GELENEKSEL ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ
39 mins read

GELENEKSEL ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

MAYANA GABNİYAPHA
Abhazya Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi

Dua, insanların manevi kültürünün en önemli unsurlarından biridir ve çok farklı dua türleri vardır. Bir çocuğun duasından, tanrılara tapınmaya kadar. Hepsi kendilerine has alanlarda görevlerini yerine getirirler.

Apsua duaları hakkında birçok bilim adamı görüşlerini ifade etmiştir, bunlar arasında: N.Ş. Canaşiya, D.Y. Guliya, S. L. Zuxba, Ş. Kh. Salakaya, Ş. D. İnal-ipa, L.X. Akaba, S.A. Dbar, V. L. Biguaa, Y. G. Argun ve daha birçokları sayılabilir. Bilim adamları bu çalışmalarında, tarihin farklı dönemlerindekiler de dâhil olmak üzere, halkın eski dua ayinlerine odaklanıyor.

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

ABHAZ KÜLTÜRÜNDE SÜLALE AYİNLERİ

Abhaz Sülale Ayinleri

Abhaz ayinleri

Ayiraa’ların ayini

Ankuabların ayini

Apsua halkının yaşamıyla ilgili bütün ayinler arasında sülalelerin dua ayinleri çok az ilgi görmüştür. Elbette Abhaz araştırmaları kapsamında bu konunun hiç incelenmediğini söylemek doğru olmaz. Ancak yine de birkaç makale dışında bu dua ayinlerinin önemli özelliklerine ilişkin kapsamlı bir çalışma neredeyse yoktur.

Birçok sülalenin kendi özel ayinleri bulunur. Bu duaların her birinin kendine has kökenleri vardır ve bu durum antik çağlardan beri süregelmektedir. Ayinler özellikle sülalenin kızlarından birisiyle ilgili olur. Onu gökkuşağı, bulutlar, sis, deniz, gök gürültüsü veya şimşekler alıp götürürler. Ardından da böyle bir trajediyi yaşayan aile bireyleri bir ayin düzenleyerek Yaradan’a dua ederler.

Ayinlerin kendine has özellikleri vardır. Bütün sülaleler aynı şekilde yapmazlar, ama sebepleri neredeyse hep aynıdır. Bazı sülaleler tek siyah tüy barındırmayan bir hayvanı kurban ederlerken, bazıları ise bir öküzü, keçiyi veya koyunu keserler.

Ancak hepsinin ortak noktası,  hemen hemen tüm kabile ayinleri sırasında erkeklerin ayrı bir “Ayin alanına” giderek kesilen kurbanın ciğerleriyle dua etmeleri ve ona ayin için özel olarak hazırlanan ekmek veya abısta dışında herhangi bir yiyecek ilave etmemeleridir. Ayrıca masa kurmazlar, sadece yapraklı fındık dalları veya gürgen yaprakları kullanırlar. Kadınlar ise ayrı olarak kurban kesilen evde, büyükler ve küçükler hep birlikte toplanırlar, yemek hazırlar ve birbirlerine dua ederler.

Ayiraa’ların ayini:

Ayiraalar (Aibalar) bu ayini uzun zamandır yapmaktalar. Ayinin kökeniyle ilgili efsane şöyledir: Ayiraaların kızı gök gürültüsünden korkup bir ağaca tırmanmış. Bu olay ise şöyle olmuş: Bir gün kız, Tarba sülalesinden olan dayılarını ziyaret etmeye karar veriyor. O gün gökyüzü garip bir şekilde aşırı bulutluydu. Dayılarını ziyaret edip eve geri dönerken korkunç bir fırtınayla karşılaştı. Gök gürültüsü ise onu beğenmiş ve kaldırıp ağaca çıkartmıştı. (Abhazlar yıldırım çarptı dememek için, onun yerine böyle saygılı bir ifade kullanırlar. ç.n.) Anne ve babası ise kızlarının dayılarının yanında olduğunu sanıyorlardı. Ancak sabah olup kendisinden haber alamayınca, baba kızının peşinden kayınpederinin evine gitti. Ama kendisine, “dün öğleden sonra eve gidiyorum diye ayrıldı ve onu bir daha hiç görmedik” dediler.

Olanlardan dolayı hepsi endişelenmişlerdi ve bu yüzden yardım etmek için onun peşinden gittiler. Yolda gelirken gök gürültüsünün onu yoldaki bir ağaca oturtmuş olduğunu gördüler. Çok şiddetli gök gürültüsü ve fırtınadan dolayı kimse ağacın yanına yaklaşamıyordu.

O zamanlar bilge adamlar vardı, öyle ki onlar, peygamberlerden bile ileriydiler. Onlara göre bu duruma uğrayanlar kurban kesmeden, dans etmeden, dua etmeden kızlarına yaklaşamazlardı. Airaalar da kızları ağacın üzerindeyken bir kurban kestiler, komşularını topladılar, güldüler, oynadılar ve ardından yemeğe oturdular. Şaşılacak bir şekilde hava da aniden değişmeye başlamıştı. Gün bittiğinde onu ağaçtan indirip hemen toprağa verdiler.

Bir süre sonra onlara, “Tanrı size misafir oldu, ama nedenini sormazsanız olmaz” denildi. Sorduklarında ise, ‘Her yıl bir keçi, altı koyun ve bir kuzu keseceksiniz’ dediler. Altı koyun geride kalanların hayatlarına karşılık adaktı.

Airaa’lar o günden itibaren bu ayini günümüze kadar aralıksız sürdürmektedirler. Bir kurban getirir, keserler ve kutsarlar. Koyun alınırken on kişi ortak olur, yirmi kişi ise abısta ile etin hazırlanmasını üstlenir. Sekiz kurbanın sekizini de asıp derilerini yüzerler. Ayini idare eden kişi, kalabalığı toplayıp şöyle dua eder: “Aybaların Tanrısı, bize merhamet et, bize acı ve bilmediklerimizden dolayı bizleri bağışla. Buradaki insanlar hep birlikte dua ediyorlar, onlardan sevgini ve merhametini esirgeme!” diye kadehini kaldırır ve “Aibaların Tanrısına” diyerek kurbanın karaciğerini ona gösterir.

Kadınların törene katılmalarına izin verilmez. Kadının kurban etinin tadına bakması da günah sayılır. Ayin süresince yabancı bir sülale mensubu (misafir) orada bulunabilir. Ancak ayini yöneten kişi mutlaka Ayba sülalesinden olmalıdır. Yabancı biri bu ayini yürütemez.

Sofraya abısta, tuz, et ve şarap konulur. Başka hiçbir şey ilave edilmez. Eskiden yiyecekler yapraklı fındık dalları üzerine konulurdu, ama artık masa örtüsü üzerine seriliyor. Etin alanda özel bir yeri vardır. Dört direk çakıp, üstünü de yapraklarla örtüp, kurban etini oraya koyarlar. Artıklar ise eve götürülmemeli ve orada bırakılmalıdır. Ayin, Wathara köyünün Baça mahallesindeki Kukubar tepesinde düzenlenir.

Bilindiği gibi Airaalar eski çağlardan beri Wathara köyünde yaşıyorlar. Köyün adının kökenine ilişkin efsanelerden biri de bunlarla bağlantılıdır.

Airaa’ların Aibga’dan geldiklerine inanılıyor. Efsaneye göre eski çağlarda bir sebepten dolayı evlerini terk etmek zorunda kalmışlar. Göçün sorumlusunun anneleri olduğunu söylüyorlar. Babaları öldürülünce, anneleri Wathara, kocasının intikamını alıp oğullarıyla birlikte sahil yolunu izleyerek kralın Abaavükua denilen yerdeki sarayına geldi. Kral ona “Neden geldin, sorunun nedir?” diye sorduğunda başına gelen her şeyi anlattı. Onu da dinledi ve kabul etti. Kral’ın birçok oğlu vardı ve onlardan birini kadına kardeş olarak tayin etti.

Bir süre sonra çıkan bir arbedede kral yaralandı. Çocukların annesi iyi bir şifacıydı. Onu iyileştirmeyi başardı. Yolda giderlerken, Kral bir tepe civarında (bugünkü Wathara köyü) durdu ve ona yüksek tepelerle çevrili olan geniş araziyi gösterdi. Henüz orada kimse yaşamıyordu. “Sen ve oğulların artık burada yaşayacaksınız ve kimse size zarar vermeyecek” diyerek bu araziyi onlara hediye etti.

Airaaa’ların annesinin üç oğlu olduğu söylenir. Büyüğünün adı Baça, ortancasının adı Dzaği idi, en küçüğünün adı ise bilinmiyor. Bugün Baça mahallesinin ve Dzağirıpş nehrinin isimlerinin bu kişilerden geldiği söylenir.

Efsanenin bir başka versiyonuna göre Wathara adı coğrafi konumundan gelir, çünkü köy etrafı yüksek tepelerle çevrili olup tam ortada yer alıyor.

Airaalar her üç yılda bir dua etmek için toplanıp kurbanlarını da keserek Aibga’ya giderler. Burada asırlık bir su kuyusu var. Altında ayin yaptıkları üç ağaç yan yana durmaktadır. Etraflarını ölçmeye kalkarsanız 6 metreyi bulur.

Ankuabların ayini:

Ankuabların Pıshü köyü çıkışlı olduklarına inanılır. Onların anıhası İnal-Kuba’dır ve sülaleyi İnal-Kuba gözetir. Ankuab sülalesi ayinlerini her yıl Ekim ayında düzenlerler.

Bunun nedeninin ise şöyle olduğu söylenir: “Güzel bir yaz günü, ev sahibi adam dışarı çıkmıştı, ev sahibesi ise tavuklarını çağırıp mısırla yemliyordu. Kadın bir ara “gerçekten de İnal-Kuba tarafından bu tavuklar, kendilerine bir tilki dadanmasın, bir kartal onları kapıp kaçmasın diye korunup gözetiliyorlar mı acaba?”  diye kendi kendine düşündü. Denemek için de önlüğü ile birlikte getirdiği mısırları da olduğu gibi havaya savurdu ve “Aai!.. Aai!..” diye bir çığlık attı. Tavuklar da bir anda korkuyla çığlık atıp sağa sola kaçıştılar. Bu kargaşada bir hayli gürültü çıkarmışlardı ki, aynı anda hava aniden karardı, gök gürledi ve şimşek çakmaya başladı. Bu arada kadına da şimşek çarptı ve kimse nereye gittiğini göremeden gökyüzünde kayboluverdi… Kadın önlüğünü havaya attığında İnal-Kuba tavukların başına bir şey geldiğini sanmış ve yeri yerinden oynatmıştı.

Daha sonra ise yaşananlar öğrenilince İnal-Kuba ne olduğunu anlamış ve yerini terk ederek Pıshü’ya geçmiş.

Bunun üzerine kardeşler de, aralarında konuşup, anıhaları onlara sonsuza dek darılmasın diye tarladaki küçük ve güzel bir alanda ona dua etmeye ve onun adına adak adamaya karar vermişler. Bu nedenle Aşağı Cırkhua köyünde kardeşlerden ortancasının yaşadığı yerin yakınında büyük gürgen ağaçlarının bulunduğu küçük bir tepede (burası hala “Ankuabların ayin alanı” olarak anılır) kesilen ineğin karaciğerini ona gösterip ayinlerini yaptılar. O günden itibaren de her yıl nisan ayının ikinci pazar günü bu ayini yerine getirirler.

Gabniyaların ayini:

Gabniyaların ayini sülalenin iki kolunu bir araya getirir. Khukhu oğulları ve Ğiac oğulları.

Vüandarıpş’da yaşayan Mıüf-ipaçüa adı verilen ve Gabniya sülalesinden olan aile fertleri ise bu ayine katılmazlar. Bunun nedeni de ayine konu olan kızların yalnızca bu iki aileye yakın akraba olmasıdır. Ama dua etmek isterlerse diğerleri de gelebilirler, sadece katılma zorunlulukları yoktur. Ayin sırasında ise rastgelen herkes sofraya gelip yemek yiyebilir.

Ayinin kökeniyle ilgili efsane şöyledir: “Bir zamanlar Gabniyalardan çok güzel bir genç kız evden dışarı çıktı, ancak aradan uzun bir süre geçmesine rağmen geri dönmedi. Ailesi merak edip peşine düştüğünde de kendisini göremediler, ancak biraz ötede bir sis bulutu gökyüzüne doğru yükselmekteydi. Kızlarının her zaman oturduğu alan ise yanmış durumdaydı. İşte o zaman “Tanrı bize misafir oldu” diyerek dua ettiler.

Olay pazartesi günü olmuştu, bu yüzden her yıl sonbaharın hasat aylarından birinde, ama kasım ayını geçirmeden bir keçi keseceklerine dair Yaradan’a adak adadılar. O tarihten bu yana bu ayin, ayinlerin gözdesi olarak Gabniyalar tarafından yerine getiriliyor ve her yıl eski çağlardan beri düzenlenen yerde gerçekleştiriliyor. Gabniya tepesinin ortasındaki ıhlamur ağacı da buna tanıklık ediyor. Bu ıhlamur ağacının altında dua ederler. Büyüklere göre bu ağaç bir hayli yaşlıdır. Ayin için belirlenen zaman gelmeden tepe temizlenir ve süpürülür. Temizlik derken büyük ıhlamur ağacının gölgesinin kapladığı geniş bir avluyu kastettiğimizi belirtmek gerekir. Burası yüksek bir tepedir ve yazın hava ne kadar sıcak olursa olsun, rüzgâr burada gayet serin ve hoş eser, ancak buna rağmen tesadüfen de olsa hiçbir hayvan gelip bu ıhlamur ağacının altına oturmaz.

Abhaz halkının eski çağlardan beri ıhlamur ağacını kutsal olarak kabul ettiklerini belirtmekte de fayda var.

Ayini, tüm Gabniyalar büyük bir bayram olarak kabul ederler. Pazartesi gününe ise “Özel gün” denmektedir. Gabniyalar o günün “Tanrının günü, onun dinlenme günü” olduğunu söylerler. Yıl boyunca Pazartesi günlerini kutsal gün olarak kabul ederler ve bu özel günde:

1. Çalışmazlar.

2. Dikiş dikmezler.

3. Gün içerisinde kızamazlar ve tartışamazlar.

4. Hiçbir şey satamaz veya satın alamazlar.

5. Toprağı kazamazlar.

6. Cenazelerini bu gün içinde defnedemezler.

Yukarıda da belirtildiği gibi Gabniyalar yoğun programlarına rağmen pazartesi günleri çalışmazlar. Erkekler, aile büyüklerinin avlusunda toplanır, güler, oynar, lezzetli yemekler yerler, ancak o günün hatırına fazla şarap içmezler.

Tarihsel olarak ayinde dua eden kişi sülalenin en yaşlısı olurdu. Zamanla köyün saygın bir yaşlısı bu görevi yerine getirmeye başladı. Bunun nedeni de Gabnia Batakua’dır. (Folklorde Gabniya Batakua’ya Aimkhaa Batakua’da denir. (Çünkü kendisi Emkhaguayüa adlı bir mahalledendi). Batakua halk arasında çok iyi bilinir.  Onun hakkında tarihi-kahramanlık şarkıları bestelenmiştir. Bu şarkıları B. Şinkuba, Ş. Salakaia, S. Zuhba gibi araştırmacılar çeşitli zamanlarda kaydettiler. Durıpş Dağı’na çıkan yola ise günümüzde hâlâ “Batakua Yolu” denmektedir.

Muhaceretten önce ayinin duacısı Batakua idi ve 98 yaşındaydı. Böyle devam ederken bir gün bu alanı çevreleyen ağaçlardaki üzümleri toplayan tek oğlu ağaçtan düşüp hayatını kaybetti. 

Batakua bu elim olay üzerine, “Her yıl kurbanın ciğerini gösterip sana dua ettim, ey Yüce Allah’ım, bunu bana neden yaptın, ey yaratıcım?” dedi ve küserek bundan sonra ayini yönetmeyi bıraktı. O tarihten itibaren Gabniyaların ayinine duacı olarak başka sülaleden bir yaşlı getirildi ve bu durum bugün de aynı şekilde devam etmektedir.

Ayin, kurbanın kesilmesi, abısta, kırmızı şarap ve tuz sunulması şeklindedir.

Burada bir keçi kesilir, kalbi ve karaciğeri çatal bir sopaya takılır ve bir kadeh şarap ile birlikte dua edene verilir. Gabniyalar ellerini ve yüzlerini yıkar, temiz giysiler giyerler, kutsal yerde durup, yüzlerini gün doğumuna dönerler ve duacı da yüksek sesle dua eder. Dua eden kişi kadehini içtikten sonra,  diğerleri de kadehlerini tek tek kaldırırlar. Ayini yöneten kişi haşlanmış kalp ve ciğer etini dilimleyerek misafir olarak katılanlar dâhil, herkese ikram eder. Daha sonra kütüklerin oturak ve yeşil fındık yapraklarının da sofra örtüsü olarak kullanıldığı ayin yemeğine geçilir.

Burada da fazla şarap içilmez. Herkes güleryüzlü olmalıdır, tatlı konuşmalıdır ve gülmelidir. Ama şarkı söylenmesine veya dans edilmesine izin verilmez. Gün içerisinde yedikleri ve içtikleri şeylerle birbirlerine dua ederler. Geriye kalan et, şarap, abısta vs. bu ayini düzenleyenler tarafından evlerine götürülür, ama evin içine alınmaz. Bir sepete konularak, dışarıya asılır. Ertesi gün ise rastgelen herkes bu yiyeceklerden yer ve içer.

Bu ayine de sadece erkekler katılır. Kadınlar ise ayrı olarak bir evde toplanıp “kadın düğünü” adı altında yer içerler. Ama onlar kurban yerine tavuk keserler her türlü yemek ile tatlıyı yaparlar. Erkekler kadınların ayinine katılabilirler ama kadınlar erkeklerin ayinine katılamazlar. Ayrıca kadınlar kurban etinin tadına bakamazlar, zira bu günah sayılır. Gabniyalar bunun dışında başka bir ayin daha yaparlar. Onun adı “Yukarıda olan, en güçlü olan” dır. Erkek oğlağın ciğerini göstermekle ilgilidir. Salı günleri yapılır ve aynı zamanda “küçük özel günümüz” olarak da adlandırılır.

Gabniyalar bu ayinlere ek olarak Abhaz halkının diğer bayramlarını da kutlarlar, örneğin Ajırnıhüa, Mşapı, Oruç ve bunların yanı sıra Hristiyan bayramlarını…

Gabniyaların tamamı Müslümandır ve bunlardan sadece bir kol, yani Ğiac-oğulları Hristiyan dinine mensupturlar.

Bunun nedeni ise, Gabniya Zaz’ın karısı olan Bartsıts-pha Blabırkhua köyündendi ve erkek kardeşi yoktu. Ebeveynleri ölünce Zaz Gabniya, geçici olarak ailesiyle birlikte Bartsıts’ların evine taşındı. Ama onlar Hristiyan’dı. Zaz’da bu yüzden, birlikte yaşadığı sülalenin dinine geçti. 30 yıl sonra babasının evine geri dönmesine rağmen, ailesi hâlâ Hristiyanlığı sürdürdü.

Gabniya sülalesine ait ayinlerin özelliklerinden bahsederken, araştırmacı Tsira Gabniya’nın, babası Gabniua Smel’den duyduğu bir olayı da belirtmek gerekir.

Bir gün, Smel’in büyükbabası olan Gabniya Alıgu dağlarda avlanmaya çıktı ve bir av vurdu. Ancak öldürdüğü hayvanı almak için başına gittiğinde ise büyük bir pişmanlık duydu. Zira vurduğu hayvanın öylesine pırıl pırıl bir derisi vardı ve öylesine güzeldi ki, öldürülmesi doğru değildi. Hemen geri dönüp Gabniya Batakua’ya geldi, yanına oturdu ve ona bilmeden bir kaplanı öldürdüğünü söyledi. Batakua ilk başta duruma çok içerledi ama sonra da Alıgu’yu karşısına alarak şöyle söyledi: “Evlat, bilgisizliğinden dolayı Tanrı seni affetsin, hemen git, öldürdüğün kaplanın başında dikilip, sanki yakınlarından birini öldürmüşsün gibi içtenlikle ağla. Daha sonra matem elbiselerini giy, saçını ve sakalını kesmeden 40 gün yas tut” dedi.

Bizler bu tavırdan dolayı o dönemlerde Kaplan’ın Gabniya sülalesi tarafından bir totem olarak kabul edildiğini düşünüyoruz. Ancak bugün konu hakkında daha fazla bir şey bilmiyoruz.

Özetle, bugün bir Apsua için en önemli şey duadır. Yine bir Apsua için “Ançüa” ve “Allah” birdir ve aynıdır, aradaki fark sadece isimdir. Apsua’nın bilincinde O “yukarıdadır”. Bu durum sayesinde bugün Apsualar arasında herhangi bir dini çatışma veya yanlış anlama asla yaşanmamaktadır.

Kutarbalar, Blabbalar ve Khutaa’ların ayini:

Çeşitli koşullar nedeniyle, bazı ayinlerde dua eden kişinin aynı sülaleden olmaması mümkün olabilir. Mesela Gabniyaların ayininde dua eden kişi de bir Kapba’dır.

Diğer sülaleler arasında bu üç kabilenin ortak ayini ve üç duacının birlikte Tanrıya yakarışı oldukça ilginçtir. Bunu Kutarba, Blabba ve Khutaa’ların ayinlerinde görüyoruz. Ayinin sebebi ise şu şekilde anlatılır:

“Zamanında Blabırkhua köyünde Blabba, Kutarba ve birçok sülale birlikte yaşarlardı. Bir cumartesi günü Blabıpha ve Kutarıpha iki kız, yüksek topuklu takunyalarıyla dışbudak ağacının altında oturup keten dokumaktaydılar. Hava aniden kötüleşti, ama akşama doğru açıldı ve gökkuşağı belirdi. Bu arada ne olduğu anlaşılamaz bir şekilde kızlar ortadan kaybolmuştu. Akrabaları ve komşuları her tarafa bakındılar ama onları bulamadılar. Blabba ve Kutarbalar büyücülere gidip bu durumu sordular ve onlar da “Tanrı size misafir oldu, ona dua etmelisiniz” dediler.

Daha sonra, yeni ayın ilk cumartesi gününe denk getirilerek burada ayin yapıldı. Gün içerisinde üç kurban kesilir. Bir koyun ve iki keçi… Koç, Tanrı’ya yakarmada en güçlü kurban olarak kabul edilir. Ayine tüm köy halkı katılır: Akhiybalar, Jiyaalar, Alazbalar ve Khutaa’lar. Bunu tüm insanlar için özel bir gün olarak kabul ederler. Bu sülaleler arasında herhangi bir evlilik olamaz ve bu akrabalık bağını ihlal eden olursa derhal köyden atılır.

Kadınlar ayine katılmazlar. Bir dönem kadınlar da ayrı bir ayin yaparlardı ama bugün artık vazgeçtiler. Bzıp’ta yaşayan Kutarbalar arasında bu ayin bazen evde de yapılır.

Çatal bir fındık dalına kurbanın kalbi ve ciğeri takılır, Kutarba duayı başlatır, ardından Blabba ve Khutaba birlikte şöyle devam ederler: “Afı! (Yani yıldırım tanrısı) Bize merhamet et, bilmediklerimizden dolayı affet”. Burada kızların sis bulutu tarafından götürüldüğüne inanılmasına rağmen, bugün neden “Afı” adına dua edildiği bilinmiyor.

“Apsua halkının geleneksel dini, çok tanrılı bir ibadet sistemidir ve birçok tanrının panteonudur”. Apsua tanrılarının panteonunda, Tanrı’yı, Afı, yani (gök gürültüsü ve şimşeklere neden olan tanrı) takip eder. Antik çağda en çok korkulan kuvvetin yıldırım olması dikkat çekicidir. Apsua’lara göre ateş gökten indirilmişti. Bir insana yıldırım düşerse ölür, bir ağaca düşerse yanar. Tanrı, göğe yaptığı gibi, şimşeği de geçici olarak kişileştirir. Afı’nın asıl işlevi kirli olanı yok etmektir. Bir insan zarar verirse onu öldürebilir. Bu nedenle Afı’nın öldürdüğü kişilerin yasını tutmamak gerekir. Bu acıyla karşılaşan aile, gözyaşı dökmeden (yukarıdaki duada belirtildiği gibi) kurban keserek kendilerini kurtarmalıdır.

Daha sonra fındık yapraklarını serip, üzerine yiyecekleri, abıstayı (irmik de eklenebilir), tuzu, kırmızı şarabı, beyaz şarabı koyarlar. Başka hiçbir şey koyulmaz. Artan yiyecekler eve götürülmez. Eti üzerine koydukları masa benzeri yapının ayaklarından üçünü kesip birini bırakırlar. Daha sonra da dua edip oradan ayrılırlar. Artan yiyecekler bir suyun kenarına taşınır ve ertesi gün yenilebilir. Fazla içki içilmez ve huzursuzluk yaratan kişi olursa ertesi sene ayine katılmasına izin verilmez. Dışarıdan konuk davet edilebilir. İster kıyafet olsun, ister bir alet, örneğin bir bıçak, alanda unutulan hiç bir şey geri dönülüp alınamaz.

Örnek olarak yaşanmış bir hikâyeyi gösterelim.

Bir yıl katılımcılardan biri yeni aldığı bir tabancayla gelmişti. Kim bilir nasıl oldu, tabancasını orada unuttu. Ama geri dönüp almak yasak olduğu için bir sonraki yıla kadar tabanca orada kaldı.

Kutarbaların ayini sadece savaş yıllarında yapılamadı ancak artık her yıl yapılıyor. Sadece geçmişe göre ayine bizzat katılanların sayısı biraz azalmış durumda.

Kapşaaların ayini:

Bunun nasıl yapıldığını A.V. Kapş şöyle anlatıyor: “Ağustos ayında Laparnıha’da düzenliyoruz. Burası bizim ayin tepemiz. Sabah erkenden kalkıp ayin hazırlıklarına başlarız. Ocak ekmeği pişiririz ve mum yapmak için temiz balmumu eritiriz. Üzümler olgunlaştıysa taze şarap da ekleriz. Ekmek pişirirken altına ve üstüne birer komar yaprağı, üzüm ya da ceviz yaprağı koyarız. İki parçalı ekmekten biri dilimlenir ve etrafına peynir sarılır, diğeri ise üstüne konur. Kutsadığımız şey o şifalı ekmektir. Ekmek hazır olunca şarap eşliğinde dua etmeye gideriz. Bahçemizdeki yaşlı ceviz ağacının altında babam dua eder.

Annemiz ayine katılmaz, bu onun anıhası olmadığından, ibadet etme hakkı yoktur. Babam, kardeşlerim, hepimiz, ekmeğimiz, şarabımız ve mumlarımızla oraya gideriz. Yeni Ay gibi bir yarım daire oluşturup, yüzümüz tepeye dönük dururuz. Babam dua eder, anıhamızın merhametini ister, sonra biraz şarap içer, ardından ekmeğin ortasını açıp oraya şarap döküp, “Açba ve Çaçba âdetini” yerine getirir, sonra ağacın kabuğunu açıp bir kenarına yapıştırır. Bizler de Âmin! diyerek şarabı ve ekmeği tadar, ardından da eve gideriz. Ayine gitmeden önce yüzler ve eller yıkanmalı, ayin boyunca kızmamalı ve kötü söz söylenmemelidir.”

Leyaa’ların ayini:

Leyaa’ların tamamı anıxalarında tapınırlar. Onlar ayinlerini Amşapı bitiminden bir ay ve üç hafta sonra gelen Çarşamba günü yaparlar. Leyaa’lar atalarının Loo diyarından geldiğine inanırlar.

Tarihe göre Leyaalar bulundukları topraklardan göçüp Mgudzırkhua’ya geldiklerinde, yaşadıkları yerde kutsalları olan Altın Zil’in bir parçası asılıydı. Ama nasıl oldu kim bilir, ortadan kaybolmuş. Bu olay iki yüzyıldan fazla bir süre önce yaşandı, ancak konu hakkında bugüne kadar hiçbir şey duyulmadı.

Her yıl içlerinden birisi ayin yapılacak alanın ve yolların bakımını üstlenir, kesilecek kurban için düzenlemeler yapar.

Ayin için ekmek hamurunu yoğurmak üzere 8 bakire kadın belirlenir. Bunlar Leyaalardan olmayabilirler. Ekmek siyah undan yapılır. Tuğlaları döşerler ve içine meşe közleri doldururlar, ardından ekmeğin yanmasını önlemek için közün üzerini gürgen yapraklarıyla örterler ve üzerine de yine tuğlaları koyarlar. Ortaya çıkan ısı onu pişirmeye yeterlidir. Daha sonra fırından çıkan ekmekleri, bayrama özel eski bir kestane tahtası üzerine yerleştirirler.

Bu kadınlar azizedir ve onlar için ayrıca bir keçi kesilir. Delikanlılar kadınların pişirdiği ekmekleri kestane tahta üzerinde ayin alanına taşırlar. Ayin Mgudzırkhua köyünde düzenlenir. Yol boyunca eski şarkılar söylerler. Sunağa getirildiğinde ekmek dua edenin yanına konur. İbadet edenin mutlaka Leyba olması gerekir.

Ayin alanında tek siyah tüyü olmayan kusursuz beyaz bir keçiyi kurban olarak keserler. Et için tuz da bulundururlar. Kesilen hayvanın etini pişirmek için özel bir bakır kazanları vardır. Bu kazan da çok eskidir ve yalnızca ayin için kullanılır.

Dua eden için ayrı bir ahşap kadeh bulunur ve sadece saf şarapla dua edilir, diğer alkollü içecekler bu alana sokulamaz.

Leybaların tüm erkekleri duaya eşlik edebilir. Kadınların ise katılımına izin verilmez. Leybaların dualarında abısta yapılmaması dikkat çekicidir. Ancak ailenin erkekleri oraya giderlerken bir parça ekmeğin yanı sıra “misafir hakkı” adı altında birer parça abısta da taşırlar. Çünkü davetsiz misafirler ayine katılabilirler.

Yaşlıların dediklerine göre Sovyet döneminden önce Tapınağın kendi bahçesi de varmış. Orada dua şarabı yapımında kullanılan üzümleri de yetiştirirlermiş. Sovyet dönemine gelindiğinde ayinler yasaklanmış ve yapanlar cezalandırılır olmuş, ancak Leybalar, doğru zamanda ve gizlice yine burada dua etmişler ve burasını sahipsiz bırakmamışlar.

Paptsaa (Lakuş-ipaçüa)’ ların ayini:

Lakuş-ipaçüa veya Paptsaa sülalesi, Wathara köyünde yaşarlar. Bir zamanlar Abjua topraklarında yaşadıklarına dair bilgiler de bulunuyor. Lakuş’un kendisi Wathara’da yaşıyordu ama oğullarına göre babaları kardeşlerini görmek için yılda en az bir kez Abjua bölgesini ziyaret edermiş.

Bugünkü soyadları Paptsaa’dır. Aile her yıl “Akuab Nıhüara” (Kazan ayini) adında bir ayin düzenler. Wathara bölgesinde yaşayan Mukbalar ve Ayüardanlar da bu ayine katılırlar, sadece duayı ayrı ayrı yaparlar. Ancak ayinin sahibi Laküş-ipaçüa denen ailedir. Efsaneye göre Lakuş, demircilik yaparken aniden hastalanmış. Hastalık hiçbir şeye benzemeyen bir demirci hastalığıymış ve bu yüzden de duaya ihtiyaç varmış. Ayin şöyle yapılmış: Lakuş kendi elleriyle bir dananın etinin sığabileceği kocaman bir kazan yapmış ve onunla başlanmış. Ayin için bir yıl keçi kesilir, ertesi yıl ise haluj yapıp bu kazana koyup pişirilir.

Tüm çocuklar, yetişkinler ve kadınlar ayine katılabilir. Ayin bir binanın içinde gerçekleşir. Kurban hazırlanırken duacı sol elinde kadehi, sağ elinde ise kurbanın kalbini ve karaciğerini çatal bir çubuğa takılı tutar. Haluj yaparken de bal ile dua ederler. Masaya ekmek, tuz ve şarap konulur. Ayinin kesin bir tarihi yoktur, ancak genelde haziran ayı içerisinde yapılır.

Yüardanaa’ların ayinine “Bağidzıs Peygamber” denir. İki kardeşin torunlarından çoğalanlar her yıl bir araya gelerek kendilerini kutsamak için kurbanlar keserler.

Bu ayin Lakuş’un yaşadığı zamanda başlamışsa, demek ki en az 300 yılı aşkın süredir devam etmektedir. Ancak son zamanlarda yıllık ayin, eskiye göre bazen aksatılabilmektedir.

Bu tür aile ayinleri son derece önemli olup, mutlaka yaşatılmalıdır, zira aksatılırsa zamanla tamamen yok olabilir.

Bilindiği gibi Apsua halkı, kadim bir halk olarak derin bir tarihe ve dünya görüşlerine ilham veren zengin bir mitolojiye sahiptir. Apsua mitolojisinin kökeninde, her zaman onu tanımlayan ayinlerle ilişkili gelenek ve görenekler vardır. Büyü kelimesinin ve kaderi yaratan diğer güçlerin hâkimiyeti söz konusuydu. Sözün gücü insanların göklere olan güvenini artırırdı. Apsua halkı, gökyüzüne, gökyüzünde yaşayan tanrılara ve tüm tanrıları birleştiren o en büyük Tanrı’ya ek olarak, ayrı bir tanrısal sistemi yaratmayı da başardı. Bu sistem, Apsua’nın geleneksel kültüründe gelişen, doğayı ve yaşamı, yeryüzü ve gökyüzünü, ötesini ve berisini, her şeyi yaratan ve koruyan çok sayıda Tanrıyı içermektedir. Bu tanrılarla Apsua halkı arasında karşılıklı bir anlayış ve yakınlık vardı. Bu ilişkinin aracıları ise çoğunlukla dua eden kişilerdi.

Duacıların yürüttüğü ayinlerin tamamı, çocuklardan yetişkinlere, yetişkinlerden ailelere, ailelerden sülalelere, sülalelerden tüm millete kadar halkın tamamını birleştiren faaliyetlerle ilgiliydi. Sülale ayinlerinin yapılması aynı zamanda bu özellikleri günümüze kadar koruyanları da ön plana çıkardı. Ailece yapılan dualar aslında daha çok olsa da, bizim burada dile getirdiklerimiz sadece birkaçıdır.

Sülale dualarının kapsamı elbette ki çok dardır ve birçok ortak özelliğe sahiptir. Öncelikle genç bir kadının rüzgârdan, sisten ya da deniz dalgalarından dolayı aniden ortadan kaybolması, ya da kendi isteğiyle ayrılması söz konusudur. Sülaleye ait kızın kayboluşu veya gelin oluşu münasebetiyle bir ayin düzenlenir. Ayin günü herkes için kutsal ve özel bir gündür. Ayrıca her ailenin kendilerine has özel günleri vardır.

Bu çalışma, Abhaz etnolojisi ve folkloru hakkında derin bilgilere sahip olan bilim adamlarımızın eserlerine dayanıyor. Bunlar arasında: N.Ş. Canaşiya G. F. Çursin, L.X. Akaba, Ş. D. İnal-ipa, İ. A. Acunjal, S. L. Zuxba, V.L. Biguaa, S.A. Dbar ve diğerlerinin bilimsel çalışmaları sayılabilir.

Bilim adamlarımızın araştırmaları, bu ayinlerin Apsua halkının yaşamında ne denli önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Bunun da ötesinde günümüz gençlerinin bu alanda yeniden bir canlanmaya gönülden destek verdiklerini de ortaya koymaktadır.

Literatür:

1. Abhazlık: materyaller ve araştırma. İlk tematik toplam. Ekim 2013.

2. Apsua halk söylenceleri. On iki cilt. Cilt VII. Bu cilt Gabnia S. tarafından hazırlandı, düzenlendi ve notları yazıldı. Sohum, 2002.

3. Abhazya Canlar Ülkesi. İki cilt. Cilt I. Maria ve Victor Kotlyarov. Nalçik, 2013

4. Abhazya Canlar Ülkesi. İki cilt. Cilt II. Maria ve Victor Kotlyarov. Nalçik, 2011

5. Acincal İ. A. Abhazya etnografyasından. Materyaller ve araştırmalar. Sohum, 1969

6. Akaba L. X. Abhaz mitolojisinden. Sohum, 1976

7. Biguaa V. L. Abhazların geleneksel dinine ve günlük kültürüne dair sorular. Sohum, 2012

8. Dbar S. A. Abhazlar arasında çocukluk dönemi gelenek ve ayinleri (XIX. yüzyılın ikinci yarısı, XX. yüzyılın başı). Sohum, 2000.

9. Canaşia N. S. Abhazya etnografyası üzerine makaleler. Sohum, 1960

10. Zvanba S. T. Abhaz etnografik etütleri. Sohum, 1982

11.Zuxba S. L. Apsua mitolojisi. Sohum, 2012.

12. İnal-ipa Ş. D. Abhazların etno-kültürel tarihine ilişkin sorular. Cilt III. Sohum, 2011.

13. Kupraa A. Y. Abhazların geleneksel kültürünün sorunları. Sohum, 2008.

14. Maan O. C. Abjua. Tarihsel ve etnolojik eskizler. Sohum, 2006.

15. Haşıg N. J. Abhazlığın temelleri. Sohum, 2002.

16. Çursin G. F. Abhazya etnografyasına ilişkin materyaller. Sohum, 1956

Abhazcadan çeviri: Oktay Chkotua

İlginizi Çekebilir: 1992-1993 Yıllarında Gürcistan-Abhazya Savaşı Sırasında Halk Diplomasisi Sorunu Üzerine

Instagram hesabımız