YALAN ÜZERİNE KURULAN TARİH – 10
6 mins read

YALAN ÜZERİNE KURULAN TARİH – 10

KİTAB-I BAHRİYE HARİTASI KULLANILARAK ÜRETİLEN YALANLAR

soner davur adlı “tarih bükücü”, her zaman yaptığı gibi cehaletiyle art niyetini harmanlamış ve neredeyse hiçbir bilgi sahibi olmadığı kavramları şekilden şekle sokarak komik ve o derece saçma çıkarımlar “icat” etme başarısını göstermiştir. Bu yazı, belgeler eşliğinde söz konusu saptırma ve yalanları çürüterek gerçeklere ışık tutmak üzere hazırlanmıştır.

Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye” adındaki eserinde geçen “Memleket”, “Memâlik” ve “Vilayet” ifadelerinden hiçbiri Krallık yahut İmparatorluk gibi anlamlara gelmemektedir. Kitaptaki Kafkasya ve Karadeniz bölgelerini konu alan haritalara baktığımızda da bu durumu net bir şekilde görebilmekteyiz. Bu durumu Osmanlıca yahut Arapça bilmek bir yana, eserin orijinal metnini dahi görmeden, internette bulduğu İngilizce’ye çevrilerek kullanılmış bir harita parçasından medet umarak tarih ‘büken’ soner davur’un anlayamayacağı yada anlamamazlıktan geleceği bilincinde olarak yapmaya çalıştığı tahrifat ve oynamaya çalıştığı algı oyununu örneklerle izah etmeye çalışacağız.

(Bu arada sözkonusu orijinal metnin pdf dosyasına erişim linkini de verelim: https://yadi.sk/i/uynKLGgWrsxSC… )

Eserin orijinalinde, 363. sayfada (pdf dosyasında 750. sayfa) yer alan haritaya birilerince altyazı olarak yazılmış ‘Kingdom’ ibaresine bakarak Osmanlının “Çerkesya Krallığı” ifadesini kullandığını savunmak, artık olağan hale gelmiş soner davur cahilliğinin bir yansımasıdır. Zira Osmanlı Devleti, 1500’lü yıllara ait bu haritadakine benzer şekilde birer coğrafi tabir olarak “ülke, belde, diyar” terimlerine sıklıkla kullanmıştır. “Memleket, Memalik ya da Vilayet” ifadeleri siyasi anlamda özerk yahut bağımsız manalarına gelmemekteydi. Bundan dolayı belirli bir standart olmadan bu isimlendirmelerin kullanıldığını görmekteyiz. Haritada yer darlığından dolayı sağ alt köşeye sıkıştırılan “Vilayet-i Abaza” (Abaza Vilayeti) ifadesinden hareketle “ABAZA” olarak tabir edilen bölgenin Abhazya’yı kapsamadığı iddiası da aynı eserdeki diğer haritalarla cevabını bulmaktadır:

Harita-1. Kitab-ı Bahriyye’nin 362. Sayfasındaki (pdf dosyasında 749. sayfa) bulunan Karadeniz’in doğu sahillerinin tamamını gösteren haritada Çerkezistan “Vilayet-i Çerakise” ismiyle gösterilmiştir. Onun devamında hemen güneydoğusunda ise “Vilayet-i Abaza” ismiyle gösterilen yerde Sohum kale işaretlenmekle kalmamış ve herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde şu not yazılmıştır: “Bu mahalde müceddeden (yeniden) Sohum kalesi bina (inşa) olunmuştur”. Hemen güneydoğusunda sınır oluşturan bir nehirle başlayan “Vilayet-i Megril (Migrel)” bulunmaktadır. Hal böyle iken Abaza Vilayeti’nin işaret ettiği bölgenin Abhazya ile alakası olmadığını, Abaza isminin sadece coğrafi bölge anlamına geldiğini savunmak, kelimenin tam anlamıyla ahmaklıktır. Böylesi akıl almaz bir iddiayı kanıtlamak için her şeyden önce Osmanlı Arşiv belgelerinde bizzat Sohum ve Abhazya Abazalarından “Abaza” ismiyle bahseden binlerce belgeyi reddetmek gerekmektedir.

Harita-2. Söz konusu eserin 365. sayfasında (pdf dosyasında 752. sayfa) daha detaylı bir diğer Karadeniz haritasında ise bu kez söz konusu yerler sadece yalın isimleriyle geçmektedir. Sırasıyla Kuban, Çerakise, Abaza ve Gürcistan isimlerinin yer aldığı bu haritada değişmeyen noktalardan biri de Abhazya’nın yine ABAZA olarak adlandırılmasıdır.

Harita-3. Yine aynı eserin 60. sayfasında (pdf dosyasının 133. sayfasında) yer alan tüm Karadeniz’i gösteren bir diğer haritada Kırımdan itibaren sırasıyla: “MEMLEKET-İ KÜÇÜK NOGAY”, “VİLAYET-İ KUBAN” “MEMLEKET-İ ÇERAKİSE ”, “MEMLEKET-İ ABAZA” ve “MEMALİK-İ GÜRCİSTAN” şeklinde ibareler bulunmaktadır. Osmanlı topraklarının iki ana bölümü ise “MEMALİK-İ ANADOLU” ve “MEMLEKET-İ RUMELİ” şeklinde ifade edilmektedir. Bu durumda da görüleceği üzere “MEMLEKET”, “VİLAYET” ve “MEMALİK” ifadeleri coğrafi olup siyasi-idari bir anlam taşımamaktadır.

soner davur, gösterdiğimiz üzere internet aramasında ulaştığı bir yazıdaki harita parçasını alıp altyazısına bakarak “Piri Reis’in haritasında şöyle yazıyor.” şeklinde cahilane yorumlarda bulunmaktadır. Cahil diyoruz çünkü masa başında kaynak olarak kullandığı kitabı görmeden “bakın kitapta ne yazmış” edasıyla cümleler kurmak, en basit ifadeyle ‘bilimsel’ sahtekarlıktır. Google translate ile Arapça sözcüklerin çevirilerini ‘doğrulayarak’(!) ahkam kesmeye kalkmasının nedeni yazılarındaki bilgisizliğini de geride bırakan küstahlığıdır. Kendi çalıp kendi oynadığı ve insanların muhatap almadığı dönemde “bakın belgelerle konuşuyorum” diyerek kendisine servis edilen tahrif edilmiş metinleri kullanırken, aslını hiç görmediği metinlerin çevirilerindeki sahtekarlıkları birer birer yüzüne vuruldukça bu defa taktik(!) değiştirerek “ben çevirmenlik değil, tarihçilik yapıyorum” feryadıyla çaresizliğini ortaya koymakla kalmamış; çevirilerinden yararlandığını iddia ettiği Sn. MURAT PAPŞU’ya da terimleri algılayamadığı için Rusça çevirilerinde sürekli hata yaptığını vurgulayarak “çevirilerine çeki düzen vermesi” uyarısında bulunarak kendisi dışındaki herkesi güldürmeyi başarmıştır.

Kısacası gelenek bozulmamış, soner davur her zamanki gibi görmediği bir eseri kaynak olarak kullanıp ondan “bir çimdik alıp” başını sonunu kırparak Bektaşi tefsirine rahmet okutur kıvraklıkta tahrifte bulunurken ‘suçüstü’ yakalanmıştır. Onun bu acınası hallere düşmesinde en büyük kusur, Arapça ya da Osmanlıca bilmemesine rağmen gaz vererek ona böylesi komik bir yazı yazdıran ama çuvalladığı anlarda asla yanında olmayan “ağababalarıdır”. Bu durumda soner daur’un yapabildiği tek şey, panikleyerek internet ortamındaki “sanal çiftliğinde” eski-yeni demeksizin elinde yazı-çizi namına ne kadar tezvirat varsa hepsini tekrar tekrar paylaşmak olmuştur. Ancak tarih bükücümüze şunu hatırlatmadan geçemeyeceğiz, çürütülmeyen hiçbir fitne tohumu tabanlı palavrası kalmayacak. Sadece sabırlı olsun, endişeyle sırasını beklesin.

soner davur’un Kitab-ı Bahriye haritasını kullanarak ürettiği yalanlara konu olan yazısına erişim linkini aşağıda paylaşıyoruz: