hazırlanırlar. Apsuara öğretisine göre Eyıdzbı[13] ve Ayhabı[14] olarak adlandırılan toplumsal statüler, kendine özgü kuralları ve ayrı bir eğitim sürecini içinde barındırır. Genç birey önce Eyıdzbılık döneminde toplumsal yaşamın inceliklerini görerek, duyarak ve yaşayarak öğrenir; ardından olgunlaşarak Ayhabılık aşamasına erişir. Bu anlayışı en özlü biçimde ifade eden “Eyıdzbılık öğrenilmeden Ayhabılık öğrenilemez” sözü, geleneğin ruhunu yansıtan güçlü bir anlatımdır.
Türkiye Abhaz diasporasında yaşayan geleneksel mahkeme üyeleri, görevleriyle ilgili olarak herhangi bir resmî okulda ya da kurumda eğitim almamışlardır. Bununla birlikte, 1900’lü yılların başlarında Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Sümbüllü Köyü’nde, kısa süreliğine de olsa gayri resmî nitelikte bir “Abhazlık eğitimi” okulunun açıldığı bilinmektedir.[15] Bu okulda verilen dersler arasında mahkeme uygulamalarına dair pratik bilgilerin de yer aldığı düşünülmektedir. Nitekim Hendek yöresinde halk arasında, bu okula atıfla “Abhazlık öğreneceksen atını Sümbüllü’ye sür” sözü bilinmektedir.
ETKİLİ KONUŞMA VE HİTABET GELENEĞİ
Abhaz toplumunda hitabet sanatı, geleneksel kültürün temel taşlarındandır. Özellikle halk mahkemelerinde güçlü bir retorik ve belagat, adaletin tesisinde belirleyici bir rol oynamıştır. Bu mahkemelerde görev alan üyeler, Abhaz dilini ustalıkla kullanan, etkileyici konuşma yeteneğine sahip, kelime dağarcığı geniş ve ifade yeteneği gelişmiş kişilerden seçilirdi. Bu nitelikleriyle onlar, yalnızca hukukun değil, aynı zamanda sözün de gerçek ustalarıydı.
Abhaz halkı, en zengin sanatlı konuşma geleneğine sahip toplumlardan biri olarak kabul edilir. Halk mahkemelerinde çözümsüz görünen meseleler bile çoğu zaman dilin etkili kullanımıyla sonuçlandırılırdı. Mahkemelerde söz alan bilge kişilerin konuşmaları büyük bir dikkatle dinlenir, bu sözlere derin bir saygı gösterilirdi. Abhaz kültüründe dili iyi kullanan, etkili ve düzgün konuşan kişiler her zaman saygı görmüş, toplum içinde ayrıcalıklı bir yere sahip olmuşlardır.
Halk mahkemelerinde görev yapan doğal hâkimlerin hitabet yeteneği o kadar güçlüydü ki, onlar için “bir kelimeyle bir kazan suyu kaynatır” denirdi.[16] Benzer şekilde, “Kişilerin dudaklarından altın akar” sözü de bu hatiplerin etkileyici konuşmalarını ifade ederdi. Abhazlar, kelimenin gücüne büyük anlam yüklemiş; bunu “Kelimeler ölüleri diriltebilir” atasözüyle vurgulamışlardır.
Halk meclisleri ve mahkemeleri, aynı zamanda doğal birer hitabet okulu işlevi görüyordu. Bu meclislerdeki demokratik tartışma ortamı, hatiplerin yeteneklerini sergileyebilmesi için uygun bir zemin sunardı. Gerçeği arayışa dayalı diyaloglar, argümanlar ve karşı argümanlar sunulur; düşünceler bu tartışmaların sonucunda şekillenirdi.[17] Böylece hitabet, sadece bir söz sanatı değil, toplumsal bilincin gelişiminde de etkili bir araç haline gelmişti.
Abhaz konuşma kültüründeki etik, nezaket ve görgü kurallarının, kökeni Apsuara’ya dayanır. Apsuara, sözün gücünü sorumlulukla kullanmayı, karşıdakine saygı göstermeyi ve doğruluk ilkesine bağlı kalmayı gerektirir.
Gürcü akademisyen S.N. Janashia, Abhaz köylüsünün hitabet yeteneği ve zarafetinin, “Milletler Cemiyeti’ndeki deneyimli diplomatlara dahi örnek olabilecek düzeyde” olduğunu belirtmiştir.[18]
F. Bodenstedt, okuma yazma bilmeyen Abhazların bile olağanüstü hitabet yetenekleriyle dinleyicileri hayran bıraktığını ifade etmiştir.[19]
K.D. Machavariani, Abhaz halk mahkemelerini şu sözlerle betimlemiştir: “Halk mahkemeleri, Abhazlar arasında seçkin hatipler yetiştirir. Her taraftan toplanmış kalabalığın önünde yaşlı bir Abhaz’ın konuşmasını dinleyin. Sıradan bir hatip ya da yerel bir şair bile, mantıksal tutarlılığı ve sözlerinin melodik uyumuyla dinleyiciyi etkiler. Sağduyuya dayanan konuşmaları, benzetmeler, mecazlar ve imgelerle doludur. Bu sözlerde atalardan miras kalan bilgeliği ve yaşam tecrübeleriyle yoğrulmuş öğütleri duyarsınız.”[20]
Bu anlatımlar, Abhaz hitabet geleneğinin sadece bir iletişim biçimi değil, aynı zamanda toplumsal kimliğin, bilgelik aktarımının ve adalet anlayışının temel unsurlarından biri olduğunu göstermektedir.
MAHKEME SÜRECİNİN İŞLEYİŞİ
Türkiye’deki Abhaz toplumunda yaşanan olumsuz olaylar ve anlaşmazlıklar karşısında, toplumsal barışı korumak, gerginlikleri azaltmak ve kan davası gibi zincirleme intikam eylemlerini önlemek amacıyla duyarlı bireyler harekete geçerek çözüm arayışına girmişlerdir. Bu süreçte temel hedef, toplumda barış ve uyumu yeniden tesis etmek, taraflar arasındaki uyuşmazlıkları geleneksel hukuk kuralları çerçevesinde çözmek olmuştur.
Uyuşmazlıkların çözümünde ilk adım olarak olayın tanıkları, tarafların yakınları, komşuları ve köyün ileri gelenlerinden oluşan köy meclisleri devreye girmekteydi. Abhaz toplumsal yapısı bireyselciliği değil, kolektif yaşam anlayışını esas alır. Apsuara normlarına göre her birey yalnızca kendi onurundan değil, aynı zamanda arkadaşının ve toplumunun onurundan da sorumludur. Bu nedenle bir Abhaz’ın yaşadığı sorun, tüm toplumun sorunu olarak kabul edilirdi. Toplumun bu denli güçlü bir dayanışma içinde olması, bireysel sorunlara kayıtsız kalmayı büyük bir ayıp haline getirmiştir.
Halk mahkemelerinde görev alan kişiler, toplumun güvenini kazanmış temsilciler olarak görülürlerdi. Bu temsilcilik, sadece bilgi ve deneyim değil, aynı zamanda yüksek bir ahlaki sorumluluk da gerektirirdi.
Basit uyuşmazlıklarda taraflar öncelikle kendi çevrelerindeki büyükler, aile temsilcileri ve köyün saygın kişileriyle bir araya gelerek meseleyi büyütmeden, diyalog yoluyla çözmeye çalışırlardı. Ancak ölümlü olaylar gibi ciddi ve kan davasına dönüşme riski yüksek davalarda süreç daha karmaşık bir hal alırdı.
Bu tür durumlarda köyün Büyükler Heyeti önce kendi arasında toplanarak durumu değerlendirir, çözüm yolları arar ve belirledikleri stratejiyi hemen uygulamaya koyarlardı. İlk adım olarak, çevre köylerden veya bölgelerden saygın, sözüne güvenilen, geleneksel hukuku iyi bilen, halkın sevgi ve saygısını kazanmış bilge büyüklere haberci gönderilirdi. Bu kişiler gönüllülük esasına göre mahkemelere katılır, toplumun barışına katkıda bulunmayı bir görev sayarlardı. Bu süreçte maddi bir karşılık söz konusu değildi.
Haberciler olayın mahiyetini aktarır, belirlenen mahkeme tarihini bildirir ve bilge büyükleri davet ederlerdi. Davete icabet eden büyükler, mahkeme öncesinde olay hakkında bilgi toplayarak hazırlıklı şekilde gelirlerdi. Türkiye’deki Abhaz toplulukları arasında bu tür davalar sırasında şehirlerarası yardımlaşma oldukça yaygındı. Örneğin Bursa, İnegöl, Eskişehir, Bilecik veya Bozüyük gibi bölgelerde yaşanan olaylara Sakarya ve Düzce’den; kimi zaman da tam tersi yönden büyükler davet edilirdi. Hatta bazı durumlarda Sakarya ve Düzce’den Afyon ya da Kütahya’ya kadar gidildiği bilinmektedir. En son 2007 yılında Bilecik’te kurulan bir halk mahkemesine Sakarya ve Düzce’den büyüklerin katıldığı kaydedilmiştir.
Belirlenen tarihte, olayın yaşandığı köydeki yerel büyükler ile davet edilen bilge kişiler bir araya gelirdi. Mahkeme süreci boyunca gelen tüm konuklar köy halkı tarafından misafir edilir, ihtiyaçları karşılanırdı. Her ev, misafir ağırlamaktan onur duyar; çoğu zaman konukların şerefine Aştüa kesilirdi.
Bu mahkemelerde bilge büyüklerin yanı sıra, onlara eşlik edecek Eyıdzbılar da davet edilirdi. Bu uygulamanın temel amacı, gençlerin sürece tanıklık ederek deneyim kazanmalarını, büyüklerini örnek alarak geleneksel hukuk bilgisi edinmelerini sağlamaktı. Aynı zamanda onların da fikirleri dinlenir, sürece katkıda bulunmaları teşvik edilirdi.
Abhaz toplumunda “Bugünün Eyıdzbısı yarının Ayhabısıdır” anlayışı hâkimdi. “Eyıdzbılık yapmadan Ayhabılık öğrenilemez” sözü Abhazlar arasında çok sık kullanılan bir ifadeydi.
Mahkemelerin süresi olayın büyüklüğüne göre değişmekteydi; bazı durumlarda bir haftayı, bazen de bir ayı bulmaktaydı. Bu süre boyunca köy halkı misafirleri evlerinde konuk eder, tüm ihtiyaçlarını karşılardı.
Birinci Aşama: Durum Değerlendirmesi ve Temsilci Gönderilmesi
Mahkeme, genellikle taraflarla bağı olmayan bir mekânda gerçekleştirilirdi. Sürecin başında ev sahibi köyün büyükleri, davetli bilgelere olayın tüm yönlerini ayrıntılı biçimde anlatırdı. Zaten ön araştırma yaparak gelen misafir büyükler, bu bilgilendirme sayesinde davanın mahiyetine tam olarak hâkim olurlardı.
Durum değerlendirmesinin ardından, suçlu ve mağdur tarafı temsil eden her iki aileye de mahkeme adına temsilciler gönderilirdi. Önce mağdur aileye, ardından da suçlanan aileye gidilirdi. Temsilciler, aile büyüklerine mahkeme heyetindeki büyüklerin selamını ileterek süreci başlatırlardı.
Temsilcilerin temel görevi, taraflardan mahkeme heyetinin yargılama sürecine tabi olacaklarına dair teyit almak ve verilecek kararlara uyacaklarına dair söz almaktı. Temsilciler, ailelere “Bu işi bize (yüce mahkeme heyeti) veriyor musunuz?” şeklinde bir öneride bulunur; taraflar bu öneriyi kabul ettiklerinde süreç resmiyet kazanmış olurdu.
Abhazların geleneksel yargı sistemi, örf ve adet hukukuna dayanan, toplumun kültürel yapısıyla bütünleşmiş bir kurumdu. Halkın yüzyıllar boyunca geliştirdiği bu sistem, adalet, tarafsızlık ve güvenilirlilikle tanınırdı. Hiç kimse halk mahkemelerinin dürüstlüğünden kuşku duymazdı; çünkü bu kurum, binyıllardır toplumun vicdanını temsil eden bir yapı olarak görülürdü.
Temsilciler, her iki aileye de, seçilecek Axudıkutsa[21] (Ахәдықәҵа) için yetki verip vermeyeceklerini sorar ve onaylarını alırlardı. Axudıkutsa’ların seçiminde her iki ailenin de rızası zorunluydu. Ailelerin onay (vekâlet) vermediği kişiler Axudıkutsa olarak atanamazdı. Onay süreci tamamlandıktan sonra temsilciler, mahkeme heyetine durumu rapor ederlerdi.
İkinci Aşama: Axudıkutsa’ların Belirlenmesi
Mahkeme heyeti, her iki aileyi temsilen görev yapacak Axudıkutsa’ları belirlerdi. Genellikle iki kişi olan bu garantörler, tarafsızlıkları, dürüstlükleri ve toplumdaki saygınlıklarıyla tanınan kişiler arasından seçilirdi. Axudıkutsa’lar, temsil ettikleri ailelerle kan bağı bulunmayan, özlü ve sözü bir, toplumda itibarlı bireyler olmalıydı.
Axudıkutsa olmak, büyük bir sorumluluk gerektirirdi. Bu kişiler, kefil oldukları ailelerden ve verdikleri kararlardan bizzat mesul tutulurlardı. Yıllar sonra taraflardan biri alınan karara uymazsa, Axudıkutsa’lar da toplum nezdinde sorumluluk altına girerdi. Bu nedenle kimse, mahkeme kararlarını çiğneyerek toplumun güvenini sarsmayı göze almazdı.
Axudıkutsa’lar, toplum önünde bir aileye kefil olduklarında, bu davranış onurlu bir duruş olarak görülürdü. Kefil olunan aile de, bu kişilere saygısızlık etmeyi ya da onları zor durumda bırakmayı kendine yakıştıramazdı. Aksi davranışta bulunanlar Amahagea-Амаҳагьа (lanetli kişi) olarak nitelendirilir ve toplum tarafından dışlanırlardı.
Üçüncü Aşama: Araştırma ve Tahkikat Süreci
Mahkeme heyeti tarafından görevlendirilen Axudıkutsa’lar, davaya ilişkin araştırma sürecine başlarlardı. Bu süreçte yanlarında daima bir yardımcı bulunurdu. Bu kişi, hem araştırma sürecine destek olur hem de tüm sürece tanıklık ederdi.
Axudıkutsa’lar, adeta birer dedektif gibi çalışarak olayın tüm yönlerini araştırırlardı. Taraflarla birebir görüşür, görgü tanıklarını dinler, delilleri toplar ve olayın bütününü anlamaya çalışırlardı. Bu araştırmalar, mahkeme tarafından belirlenen süre içerisinde tamamlanmak zorundaydı.
Tahkikat süreci sona erdiğinde Axudıkutsa’lar, yaptıkları araştırmaların sonucunu mahkeme heyetine sunar ve gerekli bilgilendirmeyi yaparlardı. Bu aşamadan sonra, yargılama sürecinin yapılacağı mahkeme günü ilan edilirdi.
Dördüncü Aşama: Duruşma ve Yargılama Süreci
Belirlenen duruşma günü geldiğinde, mahkeme heyeti, her iki aile temsilcileri ve Axudıkutsa’lar tarafsız bir evde toplanarak yargılama sürecine geçerlerdi. Oturumun yapıldığı mekân, tarafsızlığı simgeleyen bir yer olarak seçilirdi.
Mahkeme heyetini oluşturan hâkimlerin yanı sıra, onlara yardımcı olan Ayhabılar ve Eyıdzbılar, uyuşmazlık içindeki aile temsilcileri ve seçilmiş Axudıkutsa’lar da oturumda hazır bulunurdu. Oturumlarda genellikle en kıdemli, deneyimli ve sözü geçen kişiler (Abırglar) [22] görev alırdı.
Mahkemeler halka açık şekilde yapılırdı; köy halkı da duruşmalara katılarak hem dinleyici hem de “vicdan jürisi” işlevi görürdü. Halkın varlığı, yargılamanın meşruiyetini ve adalet duygusunu pekiştirirdi.
Hâkimler her zaman tarafların merkezinde konumlanırdı. Aile temsilcileri, birbirlerinin konuşmalarını doğrudan duyamayacakları bir uzaklıkta, mahkeme salonunun iki yanında otururlardı. Bu düzen, duygusal gerilimi azaltmak ve sürecin sağlıklı ilerlemesini sağlamak amacıyla uygulanırdı.
Oturum, en kıdemli hâkim olan mahkeme başkanının açılış konuşmasıyla başlardı. Ardından mahkeme adına seçilmiş bir konuşmacı dava hakkında genel bilgi verir, sürecin çerçevesini özetlerdi. Sonrasında iki Axudıkutsa, sırayla söz alarak savunmalarını sunardı.
İlk olarak mağdur tarafın Axudıkutsa’sı konuşur, yürüttüğü tahkikat sürecini, topladığı delilleri ve ulaştığı bulguları ayrıntılı şekilde aktarırdı. Ardından suçlu tarafı temsilen diğer Axudıkutsa söz alır ve kendi araştırma sonuçlarını aynı açıklıkla sunardı.
Axudıkutsa’lar, argümanlarını herkesin duyabileceği biçimde, yüksek sesle ve net bir dille ifade etmek zorundaydılar. Yalan beyan, bu mahkemelerde en büyük ahlaki suç sayılırdı. Eğer birinin yalan söylediği tespit edilirse, bu kişi “onursuz” ilan edilir ve toplumdan dışlanırdı.
Sunumlar tamamlandıktan sonra mahkeme heyeti, söz almak isteyen başka kimse olup olmadığını sorar, varsa onları dinlerdi. Tüm ifadeler alındıktan sonra heyet kendi arasında çekilerek kapsamlı bir müzakere sürecine girerdi. Deliller, tanık beyanları ve Axudıkutsa’ların sunumları dikkatle incelenir; ataların benzer durumlarda verdikleri kararlar hatırlanırdı.
Bu değerlendirme sürecinde, büyüklerin deneyimleriyle yeni emsaller (örnek kararlar) geliştirilir, daha adil ve etkili çözüm yolları aranırdı. Nihai amaç, tarafları uzlaştırmak ve toplumun vicdanını tatmin edecek bir adaletin tecellisini sağlamaktı.
Beşinci Aşama: Kararın Açıklanması ve Barış Ritüeli
Mahkeme heyeti kararını verdikten sonra, hâkimler yeniden yerlerine geçer ve her iki tarafı sırayla davet ederdi. Taraflara, davaya eklemek istedikleri yeni bir husus olup olmadığı sorulurdu. Eğer taraflardan biri ek beyanda bulunmak isterse, buna izin verilirdi.
Yeni bir ekleme yapılmadığı takdirde, kıdemli hâkim davayı baştan sona özetler ve sonunda mahkeme kararını açıklar, alınan kararın gerekçelerini topluma duyururdu. Konuşmacı, anlatımı sırasında sık sık taraflara dönerek “Doğru mu söylüyorum? Bir şeyi atladım mı?” gibi sorularla doğrulama yapar, ancak tarafların onayından sonra konuşmasına devam ederdi.
Kararın ardından, her iki aile temsilcileri ve Axudıkutsa’lar, mahkemeye kararın sonuçlarını kabul ettiklerini bildirirlerdi. Bu kabul, yalnızca bir hukuki onay değil, aynı zamanda toplumsal bir sözleşme anlamı taşırdı. Mahkemenin kararı yazılı bir hükümden ziyade, “toplum vicdanının onayladığı bir barış akdi” niteliğindeydi.
Halk mahkemesinin kararları, toplumun her kesimi için bağlayıcıydı. Karar aleyhinde olan güçlü taraf dahi bu karara itiraz etmezdi; çünkü adaletin toplumsal uzlaşıyla sağlandığı bilinci, bireysel çıkarların üzerindeydi.
Duruşma sonunda, barışan her iki aile adına birer genç heyetin yanına davet edilir, toplum önünde sembolik anlamda kucaklaşırlardı. Ardından taraflara mahkemeye ve topluma gösterdikleri saygıdan ötürü teşekkür edilirdi. Uzlaşmanın ardından “Aştüa Sofrası” adı verilen barış yemeği ritüeli gerçekleştirilirdi. Bu yemek, “barışın hem toplum, hem de Tanrı önünde tescili” olarak kabul edilirdi.
Tören, en kıdemli hâkimin yaptığı kapanış konuşmasıyla son bulurdu. Bu konuşma, hem tarafların barışını kutsar hem de toplumun birlik ve huzurunu pekiştiren bir dua niteliği taşırdı.
TÜRKİYE’DE GELENEKSEL MAHKEMELERİN VERDİĞİ KARARLAR
Türkiye’deki Abhaz diasporasında kurulan Geleneksel Halk Mahkemeleri, toplumsal barışın korunması, kan davalarının önlenmesi, gerginliklerin büyümeden çözülmesi ve adaletin toplum içinde sağlanması amacıyla faaliyet göstermekteydi. Bu mahkemelerin temel hedefi; yaşanan hadiselerin kan davasına dönüşmesini engellemek, daha fazla kan dökülmesini önlemek, problemli aileler arasında barışı tesis etmek, toplumsal uyumu güçlendirmek ve “Apsuara” anlayışı çerçevesinde adaletli kararlar alınmasını sağlamaktı.
Cinayetle sonuçlanan hadiselerde mahkemelerin en öncelikli hedefi, olayın kan davasına dönüşmesini engellemekti. Ancak bu tür vakalarda barışın sağlanması oldukça zordu; aileler arasında sulhun gerçekleşmesi bazen uzun yıllar alabiliyordu. Barış sağlanamasa dahi, düşmanlığın sürdürülmemesi ve karşılıklı kıyımların önlenmesi için yoğun çaba harcanırdı.
Halk Mahkemeleri, kan davalarını tamamen ortadan kaldıramasa da, bu tür olayların büyümesini ve toplumsal yıkıma dönüşmesini önlemede önemli rol oynamıştır.
Cinayet gibi ağır suçlarda verilen en ağır kararlardan biri, suçlu kişinin ve ailesinin yaşadıkları köyü belirli şartlar çerçevesinde terk etmelerinin istenmesiydi. Bu ceza, toplum dilinde “sürgün” olarak biliniyordu.
Sürgün edilen aileye genellikle belirli bir süre tanınır, bu süre zarfında evini, malını ve mülkünü satmasına izin verilirdi. Ancak suçun ağırlığına göre bu hak da kaldırılabilirdi. Çok ağır suçlarda sürgün koşulları daha sertleştirilir ve suçlu ile destekçileri “Axırçüara”(tehcir) edilirdi. Bu kişiler klandan dışlanır, soyadları kaldırılır ve toplumla her türlü sosyal ilişkileri kesilirdi.
Mahkeme kararlarında, geçmişte yaşanmış benzer olaylar emsal olarak kabul edilirdi. Önceki davalarda verilen hükümler detaylarıyla paylaşılır, taraflara geçmişten alınan dersler hatırlatılırdı. Bu uygulama, hem adalet duygusunun hem de geleneksel hukuk bilincinin toplumda yerleşmesini sağlamıştır.
Türkiye’de faaliyet gösteren Abhaz Halk Mahkemeleri, ülkenin hukuk sistemine müdahil olmaz, devletin verdiği kararlara saygılı davranırdı. Ancak bazı durumlarda, özellikle ağır suçlarda, mahkeme suçlu aileye devlet mahkemesinde avukat tutma hakkını kısıtlayabilir ve devletin vereceği karara koşulsuz tabi olmasını emredebilirdi. Bu, yalnızca çok ağır suçlarda uygulanan istisnai bir durumdu.
Geleneksel hukukta alınan kararlara uymayan, mahkeme hükmünü çiğneyen veya toplumsal barışı tehdit eden kişiler Amahagea ilan edilirdi. Bu, bir Abhaz için ölümden bile ağır bir cezaydı. Amahagea ilan edilen kişi lanetlenir, toplumdan tamamen dışlanır, kimse onunla konuşmaz veya selamlaşmazdı.
Ailesi ve akrabaları dahi onunla ilişkilerini kesmek zorunda kalırdı. Bu kişiler cenaze, düğün, bayram gibi hiçbir toplumsal etkinliğe kabul edilmez, misafirperverlik hakkından da mahrum bırakılırlardı. Amahagea ilan edilme korkusu, Abhaz toplumunda son derece güçlü bir caydırıcı unsur olarak işlev görmüştür.
TÜRKİYE’DE YAŞANMIŞ MAHKEME ÖRNEKLERİ
İki Türk Ailesinin Barıştırılma Süreci
23 Haziran 1989 tarihinde, Türkiye’nin Bolu iline bağlı Kaynaşlı[23] ilçesinde, aralarında husumet bulunan iki köklü Türk ailesi arasında bir bombalama olayı meydana gelir. O dönemde Kaynaşlı Belediye Başkanlığı görevini yürüten aile mensubuna, içine bomba düzeneği yerleştirilmiş bir paket gönderilir. Patlamanın ardından üç kişi hayatını kaybeder.
Olay sonrasında bölgede ciddi bir gerginlik yaşanır. Devlet yetkilileri ile yerel yöneticiler barışın sağlanması amacıyla çeşitli girişimlerde bulunsa da somut bir sonuç elde edilemez ve husumet uzun yıllar devam eder.
1999 yılına gelindiğinde, olayın üzerinden on yıl geçtikten sonra, Abhaz toplumunun saygın büyüklerinden bazılarına arabuluculuk yapmaları yönünde bir teklif iletilir. Bu teklifi kabul eden isimler; Nüfren (Soğuksu) Köyü’nden Vanaca Talat, Efteniye Köyü’nden Batır Şemsettin ve Sazköy’den Sukba Servet olur.
Bu üç saygın büyüğün yürüttüğü görüşmeler sonucunda, tarafsız bir mekânda her iki aile büyüklerinin, bazı devlet temsilcilerinin ve Abhaz toplumunun kanaat önderlerinin katılımıyla kapsamlı bir toplantı düzenlenir. Toplantı için “u” şeklinde bir masa düzeni oluşturulur. Masanın başında devlet temsilcileri, iki yanında ise her iki ailenin mensupları yer alır.
Oturuma Talat Vanaca başkanlık eder. Husumetli ailelerden birinin Axudıkutsa’sı Sukba Servet, diğerinin ise Batır Şemsettin olarak belirlenir ve her iki aile de bu görevlendirmeyi kabul eder.
Toplantı sürecinde Axudıkutsa’lar, aileler adına söz alır. Ardından oturum başkanı Talat Vanaca, barışın önemini vurgulayan etkileyici bir konuşma yapar. Ailelerin onurunu zedelememeye özen gösterilerek barış ilan edilir. Taraflar barışmayı kabul eder ve Aştüa yemeği yenilerek husumet resmen sona erdirilir.
Gerçekleştirilen bu barıştırma toplantısı, dönemin TRT yayınlarında ve ulusal gazetelerde haber olarak yer bulur. Abhaz Halk Mahkemesi geleneğiyle yetişmiş büyüklerin sahip oldukları tecrübe ve birikim, iki aile arasında kalıcı bir uzlaşının sağlanmasında belirleyici rol oynamıştır.
Not: Olayda adı geçen ailelerin kimlikleri kişisel mahremiyete saygı gereği paylaşılmamıştır.
Bolu Cezaevi’nde Barış Mahkemesi
1980’li yıllarda Mardin’in Kızıltepe ilçesinde Belediye Başkanının öldürülmesi, bölgede iki köklü aile arasında derin bir husumetin doğmasına neden olmuştur. Cinayeti işleyen aile mensubunun 2000’li yılların başında Bolu Cezaevi’nde hükümlü bulunması üzerine, cezaevinde yatan Düzceli tanınmış isimlerden Ferda Seven arabuluculuk girişiminde bulunmuştur.
Ferda Seven’in başlattığı bu girişim, dönemin Düzce Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz ile Bolu Anavatan Partisi İl Başkanı Zekeriya Korkmaz’ın (Beşyüz- Dipşov) da sürece katılmasıyla daha kurumsal bir barıştırma çalışmasına dönüşmüştür. Seven’in talebi üzerine, Düzce’de yaşayan bazı Abhaz büyükleri de arabuluculuk heyetine dâhil edilmiştir.
Devletin izin vermesiyle birlikte Mardinli aile büyüklerinin bilgilendirilmesi ve tarafların onay vermesinin ardından, Bolu Açık Cezaevi’nin bahçesinde bir barış toplantısı düzenlenmiştir. Toplantıya her iki aile mensuplarının yanı sıra devlet yetkilileri, arabulucular, Mardinli bazı Senatörler ve sürece katkı sunmak üzere davet edilen Abhaz büyükleri katılmıştır.
Görüşme sırasında Mardinli aileleri temsilen söz alan büyükler toplantının amacına uygun bir konuşma yaparak, barışın önemine vurgu yapmış; ardından kürsüye gelen Abhaz büyükleri ise güçlü hitabetleriyle tüm katılımcılar üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Yapılan konuşmaların sonunda barış ilan edilmiş, Abhaz geleneklerine uygun şekilde Aştüa kesilmiş ve barış sofrası kurulmuştur.
Tanıklardan Zekeriya Beşyüz toplantıya katılan Abhaz büyüklerini şu sözlerle değerlendirmiştir: “Toplantı esnasında büyükler sanki üniversitede sosyoloji, psikoloji bölümlerini bitirmiş gibiydi. İnsan doğasını çok iyi biliyor, ona göre konuşuyorlardı. Belagat ve hitabetleri çok üst düzeydi; insanın nefsini okşayarak, mağdur olan tarafı dahi onurlandırarak konuşuyorlardı.”
Toplantı boyunca Mardinli aile büyükleri ile Abhaz büyükleri arasında samimi bir dostluk ortamı oluşmuş, taraflar sanki yıllardır birbirlerini tanıyormuşçasına yakınlık göstermiştir. Bu barış girişimi, dönemin basınında da haber olarak yer almıştır.
Not: Mardinli ailelerin kimlikleri ile toplantıya katılan Abhaz büyüklerinin isimleri, tanıkların hatırlamaması ve hassasiyet gereği belirtilmemiştir.
Bu iki örnek, Abhaz büyüklerinin arabuluculuk ve uzlaştırıcılık konusundaki doğal yeteneklerinin yalnızca kendi topluluklarına değil, farklı etnik ve kültürel çevrelere de yansıdığını göstermektedir. Olay, geleneksel halk mahkemelerinin toplumsal barışın sağlanmasında ne denli etkili olabileceğini belgeleyen önemli tarihî örneklerden biridir.
Darıyeri Köyü Barıştırma Mahkemeleri
Düzce’nin Darıyeri Abhaz Köyü’nde geleneksel olarak Cuma namazı sonrasında, köy camisinin bahçesinde bulunan peke (tahta sedir) üzerinde köyün tüm mahallelerinden gelen büyükler bir araya gelirdi. Bu toplantıların temel amacı, köyde yaşanan anlaşmazlıkları çözmek, dargın aile veya bireyleri barıştırmak ve toplumsal huzuru tesis etmekti. Düzenli şekilde her Cuma gerçekleştirilen bu buluşmalar, köy yaşamında adeta kurumsal bir barış meclisi işlevi görmekteydi.
1980’li yıllarda köyde iki aile arasında çıkan bir kavga sonucu bir kişi yaralanmış ve taraflar arasında ciddi bir husumet ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine geniş katılımlı bir toplantı düzenlenmiş; köyün ileri gelenlerinden oluşan ihtiyar heyeti, mahkeme niteliğindeki jürinin görevini üstlenmiştir.
Öncelikle taraflar adına seçilen temsilciler olayı tüm ayrıntılarıyla aktarmış, ardından heyet kısa bir müzakere yaparak durumu değerlendirmiştir. Müzakere sonucunda, tarafların “geleneklere uygun biçimde” barıştırılmasına karar verilmiştir.
Barıştırma töreninde kavga eden kişiler cami avlusuna getirilmiş; her birinin yanında aileyi temsilen birer büyük yer almıştır. Önce aile temsilcisi büyükler birbirleriyle tokalaşıp kucaklaşmış, ardından kavga eden taraflar aynı ritüeli yerine getirmiştir. Bu sembolik ve geleneksel uygulama sonucunda barış sağlanmış, köyde toplumsal huzur yeniden kurulmuştur.
Soğuksu Köyünde Halk Mahkemesi
Sakarya iline bağlı Soğuksu (Cigerda) Abhaz Köyü’nde 1950’li yıllarda, iki aile arasında çıkan bir kavga sonucu bir kişinin yaralanmasıyla başlayan gerginlik, kısa sürede derin bir husumete dönüşmüştü. Toplumsal barışı sağlamak ve kan davasına dönüşebilecek bu çatışmayı yatıştırmak amacıyla çevre köylerden saygın büyüklerin bir araya gelmesiyle geleneksel bir halk mahkemesi kurulur.
Ne var ki, yaralanan tarafın “hasımlığımız devam edecek” sözleriyle intikamdan vazgeçmemesi, süreci zora sokmuş; yapılan birkaç toplantı da herhangi bir uzlaşma sağlanamadan sonuçlandı.
Son oturumda, barışı ısrarla reddeden tarafın direnci üzerine mahkeme heyetinin başkanı Eynipha Kuçuk, ayağa kalkarak kararlı bir şekilde şu sözleri dile getirdi: “Barışı kabul etmezseniz, bundan sonra siz de bizim hasmımızsınız.”
Bu sert fakat adil uyarı, mahkemenin taşıdığı manevi otoriteyi tüm ağırlığıyla hissettirdi. Bunun üzerine aile tavrını değiştirerek barışı kabul etmek zorunda kaldı.
Bu olay, geleneksel halk mahkemelerinin Abhaz toplumundaki etkili konumunu ve caydırıcı gücünü açıkça ortaya koyan çarpıcı bir örnek olarak hafızalara kazındı. Çünkü Abhaz toplumunda mahkemeye karşı gelmek, tüm toplumu karşısına almak anlamına gelir; bu nedenle verilen kararlara herkes koşulsuz saygı duyardı.
Eynipha Kuçuk’un o gün sergilediği kararlı duruş ise, mahkeme heyetinin toplumu temsil eden manevi gücünün en belirgin ve unutulmaz örneklerinden biri olarak anlatıla gelir.
Guma Köyü Mahkemesi[24]
1948 yılında Türkiye’nin Düzce iline bağlı Guma (Derdin) Abhaz Köyü’nde, Argun sülalesi ile Tıqua sülalesi arasında meydana gelen bir olay sonucunda Argun ailesinden bir kişi hayatını kaybeder. Olayın ardından, üç yıl sonra, farklı Abhaz köylerinden yetmiş beş yaşının üzerinde 260 bilge yaşlı bir araya gelerek, adaletin tesisi ve barışın sağlanması amacıyla bir halk mahkemesi kurar. Bu heyet içerisinde, Abhazya’yı bizzat görmüş ve hatırlayan 18 kişi bulunmaktadır. Ayrıca, Tzabal bölgesinden on bilge yaşlı da beraberlerinde yirmi genç delikanlıyla toplantıya katılır.
Toplantıya; Tzabal bölgesine bağlı 10 köyün, çevredeki 22 köyün, ayrıca Akapra ve Bganaa köylerinin de içinde yer aldığı 6 köyün, Bzıp bölgesinin 16 köyünün ve Ahçıpsı bölgesinin 11 köyünün önde gelenleri iştirak eder.
Mahkeme 21 gün sürer. Bu süre zarfında mahkeme heyeti, taraflar ve danışmanlar uzun istişarelerde bulunur, çözüm yolları arar.
21. günün sonunda alınan karara göre: Cinayeti işleyen ve hâlen tutuklu bulunan Tıqipa adlı kişinin canının bağışlanıp bağışlanmaması kararı, tamamen Argun ailesinin inisiyatifine bırakılımıştır. Suça ortak olduğu değerlendirilen Tıqua ailesinden iki hane ile yeğenleri olan Ayüdza ailesinden iki hane köyü terk etmekle yükümlü kılınır.
Geriye kalan aile bireyleri arasında hiçbir düşmanlık veya gerginliğin yaşanmaması; tarafların “birbirine kardeş gibi davranmaları” hükme bağlanır.
Mahkeme heyeti, kararların uygulanmasını teminat altına almak amacıyla, her iki aile adına ikişer kişiyi “gözetmen” olarak görevlendirir. Bu kişiler, verilen hükümlerin ve sözlerin yerine getirilmesini denetlemiştir.
Guma’daki bu mahkeme sürecini anlatan Cengiz Bganba’ya ait “Kardeşlerimiz, Abhazya’mız” isimli eserde bahsedilen bazı önemli anekdotlar Abhazlar’daki adalet anlayışını göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bunlardan bazıları şu şekildedir:
“Mahkemede adaletli bir karar çıkması için canla başla gayret eden Sugba Murat, Abgınba Rasim, Papa Yetim, Agırba Halis, Ayüdzba Yalqan ve Tarba Hüseyin önceden hâkimler kuruluna seçilmişlerdi. Ancak Abgınba Rasim bir gece damatları olduğu Tıqua’ların evinde görüldüğü için beşinci sıraya düşürüldü. Ayrıca Agırba Kaşif diye hatırlı biri daha vardı, ancak o da eskiden bir Ayüdzba ile karşılıklı kan dökmüştü. Bu yüzden kendisi suç işlemiş birinin, böyle bir hakkı olamayacağı düşüncesiyle Sugba Murat tarafından hâkimler kurulundan çıkarılması istendi. Bu itiraz karşısında Agırba Kaşif de tek kelime etmeden sessizce kuruldan ayrılıverdi. Toplantının 24. günü saat 11.00’de karar açıklanacaktı. Aslında kararı Abgınba Rasimbey açıklayacaktı ama daha önce kimseye haber vermeden damadı olduğu Tıqua’lara gittiği için bu görev kendisinden alınarak Sugba Murat’a verildi.”
Bir Türk Hâkimin Gözünden Abhaz Halk Mahkemesi[25]
1950’li yıllarda Sakarya’nın Akyazı ilçesine bağlı Akbalık Abhaz Köyü’nde, Gogen ailesinden bir birey, Papat ailesinden birinin evlatlığını öldürmüştür. O dönemde Akyazı’da görev yapmakta olan bir Türk hâkim, olay sonrası kurulan Abhaz halk mahkemesinin tüm oturumlarına katılmış ve süreci şu şekilde aktarmıştır:
“Cinayet sonrası komiteyi, husumetli iki aile değil, arabulucu konumundaki ehil kişiler oluşturdu. Öncelikle iki taraf için birer vekil tayin edildi. Her iki vekil, ailelerden tam yetki (vekâlet) alarak davayı yürütmekle görevlendirildi. Bu aşamadan sonra aileler sürece müdahil olmadı.
Kefiller, araştırmalarını tanıklarla birlikte yürüttüler. Elde edilen bilgiler mahkeme heyetine sunuldu. Heyet, geçmişteki emsal davaları da dikkate alarak istişare yaptı.
Karar günü önce mağdurun temsilcisi, ardından failin temsilcisi dinlendi. Daha sonra, alınacak kararın meşruiyeti için büyük emsal kararlar örnek olarak anlatıldı.
En kıdemli üye ayağa kalkarak hükmü açıkladı. Kan davasına dönüşmemesi için Gogen ailesinin Akbalık köyünden ayrılmasına karar verildi.
Eğer ceza sürgün şeklindeyse, ailenin durumuna göre süre belirlenirdi. Karar açıklandıktan sonra aileye ‘verilen cezayı kabul ediyor musunuz?’ diye sorulurdu. Aile ‘evet, razıyım’ dediğinde, çıkış için belirlenen süre ilan edilirdi.”
Türk hakim, Abhaz halk mahkemesini adil, disiplinli, toplumsal uzlaşmayı esas alan ve kendi içinde tutarlı bir yargı sistemi olarak değerlendirmiştir. Bu gözlemleri sayesinde, Abhaz geleneksel mahkemelerinin: keyfi değil kurallı, şiddeti değil barışı teşvik eden, ceza değil uzlaşı ve toplumsal denge odaklı bir yapıya sahip olduğu ortaya konmaktadır.
Abzıçüaşa (Абзыцәашьа) Ritüeli ile Uzlaşı
Yaklaşık yüz yıl önce Sakarya’nın Soğuksu (Cigerda) köyünde düzenlenen bir köy eğlencesi sırasında, Abhazların “Axahürpara” Ахаҳәырԥара (taş atma-gülle atmaya benzer bir oyun) olarak adlandırdıkları etkinlikte atılan taş, sekerek Gındiya ailesinden bir çocuğa isabet etmiş ve çocuk bir süre sonra iç kanama sonucu hayatını kaybetmiştir.
Olayın ardından, taş atan kişinin yakın bir akrabası, doğabilecek husumeti önlemek amacıyla Gındiya ailesinden 9–10 yaşlarında bir çocuğu kaçırarak “Abzıçüaşa” (erkek sütkardeşliği) ritüelini gerçekleştirmiştir. Bu ritüel, iki aile arasında düşmanlığın oluşmaması için uygulanan geleneksel bir uzlaşı yöntemidir. Alınan çocuk, törenle yeni ailesinin himayesine girer ve uzun yıllar onların yanında büyür.
Bu olayda da çocuk yaklaşık 8–10 yıl boyunca diğer aile tarafından yetiştirilmiş, ardından düzenlenen bir törenle kendi ailesine geri verilmiştir. Bu uygulama, Abhaz toplumunda barışın ritüel ve sembolik bir yöntemle yeniden tesis edilmesinin önemli örneklerinden biridir.
Düğünlerde Silah Kullanımının Yasaklanması Kararları
12 Temmuz 2004 tarihinde Sakarya’nın Kayalar Abhaz Köyü’nde bir düğün sırasında ateşli silahtan çıkan kurşunlar nedeniyle bir kişi yaşamını yitirmiş, iki kişi yaralanmıştır. Bu olayın ardından, Sakarya ve Düzce çevresindeki 45 köyden seçilen 141 temsilcinin katılımıyla geniş katılımlı bir kurultay düzenlenmiştir.
Toplantı sonucunda, oy birliğiyle düğünlerde ateşli silah kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmiştir.
Benzer şekilde, 2006 yılında Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Kestanealan Abhaz Köyü’nde bir asker eğlencesinde ateşli silahtan çıkan saçmalar sonucu 19 yaşında bir genç hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine Bursa, İnegöl, Karacabey, Mustafakemalpaşa, Kütahya, Bilecik, Balıkesir, Gönen, Susurluk, Bandırma, Eskişehir ve Biga’daki Abhaz Derneklerinin katılımıyla İnegöl’de bir toplantı gerçekleştirilmiş ve 2004 tarihli silah yasağının bu bölgelere de uygulanmasına karar verilmiştir.
2004 ve 2006’daki silah yasağı kararlarında resmî (yasal) cezadan ziyade geleneksel / kültürel norma uygun hareket edilmiştir. Resmi kanun veya devlet zorlamasıyla değil, sosyal baskı ve normatif kurallar aracılığıyla karar alınmış ve uygulanmıştır.
Bu kararlar, Abhaz toplumunun geleneksel mahkeme anlayışının modern dönemde dahi toplumsal sorumluluk ve ortak akıl ilkeleriyle sürdüğünü göstermektedir.
GELENEKSEL UZLAŞI BİÇİMLERİ
Abhaz toplumunda geleneksel uzlaşma biçimlerinin sayısı kesin bir şekilde sınırlı değildir. Bu biçimler, zaman, olayın niteliği, tarafların psikolojik durumu, arabulucuların ve mahkeme üyelerinin yetkinlikleri gibi birçok faktöre bağlı olarak çeşitlilik göstermektedir. Geleneksel Abhaz hukuk sistemi, çatışan tarafları uzlaştırmaya yönelik çok sayıda yöntem içermektedir.
Bu bölümde yer alan uzlaşma biçimlerinin bir kısmı Türkiye Abhaz diasporasında sözlü tarih anlatımlarından, bir kısmı ise Abhazya’da yaşanmış örneklerden derlenmiştir.
1. Aştüa Ritüeli ile Barış Sağlama
Tarihi çok eski dönemlere uzanan Aştüa ritüeli, kardeşliği, birlikteliği ve paylaşmayı simgeleyen, anlaşmazlıkların çözümünde merkezi role sahip bir uygulamadır.
Türkiye’de yaşayan Abhazlar arasında barışma vesilesiyle düzenlenen görüşmelerde özel olarak kesilen bir hayvanın belirli uzuvları Aştüa sofrasında kullanılır ve taraflara takdim edilirdi.
Bazı örneklerde yalnızca but ve ciğerlerin (Abhazca Maxei-Guaçüey) kullanılması kardeşliğin sembolü sayılırdı; taraflar bu parçaları paylaşarak kardeş ilan edilirdi.
Bazı durumlarda yalnızca kalp kullanılır, kalbin yarısı mağdur aileye, diğer yarısı suçlu aileye verilerek barış sağlanırdı.
Bir diğer uygulamada, mağdur tarafa hayvanın kellesinin sağ kısmı (Axıbja) sunulur ve “seni başım gibi yakın görüyorum. Biz bir bütünüz, başımın üstünde yerin var.” anlamı taşırdı.
Bir başka uygulamada, mağdur tarafa hayvanın arka sağ butu (Amaxa/ Amakha) sunulur ve “kolun kolumdur, seni sağ kolum olarak görüyorum” anlamı taşırdı.
2. Elleri Bağlı Suçlunun Affedilmesi
Anlaşmazlıkları tatlıya bağlamak amacıyla suçlu kişi, elleri bağlı olarak mağdur aileye götürülür, herkesin huzurunda mağdur aile büyüğü tarafından elleri çözülürdü. Bu, suçlunun cezayı kabullenmesi ve af dilemesi; mağdurun ise affı ve barışı simgeliyordu. Türkiye’deki barış mahkemelerinde bu uzlaşı biçimi ile ilgili yaşanmış, bilinen örnek uzlaşmalar (Reşitbey, Karaçökek, Beynevit, vb. köyleri) sözlü tarih çalışmalarında aktarılmıştır.
Cinayet dışı hadiselerde bu yöntemle uzlaşma sağlanması daha kolaydı. Bazı vakalarda, suçlu kişi öldürülenin mezarı başında elleri bağlı şekilde bekletilir ve mağdur yakınları onun ellerini çözene dek orada kalırdı.
3. Adouha (Aдоуҳа) Аmç
Bu sözün en eski (mitolojik) uzlaşı sözlerinden biri olduğu bilinmektedir.
Nartların annesi Sataney-Guaşe, bu yemin sözcüğü yardımıyla, Abhaz Nart destanının başkahramanı Sasruko ile Nart kardeşler arasındaki uzlaşmaz düşmanlığa son vermiştir.[26]
Türkiye’de Düzce’nin Darıyeri köyünde bu yemin biçiminin bilinip halk mahkemelerinde “doğruluk yemini” olarak kullanıldığı sözlü tarih çalışmalarınızda aktarılmıştır.
4. Süt Akrabalığı (Sütkardeşlik) Tesis Etme
Uyuşmazlık yaşanan durumlarda taraflar arasında düşmanlığı dostluğa dönüştürmenin en etkili yollarından biri “süt akrabalığı” kurmaktı. Bu ritüelde suçlu kişi, mağdur ailenin yaşlı bir kadınının yanına götürülür; kadının göğsüne, ipek ya da benzeri bir örtü aracılığıyla sembolik olarak dokundurulur veya suçlunun o bölgeyi öpmesi sağlanırdı. Bu hareket, kan davasının yerini sütkardeşliğine bıraktığını simgelerdi.
Geleneksel davranış normlarına göre, kendine saygı duyan bir Abhaz, kendisine sunulan bu süt akrabalığı işaretini geri çeviremezdi; çünkü bunun barışın, uzlaşmanın ve düşmanlığın sona erdiğinin bir beyanı olduğunu bilirdi.
Sütkardeşliğinin bir başka biçiminde ise taraflar arasındaki çatışmayı sonlandırmak için, kavganın taraflarından birinin çocuğu, karşı tarafın annesinin sütüyle beslenirdi. Böylece iki aile arasında güçlü bir süt bağı kurulmuş olur, barış da doğal bir sonuç olarak ortaya çıkardı.
Efsanelerde ve sözlü gelenekte, Abhaz toplumunda kadının -özellikle de annenin- uzlaştırıcı rolünün son derece önemli olduğu vurgulanır. Birçok barış ve uzlaşma sürecinde erkek arabulucular kadar kadın arabulucuların da söz hakkı bulunurdu.
5. Evlat Edinme Ritüelleri
Düşmanlıkların dostluğa dönüştürülmesi amacıyla başvurulan bir diğer geleneksel yöntem de evlat edinme ritüelleriydi. Bu uygulama, koşullara göre farklı biçimlerde hayata geçirilirdi.
Bazı durumlarda mağdur aile, barışın sağlanması için çocuğunu suçlu tarafa evlatlık olarak verir ya da kimi zaman zorla kaçırma yoluyla bu süreç başlatılırdı. Emzirilen bebek ya da çocuk barışın güvencesi kabul edilir, bu evlatlara Aşapsaxupa (Aшьапсахәԥа) yani kan bedeli karşılığında evlatlık denirdi. Çocuk bir süre suçlu aile tarafından büyütülür, ardından törenle kendi ailesine geri teslim edilirdi.
Bebek bulunmadığı ya da mağdur taraf çocuğunu vermek istemediğinde, akrabalık bağı bu kez yetişkinler üzerinden kurulurdu. Abhazların Ayünadara (Aҩнадара) adını verdiği bu ritüelde, yetişkin bir kişi özel bir törenle karşı ailenin evine getirilerek evlatlık kabul edilirdi. Ayünadara geleneğine göre birini yetiştirmek, intikam yolunu kapatan güçlü bir bağ sayılırdı; çünkü bu ritüelle iki farklı klan artık ortak bir akrabalık birliği içinde kabul edilir ve bu birlik içinde kan davasına asla izin verilmezdi.[27]
Bir diğer uygulama olan Akhupha (Aхупха Aхупҳара) ritüeli ise çocukların karşı tarafa evlatlık verilmesiyle kardeşlik bağı kurmayı ve kan davasının önüne geçmeyi amaçlardı. Yetiştirilen kişiye Akhupha adı verilirdi. Çocuk bir süre aile tarafından büyütülür, ardından törenle kendi ailesine geri teslim edilirdi.
Başka bir uygulamada ise, cinayet kasıtlı değil de bir kaza sonucu ya da mağdurun kendi kusurundan kaynaklanmışsa, çoğu zaman öldürülen kişinin bilge babasının kararıyla veya istemsiz katilin talebiyle, mağdurun ailesi, öldüren kişinin çocuğunu evlat edinirdi. Bu evlatlık, iki aile arasındaki kırgınlığın iyileşmesine ve kan davasının kökünden kesilmesine hizmet ederdi.[28]
6. Toplu Evlat Edinme Ritüeli
Toplumlar arası düşmanlıkların sona erdirilmesi için karşılıklı bebek değişimi (becayiş) yoluyla yapay akrabalık tesis edilirdi. Bu yöntem, kan davasını önlemenin etkili yollarından biriydi.[29]
Klasik örneklerden biri, Abhazlar ile Ubıhlar arasındaki büyük barış törenidir:
Psoh (Псох) nehrinin ağzında, nehrin sağ kıyısında, Tuz’un geniş bir düzlüğünde, beş yüz genç Abhaz anne ve beş yüz Ubıh anne bebekleriyle birlikte kendi rızalarıyla getirildi. Kucaklarında bebekleriyle karşılıklı sıraya dizildiler, gözleri bağlandı ve bebekler değiştirildi. Ardından çocuklu kadınlar hemen memleketlerine götürüldü. Bu, gelecekte Abhazlar ve Ubıhların, iki tarafta da kan olduğunu hatırlayarak, intikam almayı ve çocuklar büyüdüğünde bu dostane birlikteliğin daha da güçlenmesi amacıyla yapıldı. Barışma vesilesiyle bir şölen, at binme, at yarışı ve diğer oyunlar düzenlediler. Abhazlar ile Ubıhlar arasındaki barışma vesilesiyle düzenlenen kutlamaların anısına bu ovaya Aguzhara aşta[30] (Агузҳара ашҭа) yani “Sevinç ve Mutluluk Meydanı” adı verildi.[31]
Türkiye’de de Ajiba ve Tsıba aileleri arasında bebek değişimiyle sağlanan bir barışın, kuşaktan kuşağa aktarıldığı ve bu iki ailenin bugün bile birbirleriyle evlenmediği kaydedilmiştir. Türkiye’de yaşayan Ajiba aile büyüklerinden Ferit Ajiba ile yapılan sözlü tarih mülakatında; Ajiba ile Tsıba ailelerinin bebeklerinin yer değiştirildiğini ve bu sayede barışın sağlandığını aktarmıştır.
7. Mezar Misafiri (Mezar Konuğu) Yöntemi
Taraflar arasında barış sağlanamadığında, suçlu kişi öldürülenin mezarına götürülür ve bağlanır; mağdur yakınları onu affedene dek orada bekletilirdi. Bu uygulama 20. yüzyıl ortalarına kadar sürmüştür.
Daha da somut bir etki elde etmek için, “Mezar Misafiri” ritüeli sırasında aracılar, kulağı kesilmiş katili çite bağlayarak, kanının ölenin mezarına akmasını sağlarlardı.[32]
8. Kan Bedeli veya Kan Fidyesi
Halk arasında “Kan Bedeli” veya “Kan Fidyesi” olarak bilinen, çatışan tarafları barıştırmak yöntemi, Abhazların ataları tarafından kriz durumlarında kullanılırdı ve öldüren yakınının “kan bedeli”nin zarar gören tarafa tam olarak ödenmesi esasına dayanırdı.[33]
Eldeki verilere göre, “kan fidyesi” ritüeli çok eski zamanlara dayanmakta olup, ortaya çıkışı Abhazların askeri kültürüyle ilişkilendirilmektedir. Halk hikâyelerinden de anlaşılacağı üzere, kan bedeli, Nart hikâyesinde olduğu gibi, çatışmanın bir tarafından diğerine zorla asker transferi şeklinde hesaplanabilirdi (görünüşe göre bu, kan için ödemenin orijinal şekliydi).[34]
Ancak bu uzlaştırma yönteminin geleneksel hukuk yargılamasında kullanılması, sosyo-ekonomik dönüşümler ve meta-para ilişkilerinin gelişmesiyle ilişkilidir. Kendi başlarına “adalet” sağlayamayan aileler, bir yakınlarından “kan fidyesi” alarak barış anlaşmasına başvururdu.[35]
9. Yemin Ettirme
Abhazya’da mahkemece yapılan yargılama sonucunda gerçeğin ortaya çıkmaması halinde, çatışan taraflar veya şüpheliler, yeminli ortakların desteğiyle, kutsal kabul edilen yerlerde masumiyetlerine dair yemin ederlerdi.
Suçtan şüphelenilen kişi, masumiyetine dair bir demirci ocağına veya kutsal mekâna (Anıxa / Anıkha) yemin etmek zorundaydı.
Türkiye’deki Abhazlarda ise yemin etme eylemleri mahkeme heyetine karşı yapılırdı. Taraflar mahkeme heyeti önünde yemin ederek doğruluk sözü veriyorlardı.
10. Geçici Özgürlükten Mahrum Bırakma
Suçlu, mahkeme kararına kadar kısa süreliğine zincire vurulabilir veya bir hücreye kapatılabilirdi. Ancak uzun süreli hapis cezaları geleneksel Abhaz hukukunda uygulanmazdı.
11. Suçlunun Yas Tutmadan Gömülmesi
Bazı ağır suçlarda, aile kendi mensubunu cezalandırarak öldürür ve tören yapmadan gömerdi. Bu, toplum nezdinde utanç verici suçlarda (örneğin tecavüz) uygulanan en ağır içsel cezaydı. Bu sayede kan davası önlenmiş olurdu.
1998 yazında, Abhazya’daki köylerden birinde, bir baba en küçük oğlunu, aynı köyden bir kıza tecavüz ettiği, ardından öldürdüğü ve cesedini ormana sakladığı için vurmuş ve yas tutmadan gömmüştür.
12. Kolektif Akıl (Toplu Karar) İlkesi
Abhazya’da meseleler tartışılırken kolektif akıl ilkesi uygulanırdı. Örneğin, Samurzakan bölgesinde bir toplantı yapılır, halk bir araya gelir. Toplanan kişiler, toplantının nedenlerini ve toplanma nedenini açıklayarak onlara hitap ederler. Halk, konuşmayı sonuna kadar sessizce dinler. Ardından, ihtilaflı konuya katkı vermek amacıyla gruplara ayrılır, her grup konuyu tartışır ve sözcüsü aracılığıyla ortak kanaatini açıklar, böylece toplumsal uzlaşıya varılırdı. Bu uygulama, Abhaz halkının demokrasiye dayalı toplumsal örgütlenmesinin en eski örneklerinden biridir.
HALK MAHKEMELERİNDE SÖZSÜZ İLETİŞİM ARACI OLARAK ALABAŞA
“Alabaşa (Алабашьа)” Abhazların çağlar öncesinden beri kullandıkları, kendi tarihleri ve kültürleri ile özdeş, kutsal kabul ettikleri bir asadır. Bilgeliğin, saygınlığın, otoritenin, adaletin, liyakatin, ahlaki ve geleneksel değerlerin sembolüdür. Bilgelik asası olarak adlandırılır. Çok eskiden Abhazlar’da ancak Abırg statüsünde olan büyükler Alabaşa kullanmayı hak ederlerdi. Abhazlar birbirilerine “Alabaşa kullanmaya layık olasın” diye dua ederler.[36]
Abhaz halk kültüründe Alabaşa, aynı zamanda toplumsal yaşamın, özellikle de adalet ve uzlaşı süreçlerinin sembolik bir aracıdır. Halk mahkemelerindeki önemli müzakerelerde, protokol gerektiren görüşmelerde ve toplumsal törenlerde sözsüz iletişimin en etkili araçlarından biri olarak kullanılmıştır.
Toplantılarda Abırg olarak adlandırılan saygın ve bilge yaşlılar, niyetlerini, duygularını ve kararlarını doğrudan sözle ifade etmek yerine Alabaşa aracılığıyla gösterirlerdi. Bu sessiz ama güçlü jestler, toplumda hem disiplin hem de iletişim etiğinin bir parçasıydı.
Alabaşa’nın Sembolizmi
Toplumsal kararların alındığı toplantılarda veya yemin törenlerinde Alabaşa’nın yere çakılması, verilen kararın kesinleştiğini ve artık değiştirilemeyeceğini sembolize ederdi. Aynı şekilde, yemin bu şekilde kutsanır, bozulmaz hale gelirdi. Alabaşa yere saplandığında, orada bulunan herkes bunun “geri dönüşü olmayan bir karar” anlamına geldiğini bilirdi.
Eğer Alabaşa yere yavaşça ve sessizce saplanmışsa, bu “Henüz karar verme zamanı değil, düşünelim” anlamına gelirdi.[37]
Alabaşa’nın ucu yana eğilmişse, bu “Gereksiz sözlerden yoruldum” mesajını taşırdı.[38]
Başkan ya da yaşlılardan biri Alabaşa’yı koltuk altına alarak veya başını üzerine yaslayarak duruyorsa, bu hareket “Konu ağır ve karmaşık, dikkat ve çaba gerekiyor” anlamındaydı.[39] Aynı zamanda bu jest, tartışmaya ilgisiz kalanlara sessiz bir sitem niteliği de taşırdı.
Sapın çıkışa, yani kapıya doğru çevrilmesi ise, “Toplantı bitmiştir, artık konuşmaya gerek yok” işareti olarak kabul edilirdi.[40]
Sessiz Dilin Ahlaki Boyutu
Alabaşa üzerinden kurulan bu sessiz dil, Abhaz toplumunda ölçülülük, saygı ve özdenetim gibi Apsuara ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Kelimelerin ötesinde anlam taşıyan bu davranış biçimi, sözlü kültürün sessizlikle tamamlandığı, anlamın hareketle aktarıldığı bir iletişim biçimini temsil eder. Böylece Alabaşa, hem bir araç hem de bir değerler sisteminin taşıyıcısı hâline gelir.
AŞTÜA RİTÜELİ
Tarihsel Köken ve Anlam Dünyası
Aştüa ritüeli; tarihsel kökeni çok eski dönemlere uzanan, dinsel ve toplumsal boyutları aynı anda içinde barındıran, kesilen hayvanın belirli uzuvlarının sözsüz ve dolaylı bir iletişim aracı olarak kullanıldığı, paylaşmayı, birlikteliği ve kardeşliği simgeleyen Abhaz kültürünün en kadim ritüel uygulamalarından biridir.
Abhaz kültüründe ritüeller yalnızca dini inançların dışavurumu değildir; toplumsal düzeni, dayanışmayı ve ahlaki değerleri koruyan temel uygulamalardır. Bu ritüeller arasında Aştüa, Abhaz toplumunun “Apsuara” olarak adlandırılan etik–ahlâk sistemiyle doğrudan ilişkili olup, bu sistemin toplumsal yaşamdaki en belirgin yansımalarından birini oluşturur.
Tarihsel süreçte hayvan kesme ritüelleri, Abhazlar için Tanrı’ya adanan dinsel bir eylem olmanın ötesinde; atalara, doğaya, misafire ve toplumsal değerlere duyulan saygının sembolik bir ifadesi olarak görülmüştür.
Türkiye’de Halk Mahkemelerinde Aştüa Ritüeli
Türkiye’de yaşayan Abhaz toplulukları arasında, halk mahkemeleri sırasında Aştüa kesme geleneği yaşatılmaya devam etmektedir. Günümüzde bu ritüel, dinsel bir ibadet niteliğinden ziyade barışın, dayanışmanın ve toplumsal bütünlüğün sembolik bir ifadesi hâline gelmiştir.
Ritüelin halk mahkemeleriyle bütünleşmiş olması, Abhaz kültüründe adaletin, ahlâkın, barışın ve toplumsal bütünlüğün birbirine bağlı olduğu anlayışını açıkça ortaya koyar. Bu nedenle Aştüa, sadece geleneksel bir uygulama değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi ve barış dili olarak varlığını sürdürmektedir.
Abhaz toplumsal anlayışında, “Sorunlar bireysel değil, toplumsaldır.” Bu ilke gereği her ev, mahkeme sürecine katılan misafirleri ağırlamak ve gerektiğinde Aştüa kesmekle sorumludur. Mahkeme süreci kimi zaman günlerce, hatta haftalarca sürebildiğinden köy halkı büyük bir dayanışma örneği sergileyerek misafirlere büyükbaş (Aşmaqa), (sığır) ya da küçükbaş (Apsasa), (koç, koyun) hayvan keserek onları onurlandırır.
Kesilen hayvanların kellelerinin bütün olarak pişirilmesi, “Biz bir bütünüz” düşüncesinin sembolik bir karşılığıdır. Küçükbaş hayvanlarda sofraya “Axıbja” (kellenin sağ yarısı), büyükbaş hayvanlarda ise “Amaxa” (arka sağ but) getirilerek sofranın büyüğünün önüne konulur.
Mahkeme sonucunda barış sağlandığında, bu büyük uzlaşıyı onurlandırmak üzere ritüel olarak belirlenmiş bir hayvan kesilir. Törene büyükler konseyi, gençler, köylüler ile mağdur ve suçlu aileler birlikte katılır. En yaşlı ve saygıdeğer kişi, önüne konan Axıbja veya Amaha eşliğinde ritüelin anlamını açıklayan kısa bir konuşma yapar. Eğer önünde Axıbja varsa, kellenin kulağını keserek sofranın en genç kişisine verir ve Aştüa’nın paylaştırılmasını ister.
Ritüelin Sembolik Anlamı
Aştüa sofrası, Abhaz kültürünün en derin ve en güçlü sembolik anlatımlarından biridir. Bu sofrada yapılan paylaşım, geleneksel olarak şu anlamı taşır:“Başım, kolum, kalbim ve tüm uzuvlarımla sana değer veriyorum. Gerekirse senin için kendimi feda ederim. Bu, dost bildiğim kişilere gösterdiğim saygı ve sevgidir. Canlarımız birdir; biz bir bütünüz. Tüm varlığımızla birbirimize bağlıyız.”
Bu sözsüz iletişim biçimi, bireyler ve aileler arasındaki barışı, karşılıklı saygıyı, uzlaşıyı ve kardeşliği güçlendiren temel bir kültürel araçtır. Bu yönüyle Aştüa ritüeli yalnızca sofrada gerçekleştirilen bir paylaşım değil, aynı zamanda topluluğun kimliğini, birlik anlayışını ve ahlâki değerlerini taşıyan önemli bir sembolik pratiktir.
SONUÇ
Abhaz geleneksel halk mahkemeleri ve arabuluculuk kurumları, yüzyıllardır toplumun iç dengelerini koruyan, çatışmaları büyümeden önleyen ve toplumsal barışı tesis eden özgün bir hukuki-kültürel mekanizma niteliği taşımaktadır. Bu sistem; yazılı olmayan fakat kuşaktan kuşağa aktarılan teamüller, bilge kişilerden oluşan karar heyetleri ve toplum vicdanını esas alan çözüm yöntemleri ile yalnızca bir yargılama biçimi değil, aynı zamanda bir sosyal dayanışma ve ahlaki otorite yapısıdır. Tarihsel örnekler, bu mahkemelerin özellikle kan davalarının engellenmesi, aileler arası husumetlerin giderilmesi ve toplum içi uyumun güçlendirilmesinde önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Günümüzde modern hukuk sistemlerinin gelişmiş olmasına rağmen, Abhaz halk mahkemelerinin temsil ettiği değerlerin ve yöntemlerin hâlâ karşılık bulduğu görülmektedir. Zira toplumun kendi kültürel kodlarına uygun çözüm mekanizmalarına olan ihtiyaç devam etmektedir. Bununla birlikte, bu kurumların güncel koşullar içinde varlığını sürdürebilmesi, belirli yapısal ve kültürel adımların atılmasına bağlıdır. Özellikle yaşlı bilge kuşakların ve toplumsal otorite figürlerinin sayıca azalması, geleneksel bilgilerin sözlü kültür aracılığıyla aktarılma biçiminin zayıflaması ve genç kuşakların modern yaşamın hızına kapılarak bu değerlerden uzaklaşması, halk mahkemesi geleneği için önemli riskler oluşturmaktadır.
Bu nedenle, geleneksel halk mahkemelerinin ve arabuluculuk pratiklerinin gelecekte de yaşayabilmesi için şu hususlar önem taşımaktadır:
Sistematik Aktarım: Bilge büyüklerin tecrübeleri ve karar mekanizmaları yazılı, sözlü tarih çalışmaları ve akademik kayıtlar ile sistematik bir biçimde belgelenmelidir.
Kurumsal Destek: Diaspora dernekleri, kültür kurumları ve akademik merkezler aracılığıyla bu geleneğin yaşatılmasına yönelik eğitimler, seminerler ve gençlere yönelik bilinçlendirme programları hazırlanmalıdır.
Aracı Kuşakların Güçlendirilmesi: Bilge büyüklerle gençler arasında bir köprü oluşturacak ara kuşaklara sorumluluk verilmesi, geleneğin sürdürülebilirliğini artıracaktır.
Modern Hukukla Bütünleşme: Geleneksel halk mahkemelerinin, modern hukuku tamamlayıcı bir sosyal çözüm mekanizması olarak işlev görmesi sağlanmalı; hukuki çerçeve ile uyumlu alanlarda barışçıl çözüm süreçleri desteklenmelidir.
Özellikle genç kuşakların bu makalede ele alınan bilge mahkeme üyelerini rol model olarak görmesi, geleneğin korunması açısından hayati öneme sahiptir. Çünkü bu büyükler; adalet duygusunu kişisel çıkarlardan üstün tutan, toplum yararını önceleyen, ağırbaşlılık ve tarafsızlık gibi değerleri yaşam biçimi haline getirmiş kişilerdi. Gençlerin bu karakter özelliklerini benimsemesi, hem kendi kişisel gelişimleri hem de toplumun kültürel sürekliliği açısından kıymetlidir. Halk mahkemelerinin özü olan saygı, empati, uzlaşı, toplumsal sorumluluk ve bilgelik gibi kavramların gençler tarafından içselleştirilmesi, geleneğin geleceğe taşınmasının en etkili yolu olacaktır.
Sonuç olarak, Abhaz geleneksel halk mahkemeleri yalnızca geçmişin bir hatırası değil; doğru adımlar atıldığı takdirde günümüz toplumsal yaşamında da anlamını sürdürebilecek güçlü bir kültürel mirastır. Bu mirasın korunması; bilge büyüklere duyulan saygının, toplumsal dayanışmanın ve kültürel sürekliliğin geleceğe taşınması açısından tarihsel ve moral bir sorumluluk niteliği taşımaktadır.
KAYNAK KİŞİLER
Makalenin yazarı, 2002–2025 yılları arasında yürüttüğü sözlü tarih çalışmaları kapsamında Sakarya, Düzce, İzmit, İnegöl, Bilecik, Bozüyük ve Eskişehir’de kapsamlı görüşmeler gerçekleştirmiştir. Aşağıda isimleri verilen kişiler, hem “Geleneksel Halk Mahkemeleri” hem de “Halk Mahkemelerinde Aştüa Ritüeli” konularına ilişkin sorulara da cevap vermiştir. Bu çalışmalar kapsamında görüşülen kaynak kişiler şunlardır:
1-Necmi Çloha, 2-Fikri Papat, 3-Şafık Pliya, 4-Nedim Agırba,5-Yahya Kudba, 6-Ekrem Hışba, 7-Hilmi Eynipha, 8-Cevdet Vazgan, 9-Alaattin Agırba, 10-Hikmet Kucba, 11-İlhan Eylısırba, 12-Nuraz Abgınba, 13-İsmet Aykus, 14-Necmettin Anaşba,15-Telat Sadzba, 16-Cavit Aşuba,17-Erdinç Atiyba, 18-Talat Ayüdzba, 19-Fuat Ayüdzba, 20-Yunus Ayüdzba, 21-Ümran Hrıps, 22-Muzaffer Tanaş, 23-Ersin Çkua, 24-Mesut Açba, 25-Fehmi Aşuba, 26-Celal Gucipa, 27-Necip Butba, 28-Yaşar Azınba, 29- Emir Kunduş, 30-Nazmi Eyıgba, 31-Ziya Aşuba, 32-İsmail Hakkı Mukaç, 33-Şinasi Harziya, 34-Muhlis Bağba, 35-Eşref Şöşa, 36-Faik Aguma, 37-Cafer Kurtgal, 38-İmdat Ajiba, 39-Kamil Kapba, 40-Nihat Bediya, 41-Cihat Hötüş, 42-Talat Atrışba, 43-Sevinç Açıpha, 44-Bekir Kurniya, 45-Engin Aşamba, 46-Selahattin Çikipa, 47-Ferit Ajiba,48-Sabahattin Çikipa, 49-Sait Yuvan, 50-Alaatin Eylıkırba, 51-Fethi Gıbniya, 52-Fahri Hraça, 53-Fikri Yaşba,54-Turgut Kozba, 55-Niyazi Kımkiya, 56-Rafık Papa, 57-Necmettin Hötipa, 58-Nurettin Papa, 59-Ömer Çkua, 60-Selçuk Marşan, 61-Mithat Abıgba, 62-Sinan Smır, 63-İrfan Ahoçba, 64-Feridun Akhusba, 65-Cihan Taskoç, 66-Cumhur Çalipa,67- Talih Kapba, 68-Yüksel Koçba, 69-Talat Darınba, 70-Nihat Ayüdzba,71-Nail Yaşba, 72-İlhan Adzukipa, 73-Leyla Aşupha, 74-Esat Kutaliya, 75-Ersin Asama, 76-İbrahim Kudba, 77-Hasan Pafüpa, 78-Ulvi Hrıps, 79-Bayram Yaşba, 80-Muharrem Mamatipa, 81-Oktay Karaçı, 82-Şemsi Lokar, 83-Zekeriya Beşyüz, 84-Efkan Hıdeç, 85-Recai Matua, 86-Musa Kapba, 87-Suha Gındiya, 88-Nejat Kılıç, 89-Ertan Kuşba, 90- Fazıl Tekin, 91-Recep Yelbaşı, 92-Suat Yıldırım, 93-Özkan Tarba 94-Ali Kucba, 95-Engin Kapba.
KAYNAKLAR :
– “Apsnı.” Seyahat Rehberi. Digraphic Yayınevi. Sohum-2010.
– A. Mukba. “Alabaşa” Çeviri: Oktay Chkotua.
– A.E. Kuprava. “Halk Toplantıları ve Hitabet.” Abhazların Geleneksel Kültürünün Sorunları. Sohum-2008.
– C. Bganba. “Kardeşlerimiz, Abhazya’mız” Türkiye’de Yaşayan Abhaz’lara ait Söylenceler, Tarihi Materyaller ve Mektuplar. Yayına Hazırlayan: Ruslan Guavüba. Abhazcadan Çeviri: Oktay Chkotua.
– G.A. Dzidzaria. “Muhacirlik ve 19. Yüzyılda Abhazya Tarihinin Sorunları.” Alaşara Yayınevi. Sohum-1975.
– K.D. Machavariani. “Sohum ve Çevresinin Açıklamalı Rehberi.” Sohum-1913.
– K.S. Şakrıl, V.A. Kondzhariya. “Abhaz Dili Sözlüğü / Abhaz Dilinde.” Cilt 2. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1987.
– Kafkasya Halklarının Devlet ve Hukuk Tarihi. Bölüm III. Abhazya Devleti ve Hukukunun Temelleri, Çerkesya Devleti ve Hukuku. Rostov-na-Donu-2022.
– L. Pachuliya. “Apsuara’yı Korumak için, Apsuara Yasalarına Göre Yaşamalısınız”. Abhazya Cumhuriyeti Gazetesi. Sohum-2005.
– M.V. Aiba. “Abhazlar Arasında Dolaylı (Nesne-Materyal) İletişim Araçları” Abhaz Çalışmaları (Tarih, Arkeoloji, Etnoloji). Sayı 2. Sohum-2003.
– M.A. Labakhua. “Apsuara Konusu Üzerine // ASU’nun Bilimsel Makalelerinin Derlemesi.” Sohum-2000.
– O.V. Maan. “Halk Meclisi. Kan Davası.” Abjua Tarihi ve Etnolojik Denemeler. Abhazya’nın Oçamçıra İlçesi. Sohum-2006.
– R. Gojba. “Abhazlar Arasında Örf ve Adet Hukuku ve Hitabet Üzerine.” Köprüler. Bilimsel Makaleler Koleksiyonu. İlk sayı. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1998.
– Ş.D. İnal-İpa. “Abhazlar. (Tarihi ve Etnografik Denemeler)” İkinci Gözden Geçirilmiş Ek Baskı. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1965.
– Ş.D. İnal-İpa. “Abhaz Görgü Kuralları Üzerine Yazılar.” Sohum-1984.
– Ş.D. İnalipa. “Abhaz Halkının Apsuara Kodunun İncelenmesi.” Apsuara Malzemeler ve Araştırmalar. İkinci Tematik Koleksiyon. Sohum-2014.
– T.S. Gabnia. “Abhazların Geleneksel Kültüründe Hitabet.” İkinci Uluslararası Bilimsel Konferans Bildirileri (15-18 Ekim 2012.) Sohum-2015.
– V.E. Kvarçiya. “Abhaz (Apsua // Abaza) Halkının Etnik Tarihinden veya Abhaz ve Abazinlerin Dili ve Tarihi Hakkında.” Sohum-2015.
– V.V. Avıdzba. “Abhazya Örf ve Alışveriş Hukuku Alanından.” Eserler. Abhaz Devlet Üniversitesi Çalışmaları. Sohum, 2015.
– Z.D. Japua. “Abhaz Halk Bilimleri Bağlamında Geleneksel Uzlaşma Biçimleri.” Folklor Hakkında Makaleler ve Etütler. Akademi Yayına Evi. Sohum-2022.
[1] Selçuk Sol (Sımsım), Abhazya Bilimler Akademisi D.Y. Gulia Abhazya İnsani Bilimler Araştırma Enstitüsü Araştırma Görevlisi. “19. ve 20. Yüzyıl Abazaların Politik Tarihi” ve “Başka Bir Vatanımız Yok! Abhazya’nın Özgürlük Savaşı (1992-1993)” kitaplarının yazarı.
[2] G.A. Dzidzaria. “Muhacirlik ve 19. Yüzyılda Abhazya Tarihinin Sorunları.” Alaşara, Yayınevi. Sohum-1975, s.314.
[3] K.D. Machavariani. “Sohum ve Sohum Çevresinin Açıklamalı Rehberi.” Sohum-1913, s.315.
[4] Ş.D. İnal-ipa. “Abhaz Görgü Kuralları Üzerine Yazılar, Sohum-1984, s.19.
[5] Kafkasya Halklarının Devlet ve Hukuk Tarihi. Bölüm III. Abhazya Devleti ve Hukukunun Temelleri Çerkesya Devleti ve Hukuku. Rostov-na-Donu-2022, s.191.
[6] Ş.D. İnal-İpa. “Abhazlar.” (Tarihi ve Etnografik Denemeler) İkinci Gözden Geçirilmiş, Ek Baskı. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1965, s.439.
[7] A.E. Kuprava. “Halk Toplantıları ve Hitabet.” Abhazların Geleneksel Kültürünün Sorunları. Sohum- 2008, s.36, 39.
[8] T.S. Gabnia. “Abhazların Geleneksel Kültüründe Hitabet.” İkinci Uluslararası Bilimsel Konferans Bildirileri (15-18 Ekim 2012.) Sohum-2015, s.543.
[9] K.S. Şakrıl, V.A. Kondzhariya. “Abhaz Dili Sözlüğü / Abhaz Dilinde.” Cilt 2. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1987, s.40; V.E. Kvarçiya. “Abhaz (Apsua // Abaza) Halkının Etnik Tarihinden veya Abhaz ve Abazinlerin Dili ve Tarihi Hakkında.” Sohum-2015, s.365; “Apsnı.” Seyahat Rehberi. Digraphic Yayınevi. Sohum-2010, s.13.
[10] L. Pachuliya. “Apsuara’yı Korumak için, Apsuara Yasalarına Göre Yaşamalısınız.” Abhazya Cumhuriyeti Gazetesi. Sohum-2005.
[11] M.A. Labakhua. “Apsuara Konusu Üzerine // ASU’nun Bilimsel Makalelerinin Derlemesi.” Sohum-2000, s.137.
[12] Ş.D. İnalipa. “Abhaz Halkının Apsuara Kodunun İncelenmesi.” Apsuara Malzemeler ve Araştırmalar. İkinci Tematik Koleksiyon. Sohum-2014, s. 5.
[13] Eyıdzbı: Bulunduğu yaş grubunda topluluğun en ufağı, en küçüğü konumundaki kişiyi ifade eder. Eyıdzbılık, Abhaz eğitim sisteminin ilk ve en temel basamağıdır. Bu aşamada genç birey, büyüklerinin yanında bulunarak pek çok şeyi yaşayarak, uygulayarak, görerek ve dinleyerek öğrenir. Hiyerarşik yapının oluşturduğu bütüncül öğretide, bir piramidin en alt kademesine karşılık gelir; bireyin karakterinin, ahlaki duruşunun ve toplumsal bilincinin şekillenmeye başladığı temel öğrenme evresidir.
[14] Ayhabı: Bulunduğu yaş grubunda topluluğu temsil eden, yönlendiren ve idare eden; cemiyetin ortak iradesine yön veren, rehberlik ve liderlik nitelikleriyle öne çıkan kişilerin bulunduğu bir konumdur. Bu statü, hem toplumsal düzenin sürekliliğini sağlayan hem de ortak değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında yol gösterici bir misyon üstlenen seçkin ve itibarlı bir mertebeyi ifade eder.
[15] Bu bilgi, sözlü tarih çalışmaları kapsamında Ali Kucba ile yapılan görüşmede aktarılmıştır.
[16] R. Gojba. “Abhazlar Arasında Örf ve Adet Hukuku ve Hitabet Üzerine.” Köprüler. Bilimsel Makaleler Koleksiyonu. İlk sayı. Alaşara Yayınevi. Sohum- 1998, s.55.
[17] A.E. Kuprava. “Halk Toplantıları ve Hitabet.” Abhazların Geleneksel Kültürünün Sorunları. Sohum-2008, s.37.
[18] A.E. Kuprava. “Halk Toplantıları ve Hitabet.” Abhazların Geleneksel Kültürünün Sorunları. Sohum-2008, s.45.
[19] O.V. Maan. “Halk Meclisi. Kan Davası.” Abjua.Tarihi ve Etnolojik Denemeler. Abhazya’nın Oçamçıra İlçesi. Sohum-2006, s.415.
[20] A.E. Kuprava. “Halk Toplantıları ve Hitabet.” Abhazların Geleneksel Kültürünün Sorunları. Sohum-2008, s.43; R. Gozhba. “Abhazlar arasında örf ve adet hukuku ve hitabet üzerine.” Köprüler. Bilimsel makaleler koleksiyonu. İlk sayı. Alaşara Sohum- 1998, s.61.
[21] Axudıkutsa: Garantör, kefil, taraf hakemi. Abhaz büyükleri, “Axudıkutsa” görevini sahiplenen kişiler için; işi omuzlayan, yükü üstlenen, güven veren, sorumluluk altına giren tabirlerini kullanırlar.
[22] Abırg: Bilgeliği, birikimi ve saygın duruşuyla toplumda öne çıkan kişilere Abırg denir. Ancak Abırg olmak için bilgelik ve saygınlık yetmez; aynı zamanda yaşlılığın getirdiği olgunluk ve hayat deneyimi de bu unvanın ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle Abırglar, toplumun hem hafızası hem de yol gösterici bilge kişileri olarak kabul edilir. Onlar, toplumsal olgunluğun, birikmiş tecrübenin ve kuşaklar arası aktarımın sembolleştiği saygın bir makamın temsilcileridir.
[23] 1989 senesinde Kaynaşlı, Bolu şehrine bağlı bir belediyedir. Daha sonra 1999 senesinde Düzce şehrinin il ilan edilmesiyle beraber Düzce’ye bağlı bir ilçe olmuştur.
[24] Cengiz Bganba. “Kardeşlerimiz, Abhazya’mız.” Türkiye’de yaşayan Abhaz’lara ait Söylenceler, Tarihi Materyaller ve Mektuplar. Yayına hazırlayan: Ruslan Guavüba. Abhazcadan çeviri: Oktay Chkotua. s.160-177.
[25] Yaşanan hadise o yıllarda Akyazı’da görev yapan iki hâkimin konu ile ilgili sohbeti esnasında gündeme geliyor. Hâkimlerin aralarındaki sohbete tanıklık eden Necmi Çloıha, konuyu sözlü tarih görüşmelerinde aktarmıştır.
[26] Z.D. Dzhapua. “Abhaz Halk Bilimleri Bağlamında Geleneksel Uzlaşma Biçimleri.” Folklor Hakkında Makaleler ve Etütler. Akademi Yayın Evi. Sohum-2022, s.63.
[27] Z.D. Dzhapua. “Abhaz Halk Bilimleri Bağlamında Geleneksel Uzlaşma Biçimleri.” Folklor Hakkında Makaleler ve Etütler. Akademi Yayın Evi. Sohum-2022, s.74.
[28] Z.D. Dzhapua. “Abhaz Halk Bilimleri Bağlamında Geleneksel Uzlaşma Biçimleri.” Folklor Hakkında Makaleler ve Etütler. Akademi Yayın Evi. Sohum-2022, s.75-76.
[29] S.D. İnal-İpa. “Abhazlar. (Tarihi ve Etnografik Denemeler)” İkinci Gözden Geçirilmiş Ek Baskı. Alaşara Yayın Evi. Sohum-1965, s.441.
[30] Günümüzde burada “Veseloe” (Веселое) köyü bulunmaktadır.
[31] R. Gozhba. “Abhazlar arasında örf ve adet hukuku ve hitabet üzerine.” Köprüler. Bilimsel makaleler koleksiyonu. İlk sayı. Alaşara Sohum- 1998, s.53, 54.
[32] V.V. Avıdzba. “Abhazya Örf ve Alışveriş Hukuku Alanından.” Eserler. Abhaz Devlet Üniversitesi Çalışmaları. Sohum-2015, s.128.
[33] V.V. Avıdzba. “Abhazya Örf ve Alışveriş Hukuku Alanından.” Eserler. Abhaz Devlet Üniversitesi Çalışmaları. Sohum-2015, s.128.
[34] Z.D. Dzhapua. “Abhaz Halk Bilimleri Bağlamında Geleneksel Uzlaşma Biçimleri.” Folklor Hakkında Makaleler ve Etütler. Akademi Yayın Evi. Sohum-2022, s.82.
[35] V.V. Avıdzba. “Abhazya Örf ve Alışveriş Hukuku Alanından.” Eserler. Abhaz Devlet Üniversitesi Çalışmaları. Sohum-2015, s.128.
[36] A. Mukba. “Alabaşa” Çeviri: Oktay Chkotua.
[37] M.V. Aiba. “Abhazlar Arasında Dolaylı (Nesne-Materyal) İletişim Araçları” Abhaz Çalışmaları (Tarih, Arkeoloji, Etnoloji). Sayı 2. Sohum-2003, s.223.
[38] M.V. Aiba. “Abhazlar Arasında Dolaylı (Nesne-Materyal) İletişim Araçları” Abhaz Çalışmaları (Tarih, Arkeoloji, Etnoloji). Sayı 2. Sohum-2003, s.223.
[39] M.V. Aiba. “Abhazlar Arasında Dolaylı (Nesne-Materyal) İletişim Araçları” Abhaz Çalışmaları (Tarih, Arkeoloji, Etnoloji). Sayı 2. Sohum-2003, s.224.
[40] M.V. Aiba. “Abhazlar Arasında Dolaylı (Nesne-Materyal) İletişim Araçları” Abhaz Çalışmaları (Tarih, Arkeoloji, Etnoloji). Sayı 2. Sohum-2003, s.224.
Related Posts
Abhazlar Arasında Demircilik ve Metal Kültü Olgusu Üzerine
OKTAY CHKOTUA: İLKLERDEN BİRİ
