Günümüz Gürcistan’ının Egrisi ve Diğer Bölgelerinde Abhaz Kültürel Mirası
Günümüz Gürcistan’ının Egrisi ve Diğer Bölgelerinde Abhaz Kültürel Mirası
Günümüz Batı Gürcistan topraklarında, yakın geçmişe kadar Abhaz kökenli eski dini kültler etkilerini
sürdürmüştür. N. Comidava’nın verilerine göre, Çhorotsku’da (Muhuri köyü) Megrellerin Apşilava soyadını
taşıyanları arasında (Apşlaa- Apsillerden gelen bir soyadı) “günümüzde de kendi aile kutsal yerlerini
korudukları” kaydedilmiştir. Megrelya ve Gürcistan’da özellikle su tanrıçası Dziwow’a dua etme ritüeli iyi
biliniyordu. Megrellerin büyükbaş hayvanların koruyucusuna yaptıkları “Napur-nıxa” duası (Abhazca
“Anapra” kelimesinden türetilmiş ve ona eşdeğer olan bir ritüel) Gürcü yazar N. Antelava’nın belirttiği gibi,
“Abhazya’dan Megrel bölgesine göç eden insanlar tarafından getirilmiştir.”
Özellikle altı çizilmelidir ki, tarihi Klarceti’de, VI. yüzyılda daha önce de bahsedildiği gibi, Ança köyünde Ança(Antsa) tanrısına adanmış bir kilise inşa edilmiştir. Ança kültünün yayılma alanı ve kronolojik geçmişi
hakkında konuşan S. Kakabadze, Çoruh Nehri havzasında “eski çağlarda, Hristiyanlık öncesinde yüksek
derecede saygı duyulan bir Abhaz kült yeri bulunduğunu, bu kült yerinin daha sonra adını Gürcü Hristiyan
manastırına verdiğini” belirtmiştir. Ança kilisesindeki ikon, Ançis Hati, 16. yüzyılda Klarceti’nin Osmanlı
İmparatorluğu’nun topraklarına katılmasının ardından Tiflis’e taşınmış ve burada Ançishati adıyla yeni bir
kilise inşa edilmiştir.
Abhazların Kartvellere (Gürcülere) ve onların kültürüne en yoğun etkide bulunduğu dönem, Abhazya
Devleti’nin siyasi nüfuz alanını genişletme amacıyla yürüttüğü aktif politikalar ve etkinliklerle örtüşmektedir. Gürcü tarihçilerine göre Abhazya, Gürcistan bölgelerinde (L. Akhaladze) “gelişme kaydeden birçok kültürel girişimi başlatan bir itici güç” olmuştur. Abhazya’ya katılan topraklarda Abhaz kralları, özellikle inşaat faaliyetlerini yoğun olarak sürdürmüş; kaleler, gözetleme kuleleri, tapınaklar ve manastırlar inşa edilmiştir. Bu yapılar aynı zamanda askeri karakollar ve ticaret noktaları olarak da işlev görmüştür. Abhaz kralları, Kutaisi, Çihara ve Honi şehirlerini yeniden inşa ettirmiştir. Ayrıca, “neredeyse tüm Gürcistan topraklarında” yoğun bir tapınak inşası faaliyetleri yürütülmüştür (L. Akhaladze).
Abhaz krallarının kilise inşa faaliyetlerine ilişkin en eski bilgiler, X. yüzyıl yazarı Giorgi Merchule’nin “Grigol
Handzteli’nin Hayatı” adlı eserinde korunmuştur. Eserde, Abhaz Kralı Dimitri II’nin (825-861) isteği üzerine
Ubisi köyünde (İmereti) bir kilise inşa edilmesi anlatılmaktadır. 864 yılına tarihlenen ve Mtsheta
yakınlarındaki Armazi’de Abhaz kralları tarafından kurulan bir kilise merkezi de mevcuttur. Armazi
tapınağının bir inşa yazıtında Abhaz Kralı I. Giorgi’nin (861-868) adı geçmektedir. Abhaz krallarının
girişimiyle, Eredvi (Güney Osetya) ve Samtshevrisi’de (günümüzde Aşağı Kartli) de tapınaklar yapılmış,
Konstantin III’e (893-922) ait inşa yazıtları bu faaliyetlere tanıklık etmiştir.
IX. yüzyılın sonları ve X. yüzyılın ikinci yarısında Çoruh Nehri’nin sol kıyısında, İspir Vadisi’nde yer alan iki
büyük bazilika, Dort-Kilisa ve Porxal’in inşa edilmesine başlanmıştır. Bu döneme ait diğer önemli tarihi
yapılar, modern Batı Gürcistan’da (Chkondidi/Martvili) ve Güney Gürcistan’da (Kumurdo) bulunan iki
görkemli tapınaktır. Ayrıca X. yüzyılda, Samşvilde’deki katedral, Vaçnadziani tapınağı ve Alaverdi katedrali
inşa edilmiştir. XI. yüzyılın başında, Abhaz Krallığı’nın başkenti Kutaisi’de Bagrati Tapınağı olarak da bilinen
görkemli Kutaisi Tapınağı’nın inşası, III. Bagrat döneminde tamamlanmıştır. Bazı kaynaklar, Manklisi (Tiflis’in
60 km güneybatısında, Aşağı Kartli’de), Nikortsmin’da (Raça’da), Pitareti’de (tarihi olarak Aşağı Kartli’de),
Katskhi’de (modern Batı Gürcistan’da Chiatura yakınlarında), Boçorma’da (tarihi Kaheti’de) ve Savan’da (Batı
Gürcistan’da Kvirila Nehri havzasında) Abhaz kralları tarafından tapınaklar yapıldığını öne sürmektedir.
Abhaz krallarının kilise inşa faaliyetlerinin yanı sıra büyük çapta restorasyon çalışmaları yürüttükleri de
tahmin edilmektedir.
Abhaz Kralı II. Giorgi’nin siparişi üzerine, günümüz Gori şehrinin 10 km güneyinde bulunan Ateni
Tapınağı’nda fresk çalışmalar yapılmıştır ve bu freskler “Gürcü sanat tarihinde önemli bir yere sahiptir”.
Ateni fresklerinde ilk olarak “Büyük Oğul” ifadesiyle tanımlanan, yaşlı ve keşiş giysileri içinde bir adam
boydan boya resmedilmiştir. Onun arkasında, kıyafet kesimi açısından Kraliçe Tamar’ın oğlu Giorgi Laşa’nın
giysilerine benzeyen bir kostüm içinde, muhtemelen Abhaz kralı olan, Kral Konstantin’in oğlu Giorgi
resmedilmiştir; ancak ne yazık ki, bu figürün başı ve adı korunmamıştır. Onun ardından kraliyet giysileri
içinde dua eden Abhaz Kralı Konstantin yer almakta, yanında “Kral Giorgi’nin babası, şehitlik haçını
bağışlayan” ifadesi bulunmakta, fakat bu yazının “Abhazların Kralı Konstantin” kısmı sıva döküldüğü için
tamamen korunamamıştır. Ardından, elini oğlunun elinden tutan Ermeni kralı yer almakta, bu kralın adı
“Aşot’un oğlu Sumbat” olarak net şekilde okunmaktadır; oğlunun adı ise kısmen okunabilir durumda:
“/Aşo/t prensi/ Kral Sumbat’ın oğlu”. Prens ve prenses figürleri arasında “Kral Giorgi bağışta bulunmuştur”
şeklinde bir bağış yazısı bulunmaktadır.
Gürcü ve İran sanatı tarihçisi Ş. Y. Amiranaşvili’nin aktardığına göre, Ateni freskleri, Abhazya ve Ermenistan
hanedanlarının akrabalık bağı kurduğu döneme aittir (318). Dindar Abhaz kralları, kiliseye önemli bağışlar
yaparak onun zenginleşmesine katkı sağlamışlardır. “Kartli Vakayinamesi”nde, Abhaz kralı III. Konstantin’in
Alaverdi Tapınağı’nı ziyaretinden şöyle söz edilir: “…Abhaz Kralı Konstantin Alaverdi’ye gelip Aziz Giorgi’ye
dua etti ve onun ikonunu altınla süsledi. Ordusunun büyük bir kısmını dolambaçlı yoldan gönderdi ve
choribiskop Kvirike ona büyük bir onur gösterdi; Abhaz kralı ise ülkesine döndü”.
III. Konstantin’in hükümdarlığı sırasında, Samtshevrisi Kilisesi’nin (tarihi Aşağı Kartli bölgesinde) duvarındaki yazıtta da belirtildiği üzere bir sulama sistemi inşa edilmiştir (320). Bu yazıtlar, dönemde Abhazya’da gelişmiş bir inşaat organizasyonunun ve tapınak inşaatında deneyimli ustaların varlığına işaret etmektedir. Ayrıca, Abhaz krallarının, “esir alınmış veya özellikle davet edilmiş” Bizanslı uzman mimarları da tapınak yapımında görevlendirdikleri düşünülmektedir.
Ş. Y. Amiranashvili’ye göre, kubbe altı sütunlardan kubbe altı halkaya geçişte tromp yerine “palyon” adı
verilen yumuşak geçiş yönteminin uygulanması, Abhaz etkisinin Gürcü mimarisine katkılarındandır. “Gürcü
mimarisine Bizans mimarisinin etkisinden bahsedilecekse,” diyor Amiranashvili, “bu yalnızca bazı detaylarla
sınırlıdır. Örneğin, tromp yerine tromptan palyona geçişi sağlayan formlar kullanılmış, XI. yüzyıldan itibaren
ise yalnızca palyon sistemine geçiş egemen olmuştur. Ancak bu durum, Bizans’ın Gürcistan mimarisi
üzerinde doğrudan bir etkisi olarak değil, Abhaz mimarisi aracılığıyla Gürcü mimarisine taşınan bir etki olarak değerlendirilmelidir. Palyon sisteminin kullanımı, diğer bölgelerden önce Abhazya mimarisinde
gözlemlenmiştir.”
Büyük ölçekli inşaat faaliyetlerinin, savunma, sivil ve dini yapılar gibi birçok büyük yapının inşası için önemli bir ekonomik temel ve geniş insan kaynakları – işçiler, uzmanlar, profesyonel inşaatçılar – gerekmekteydi. Tüm mevcut verilere göre, Abhazya Devleti, en parlak döneminde böyle bir teknik yapıcılık kapasitesine sahipti.
Abhazların Egrisi ve günümüz Gürcistan’ının diğer bölgelerindeki varlığı, yalnızca Kartvellerin yaşamının
çeşitli alanlarındaki etkileriyle sınırlı değildi; Abhazlar aynı zamanda Bizans ve diğer kültürlerin komşu
bölgelere taşınmasında da bir kanal görevi görmüştür. Bu konuda, Abhazlar arasındaki etnikler arası
temaslara dair günümüzde bilimsel dolaşıma kazandırılan yeni kaynaklar, D. İ. Gulia’nın “Abhazların,
kuzeyde, kuzeybatıda ve doğularında yaşayan komşu halklar arasında kültür yayılımcısı oldukları” sözlerini
de doğrulamaktadır. S. N. Canaşia’ya göre, feodal dönem öncesi ve feodal Gürcistan’daki kültürel dolaşımda, Abhazlar ve Çerkesler gibi diğer Kafkas halklarının enerjisi de önemli ölçüde yer almıştır.
Erken Orta Çağ döneminde Abhazca, “bölgesel hâkimiyetinin ötesinde, sosyal alanda da etkindi”. Batı Gürcü soyluları arasında bu dilin bilgisi, kısmen XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar yaygındı. Abhazya Krallığı’nın Kartvel bölgelerinde Abhazca’nın rolünün önemli bir kanıtı, kuşkusuz, tarihi Batı ve Doğu Gürcistan’ın toponimisinde belirgin bir Abhazca katmanın varlığıdır.
Abhaz krallarının doğu politikaları sürecinde, halk kıyafetleri (apşua matwa), gelenekler ve ekonomik yaşam gibi bazı özgün Abhaz maddi ve manevi kültür unsurlarının Kartvel ortamına nüfuz etmiş olması
muhtemeldir. Örneğin, Kartvel kabileleri arasında “çaci” adında bir başlık kaydedilmiştir. D. Çubinaşvili’nin
sözlüğünde “çaci”, “çirkin bir Çerkes başlığı” olarak tanımlanır. Gürcücede, “çaci” kelimesinin anlamı “kudi
mogrdze da tsudi” yani “uzun ve kötü başlık” olarak çevrilir. Ancak bir başlık uzun değil, ancak yüksek
olabilir. Dolayısıyla, “uzun başlık” ifadesiyle kastedilen, geçmişte hem Abhazlar hem de Adigeler için
karakteristik olan yüksek, konik, sivri uçlu bir başlıktır (arkeolojik verilere göre, bu başlıklar M.Ö. VI.
yüzyıldan itibaren bu toplumlarda popülerdi). Dolayısıyla, sivri uçlu, yüksek şapkalar Kartli ve Egrisi’de
(muhtemelen geçmişte Kartli halkı tarafından) giyilirdi, ancak özellikle Abhazlar (fakat prensler ve soylu
aristokratlar değil, fakir soylular ve köylüler, çünkü bu tür şapkalar onlar için karakteristikti) tarafından
giyilirdi ki onlar en azından erken Orta Çağ döneminden beri orada yaşıyorlardı.
Abhazlar ile Kartveller arasında, özellikle etnik sınır bölgelerinde yakın ve sürekli ekonomik, sosyal ve siyasi
ilişkiler, kuşkusuz etno-dilsel temaslara da yol açmıştır. Bu bağlamda dikkat çeken bir diğer husus,
Gürcistan’daki üst sınıf evlerinin “tadzari” olarak adlandırılmasıdır. D. Çubinaşvili’ye göre, “tadzari” kelimesi
“tapınak”, “saray”, “mahkeme yapılan saray” anlamına gelmektedir. Ancak, Ermenice dilinde “tadzari”
yapısının bulunmaması, kelimenin kökeninin Abhazca “atdzı” (ev, yapı, aile) kelimesine dayandığını
düşündürmektedir.
Erken Orta Çağ dönemi Abhaz kültürünün Gürcistan’a dil de dahil olmak üzere özgün unsurlarının nüfuz
ettiğini Prof. G. A. Dzidzaria yazmıştır. Daha önce K. Kudryavtsev, Abhazların “kültürel etkisinin” Kartvellerin
(Gürcülerin) “hayatının neredeyse her alanında ve günlük yaşantısında gözlemlenebileceğini” özellikle
vurgulamıştır.
Abhaz görgü kurallarının Kartveller arasında yayılması özel bir öneme sahiptir. Başrahip Leonid (Kavelin) bu konuda şunu belirtmiştir: “Abhazların ahlaki etkisi komşu halklar üzerinde arttı, ülkeleri güçlü bir krallık
haline geldi ve dağ halklarını ve Lazika’yı boyunduruk altına aldı.” Kartveller ve diğer komşu halklar için
“Abhaz” adabı, aristokratik zarafet ve asaletin ifadesiydi. Araştırmacılar, Megrellerin ve Gürcülerin, iyi
davranışlara sahip birini genellikle Abhaz’a benzettiklerini gözlemlemiştir. Megreller ve İmeretiler, iyi eğitimli bir kişi hakkında “Abhaz gibi yetişmiş” ifadesini kullanırdı. Megreller, bir kıza övgüyle bahsederken onu Abhaz bir geline benzetirlerdi.
Ayrıca, 20. yüzyılın 1930’larında, Guria’daki yaşlılar evli kadınların daha önce kızlık soyadıyla anıldığını ve akrabalarına hitap ederken soyad son eklerinin (“-dze,” “-şvili,” “-ia,” “-ua”) yerine “-pxe” veya “-rxe” ekiyle değiştirildiğini hatırlıyorlardı; bu değişiklik, saygıyı ifade ediyordu. Guria ve Megrelia’da eskiden beri iyi bir yarış atı ve zarif bir binicilik, Abhazlarla ilişkilendirilirdi. Ayrıca Megrellerin atı dürtmek için kullandığı “açu ts’hen” ifadesinin de Abhazca “açı” (at) kelimesinden türediği düşünülmektedir; “ts’hen” kelimesi Megrelcede de “at” anlamına gelir. Batı Gürcistan’da “Biniciler arasında Abhaz uzaktan fark edilir” şeklinde bir atasözü bulunmaktadır.
Z. Paliaşvili’nin operasında, kahramanın Abhaz tarzı at süslemelerinden bahsedilir. Ayrıca Yevg. Markov’un bildirdiğine göre, Gürcistan’da Abhazlara “Kafkasya’nın Fransızları” denirdi. Abhaz kültürünün, özellikle Abhaz soylularından kaynaklanan Aamıstaşüara kültürünün Kartvel toplumuna nüfuz etmiş olması muhtemeldir. Abhaz görgü kuralları, özellikle soylu onur kuralları ve prestijli adetler, zamanla toplumun daha geniş kesimlerine yayılmıştır. Feodal bir toplumda, üst tabakanın gelenekleri örnek olarak kabul edildiği için, Kartveller Abhaz kültürünün elit unsurlarını benimsemişlerdir.
Kartveller, Abhaz geleneklerine göre çocuk yetiştiren bir ailede, toplumsal davranış kurallarının yanı sıra
görgü kurallarının inceliklerinin öğretildiğini biliyorlardı. Batı Gürcistan’da, özellikle de toplumun çeşitli
kesimleri üzerinde etkili olmuş bazı Abhaz standartlarına uyum gösterme geleneği oldukça eskiye dayanır;
bu geleneğin Abhaz Krallığı döneminden (ve muhtemelen daha öncesinden) itibaren başladığı ve sonraki
tarihsel dönemlerde devam ettiği, hatta günümüz etnografik kültürüne kadar yaşadığı düşünülebilir.
Araştırmacılar, Gürcistan’ın en saygı duyulan mitolojik figürlerinden biri olan Amirani’nin isminde, Abhazca
güneş anlamına gelen “Amra” ismini görmektedir (bu isim Abhazcada Amran/Amaran, Osetçede ise Amran olarak geçmektedir)mirani, dağlara zincirlenmiş ve tanrılara karşı gelen bir kahramandır ve Abhaz
efsanesindeki Abrıskiıl, Ermeni mitolojisindeki Mher ve Artavazd ile antik Yunan mitolojisindeki
Prometheus’a (E. M. Meletinsky) benzemektedir. N. Y. Marr’ın belirttiğine göre, “bu zincirlenmiş dev (büyük
kahraman) hikayesinin kökeni hangi Yafetik (Kafkas kökenli) kabileye ait olursa olsun, Gürcistan ve
Ermenistan’da yayılan versiyonun Abhaz kültüründen geçtiği kesindir”. Zincirlen hikayesi, Svan ve Megrel
dillerinde olduğu gibi, Kafkasya’nın diğer halkları arasında Osetçe, Çerkesçe, Lakça ve Kabardeyce gibi
dillerde de popülerdir.
“Zincirlenmiş Amirrcü halk destanı üzerine çalışan araştırmacı M. Y. Çikovani, “bu destanın merkezinde
Gürcü dili yer almaktadır; hikaye Gürcülerden komşu halklara geçmiştir” demektedir . Ancak, Abhaz ve
Gürcü zincirlen hikayelerinin karşılaştırmalı analizi, Çikovani’nin Abhaz destanı olan Abrıskiıl’ın, Amirani
destanının doğrudan bir varyantı olduğu görüşünü desteklememektedir. Amirani (veya Rokapi ve Rampapi) hakkındalerinin, Abhazların Abrıskiıl hikayeleriyle olan bazı benzerlikleri, bir Kafkas folklor temeli olduğunu düşündürmektedir. Kartvel (Gürcü) halklarının bazı motifleri ve karaktıcı temaslar aracılığıyla
Abhaz kültürü üzerinden almış olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Gürcistan’da, özellikle Abhazya’ya komşu olan bölgelerde – baş arasında ve onlara coğrafi ve kültürel-tarihsel olarak yakın olan Raça halkı arasında – Nart destanının izlerine rastlanmaktadır. Nart destanına özgü hikaye ve motifler en çok Svan folklorunda yansımış olup, bu folklorda bir yandan Abhaz, diğer yandan Oset (Soslan teması) ve Kabardey Nart geleneklerinin etkileri görülmektedir.
Raçin folkloruna Nart destanlarının ve isimlerinin girmesi konusunda ise, bunun nedeni; M. Y. Çikovani’nin
iddia ettiği gibi “Osetler ve Kabardeylerle temas”tan ziyade, daha çok Abhazlarla olan ilişkilerdir. Raçinliler,
Abhazlarla uzun zamandır çeşitli bağlar kurmuş ve ilişki geliştirmişlerdir, üstelik onları Raça ile Kabardey
arasında yükselen Büyük Kafkas Sıradağları gibi doğal bir engel de ayırmamaktaydı.
Abhazya Bilimler Akademisi, Dirmit Gulia Beşeri Araştırmalar Enstitüsü öğretim görevlisi ОMAR
VLADİMİR-İPA MААN’ın “Abhazlar ve Dış Dünya: Etnokültürel, Politik ve Ekonomik İlişkiler (VIII – XVIII. yüzyıllar) Tarihsel ve Etnolojik Bir Araştırma” çalışmasından alınmıştır. (71-82 sayfalar)
