‘OSMANLI BELGELERİNDE ABAZALAR’ BAŞLIĞIYLA YAPILAN ALGI OLUŞTURMA OYUNU
Osmanlı Arşivi’ni kullanmak bir yana Osmanlıca tek satır bilmeden önünde konan yarım yamalak çeviri ve internetten kopyalanmış belge künyeleriyle “tarih büken” davur soner, “OSMANLI BELGELERİNDE ABAZALAR” adıyla iddialı bir başlık atarak elindeki malzemeleri makyajlayarak üçüncü belki beşinci kez sahaya sürmüştür.
Bu yazısında bizim açımızdan ümit verici tek gelişme, tarih bükücümüzün ABAZE yerine ABAZA deyimini kullanmaya başlamış olmasıdır. Kendisini tebrik ederek fikirsel evriminin devamını temenni ederiz. Bilindiği üzere Abazalar, Adigeler ve Ubıhlarla ilgili yüzlerce makale ve onlarca kitabın Rusça’dan Türkçe’ye çevrimini sağlamış olan Sn. MURAT PAPŞU, tarih sihirbazımız davur soner efendi tarafından kısa süre önce patlayan tarih balonlarının müsebbiplerinden biri olmakla suçlanmakla kalmamış, nasıl çeviri yapması gerektiği konusunda da ‘nazikçe’ bilgilendirilmişti. Burada ısrarla Abaze yerine Abaza demekle ‘suçladığı’ büyüğümüzle aynı çizgiye gelmiş olmasını görmek güzel. Zira bundan tam 2 yıl önce kafasındaki bulanıklığa çözüm arar tarzda sorduğu sorulara Sn. Murat PAPŞU’nun bugün bizimle paralel olarak davur soner’in hiç ama hiç hoşuna gitmeyen cevaplar vermiş olması üzerine onun “akil adamlar” listesinden çıkarılmakla cezalandırılmıştı. (Bkz. Ek-“Aklımda deli sorular”)
ABAZA isminin hem coğrafya hem de etnisite anlamına geldiğini ve bir dönem bugünkü ÇERKES deyiminin çatı isim olarak kullanımına benzer biçimde Anapa ile Faş arasındaki tüm Karadeniz kıyısı için ve buradaki Abaza ve Adige topluluklar için kullanılmış olduğunu belgeleriyle ortaya koyduğumuz yazımızda (Bkz. https://www.facebook.com/abaza.bilgi.belge/posts/125428748981871?hc_location=ufi ) bu konu detaylarıyla işlendiği için tekrara girmeyeceğiz. Sadece algı amaçlı incelikle yapılan göz boyamaya dikkat çekeceğiz.
İddialarda kullanıldığı görüntüsü verilen belgeler, ya Osmanlı arşivi kataloglarından aynen alınmış künyeler ya da internet ortamında başkalarınca yapılmış çevirilerin alıntılanması şeklindedir. Yani birincil kaynak kullanımı söz konusu değildir. Belgenin aslı görülmeden kopyalama şeklinde alıntılamalar kullandığı için Ubıh için “OHUĞ”, Göniye için “KONİYA” demekte bir sakınca görmemektedir. Daha doğrusu yakayı ele vermektedir.
davur soner efendi, Osmanlıca bilen bir tarihçi edasıyla oku[t]maya çalıştığı HAT 1103/44569-N belgesindeki “NOGAY Kabailine” ifadesini bükerek NUKUVİ, Basilbay [Başılbay] ismini ise BALBAY adıyla okuyarak yeni kabileler icat etmiştir. İcatları, tarih sihirbazımızın “Osmanlı Belgeleri” alanına hâkimiyetini göstermektedir. Bu buluşu neticesinde Nogay’ların da Başılbay Abazalarının da Ubıhlarla birlikte Abzehlerin köleleri olduğunu ‘keşfetmesi’ bizim açımızdan şaşırtıcı olmayacaktır. Belgeye dönecek olursak bu belgedeki kabilelerin yerleşim bölgelerine göre Çerkes ve Abaza olarak tasnif edilmiş olduklarını görmekteyiz. Sahil hattında olan kabileler ABAZA, iç bölgelerdekiler ise ÇERKES sıfatıyla nitelendirilmişlerdir. Bunun tek istisnası olan Nogaylar ise hem sahil hem de iç bölgelerde mevcut oldukları için herhangi bir sıfat almamışlardır. Bugünkü Aşıwa Abazaları’nı ifade ALTIKESEK Kabilesi ve Aşkarıwa-Abaza kökenli Başılbay Kabileleleri ile Türk kökenli KARAÇAY topluluğunun da ÇERKES olarak nitelendirilmiş olmaları bundandır. (Bkz. Ek_İstismar edilen Osmanlı Belgesi)
Esas olarak Abhazya ve Abhaz milleti olmadan bir ABAZA kavramı icat etme çabasından ibaret olana bu iddialarına bilimsel görüntü vermek için “bakın belgeler ne diyor tarzında” belge istismarını da ihmal etmemiştir. Klavye başında daha önceleri Abhazya sınırını Bzıp’a çeken muhteşem tarihçimizin, Piri Reis’in haritasını istismar etme girişimi yarıda kaldığı için bu defa daha acımasız(!) davranmış ve Sohum girişine kadar bütün toprakların Abaza değil AbazE olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Kızdırırsanız kafamı görürsünüz gününüzü hesabı . Bir sonraki aşamada klavye tarihçimizin Sohum’u iç etmesi işten bile değil.
davur soner bu yazısında kaynağını gösteremediği yani işkembe-i kübrasından salladığı iddialara da yer vermektedir. Neden bu şekilde davrandığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira kaynak gösterdiğini iddia ettiği belgelerde yalanları daha kısa sürede yakalanıp afişe olmaktadır. Bunu daha önce travmatik olarak tecrübe eden yazarımız, “Abhaz adı ilk defa 1805 yılında Rus istilası öncesi Osmanlı belgelerinde, ‘Abhaz vilayeti’ adıyla da 1840 yılında geçmektedir.” iddiasının kaynağını yani hangi belgede ne şekilde geçtiğini es geçmişse de biz bu soruyu ona bu bilgiyi servis edenlere buradan soruyoruz.
1500’lü yılların ortasından itibaren Osmanlı Arşivindeki Mühimme defterlerinde yer alan onlarca hükümden bahsettiğimiz yazımızda sadece tek bir belgeyi alıp “burada bahsedilen olaydakiler Venedik elçisinin raporunda ‘Çerkes’ olarak geçiyor, bak gördünüz mü bunlar Abaza değil” demenin tek karşılığı şarlatanlıktır. Abazalardan bahseden Sohum merkezli anlatımlar, sınırı geçip Migrel topraklarını yağmalamaları ve Anakliya kalesini yakmaları ve bunlara karşı alınması istenilen talepleri gösteren onlarca detaylı belgemizin malum şahıs tarafından göz ardı edilmeye çalışılması, bilimsel yetersizlik ve çaresizliktir. Alışkanlık haline gelen şey ise “Bektaşi tefsiri”nin cazibesidir.
Bu konuyu detaylandırmak gerekirse, Yükselme Döneminde Osmanlı Devleti’nin Bakanlar Kurulu konumundaki Divan’da ele alınıp resmi kayıtlara geçen olaylardan biri de ağırlıklı olarak ilkbahar dönemlerinde Doğu Karadeniz sahillerinin çoğunlukla 1500-1700 yılları aralığında Abazalarca basılması ve Doğu Karadeniz’deki korsanlık faaliyetleridir. Net biçimde burada birincil Osmanlı Arşiv belgeleriyle örneklendirilerek izah edilen olayların üzerini sis perdesiyle kapatıp belgeleri “etkisiz” hale getirmeyi amaçlayan ‘tarih bükücü’ arkadaşımız, Rusça bir kitapta bulunup kendisine servis edilen söz konusu faaliyetlerden neredeyse 900 sene öncesine ait Zih, Genoh ve Meotların var olduğu dönemi gösteren ‘sentetik’ bir haritayı öne sürmektedir. (Bkz. Ek_900 yıl öncesine ait sentetik harita) Bu haritayla Osmanlı Döneminde ayan beyan ortada olan gelişmelerin aktörleri olan Abazaların aslında Abaza(!) olmadıklarını, yüzlerce yıl önce Trabzon’a akın düzenleyenlerin başkaları olduklarını “Çerkeslerin ekteki haritada görüldüğü gibi (siyasi alan) eski devirlerden bu yana Karadeniz’in Doğu sahillerinin tamamında korsanlık faaliyetlerinde bulunduğu ve söz sahibi olduğu” gibi akıllara ziyan bir delille(!) temellendirmektedir. Bu komikliğe imza atan isme hemen soralım: Neredeyse Selçukluların dahi Anadolu topraklarında olmadığı dönemlere ait bir harita ile Osmanlı Mühimme Defterlerinde geçen olayları birbiriyle bağdaştırarak nasıl açıklıyorsun? Bu yaklaşımla hareket ederek günümüz Türkiye Hükümetiyle Mısır Yönetimi arasındaki konjonktürel durumu da eski Mısır ile Hitit arasındaki rekabetle mi izah(!) edelim?
davur soner efendi’nin dillendirdiği bir diğer iddia da Osmanlı Devleti’nin Sohum’da gemi inşa ettirecek kadar itimat ettiği Çaçba Keleş Ahmet Bey’in 26 Kasım 1826 tarihinde Anapa’ya gelip ayrıca ahitname imza etmiş olmasını da “Abaza adıyla anılan kabileler ile bir ilgisi veya hâkimiyeti bulunmamakta” şeklinde izah ederek akıl dışı bir çıkarım elde etmektedir. Daha önceki yazımızda belirttiğimiz bir belgeyi takdirlerinize sunuyoruz. Osmanlı Devletince Sohum Muhafızı unvanıyla Anapa ile Faş arasındaki bölgede yetkilendirilen Çaçba Keleş Ahmet Bey’in; Rus tarafına geçip Osmanlı Devleti’ne isyan ederek Çerkes topraklarına hücum eden Şahin Giray komutasındaki Tatarlara karşı Çerkeslere yardıma gittiği, 18 Ekim 1783 tarihli bir Hatt-ı Hümayun belgesinde rapor edilmektedir. (Bkz. HAT 10/338, Hicri 21 Zilkade 1197 [18 Ekim 1783])
Kısacası okunmamış, görülmemiş bir belgeyi birincil kaynak olarak kullanmak, tarih biliminin vazgeçilmez kriterlerinden olan bilimsel ahlak ilkesine uymaz. Buna akademik camiada “intihal” denir. Tarih adına yapılan bu şarlatanlık devam ettiği sürece biz, takipte olacağız. Her ne kadar, “ben çevirmenlik yapmıyorum tarih yazıyorum” gibi mütevazı(!) bir yol izlese de her daim fitne ve fesat üflediği palavra balonlarının birer birer patladığına tanıklık etmeye devam edecektir.
Takdir değerli okuyucularındır.



Related Posts
APSUARA
ABHAZ GELENEKSEL HALK MAHKEMELERİ VE ARABULUCULUK
