Gürcü Basınının Aynasında 1992-1993 Savaşı: Abhazya’da “Beşinci Kol” Faaliyetleri 
28 mins read

Gürcü Basınının Aynasında 1992-1993 Savaşı: Abhazya’da “Beşinci Kol” Faaliyetleri 

Daur Kuarandziya  

Abhaz halkının Bağımsızlık Savaşı hakkında birçok yeni bilgi, Gürcü basınında yayınlanan materyallerin incelenmesiyle ortaya çıkmaya başladı. Bizler savaş sürecine genellikle “Abhaz tarafından” bakıyorduk, oysa şimdi onu düşmanımızın gözleriyle de görebiliyoruz… Savaşın ilk günlerinden itibaren, Abhazya’daki Gürcü nüfusunun önemli bir kısmı, bunun için hazırlanmış olan silahlara sarıldı ve Abhaz “ayrılıkçılarına” karşı mücadelede Zaingurlu (Ingur Nehri’nin ötesinden) soydaşlarının yanında yer aldı. Dikkat çekicidir ki, yerel Gürcü nüfustan müteşekkil ilk silahlı birlikler, Gürcistan Devlet Konseyi birliklerinin Abhazya’ya girmeden çok önce Sohum ve Gagra şehirlerinde oluşturulmuştu. Ünlü bir mafya babası olan Soso Ahalaya’nın başında olduğu Sohum Mekanize Taburu, Sohum’daki XV. Parti Kongresi adını taşıyan (şimdi – “Aytar” oteli) turistik tesis içerisinde konuşlanmıştı. Abhazya’daki Gürcü aşırılıkçılarının liderlerinden biri olan Boris Kakubava’nın sözlerine göre, cumhuriyetin başkentinde ayrıca bir “Mhedrioni” karargahı da faaliyet gösteriyordu ve bu karargah savaşın ilk günlerinden itibaren silahlı bir birlik oluşturarak cephedeki yerini aldı. Kakubava bu konuda şunları yazıyor: “Olması gereken olmuştu, inisiyatifi elden kaçırmamak gerektiğine karar verdik: acilen Sohum’a girmek, Bakanlar Kurulu binasını kuşatmak, ayrılıkçıları tutuklamak. Ben, 45 kişilik Sohumlu ‘Mhedrioni’ birliğimle, Çanba Sokağı tarafından, Kırmızı Köprü’nün yanına yerleşmiş olan Abhaz taburuna saldıracaktım, yardım için Lominadze ve Ahalaya’nın adamlarını bekliyordum.”1 

Gagra’lı Gürcülerden oluşan birlikler de, Gantiadi (şimdi – Tsandrıpş) köyüne deniz çıkarmasını destekleyerek savaş hareketlerine aktif olarak katıldı. “Sakartvelos Respublika” gazetesinin muhabiri Revaz Bejaşvili’nin sözlerine göre, Abhazya’nın kuzeybatı kısmının yerel Gürcü nüfusunun yardımıyla ele geçirilmesi şu şekilde başladı: “15 Ağustos saat 16:00’da Tsandrıpş köyünün sahiline bir deniz birliği indirildi… Yerel ayrılıkçılarla Gantiyadi (Yani Tsandrıpş)’deki 100 kişi ve Leselidze (Yani Geçrıpş)’deki trafik polisi noktasındaki bir grup çatışma yaklaşık iki saat sürdü… Gantiadi ve Leselidze’nin ayrılıkçı çetelerden temizlenmesinden sonra, yerel halkın yüksek sesli bağırışları arasında, taburun yedek askeri Giorgi Gobronidze, trafik polisi noktasına Gürcistan Cumhuriyeti’nin üç renkli bayrağını dikti. Operasyona Binbaşı Aleksey Barbakadze liderlik etti.”2 

Abhazya’nın birçok yerinde, özellikle Sohum, Oçamçıra, Gagra şehirlerinde ve Gulrıpş kasabasında, Gürcü nüfus Devlet Konseyi birliklerini “çvenebi movidinev” (“bizimkiler geldi”), “Gaumarcos Sakartvelos!” (“Yaşasın Gürcistan”) sloganlarıyla karşıladı. Kadınlar ve çocuklar tanklara çiçek attı. Savaşın ilk günlerinden itibaren Gürcü köyleri, İngur Nehri’nden Sohum şehrinin doğu eteklerindeki Baslata Nehri’ne, 18 Ağustos’tan itibaren ise Gumısta Nehri’ne kadar uzanan merkezi karayolunda; ve kuzeybatıda ise Psou Nehri’nden Gagra bölgesinin Bzıp yerleşiminin kuzey kısmına kadar acilen kontrol noktaları kurdu. Ayrıca, Oçamçıra bölgesindeki Gürcü yerleşimciler, Abhaz köylerinin ve Tkuarçal şehrinin tüm çıkışlarını bloke ederek, Abjua bölgesindeki kompakt olarak yerleşmiş Abhaz etnik yerleşim bölgelerini dış dünyadan kopardı. Gürcüler tarafından kurulan bu kontrol noktaları, Gürcü olmayan vatandaşları, özellikle de Abhazları soygun, dayak ve öldürme eylemleriyle karşı karşıya bıraktı. 

Zamanla, köylerini “ayrılıkçılardan” “korumakta” olan Gürcü silahlı gruplar, Gürcistan’ın askeri birlikleri ve polis yapılanmalarına katıldı. “Sakartvelos Respublika” gazetesi, 27 Ağustos 1992’de okuyucularına sevinçle şu haberi verdi: “Abhazya’da Gürcü silahlı oluşumlarına gönüllü yazılma işlemi aktif bir şekilde devam ediyor. Gal, Gulrıpş, Sohum ve Gagra bölgelerinden iki bine kadar sakin bu talepte bulundu, 4 tabur halihazırda oluşturulmuş durumda.” Ayrıca, Gürcü makamları, “vatansever” kisvesi altında suç unsurlarının sayısını artıran Gürcü vatandaşlarına da büyük miktarda hafif silah dağıttı. “Sakartvelos Respublika”nın genel yayın yönetmeni Konstantin Gurgenidze ve aynı gazetenin muhabiri Adam İvanadze’nin bildirdiğine göre, savaşın ilk günlerinde sadece Sohum şehrinde 30 bin kadar otomatik silah dağıtıldı.3 

Yerel Gürcülerin Abhazya Cumhuriyeti’ne karşı savaş hareketlerine gönüllü katılımı, hem Abhazya’da hem de Gürcistan’da yayınlanan Gürcü basınının çok sayıda yayını tarafından açıkça kanıtlanmaktadır. Gürcü gazeteleri, dergileri, radyo ve televizyonu, soydaşlarını, Gürcülerin ellerinden “anayurtlarını çalmaya” niyetlenen “yabancılar”a karşı savaştıklarına utanmazca ikna ettiler. Örneğin, Sohum bölgesi demografik topluluğu başkanı Elguca Gviçiani, Eylül 1992’de bölge gazetesi “Şroma”da, bölgenin Gürcü nüfusunun Gürcistan Devlet Konseyi’nin yanında savaşa aktif olarak katıldığını bildirdi. Örneğin, Kaman ve Amzara köylerinin sakinleri 100’den fazla kişinin dahil olduğu bir birlik oluşturdular ve “yabancılara” karşı savaşıyorlar.4 

Sohum bölgesi Kelasur ortaokulu öğretmeni Giorgi Murgulia, öğretmenler adına köy toplantısında köylülerini, “Gürcü topraklarına gelen” Gürcülerin asla Abhazlara zarar vermediğine ikna etmeye çalıştı. G. Murgulia, Abhazları “İki-üç yüzyıl önce Kuzey Kafkasya’dan gelen dağlılar,” diye itham ettikten sonra şöyle devam etti, “kimseyi toprağımızdan kovmuyor, onlardan hiçbir şey almıyoruz.” Ancak bu demagojik konuşmanın sonunda, gerçek şoven yüzünü açığa çıkararak şunları söyledi: “Doğrusunu söylemek gerekirse, kafamızaki şudur; Abhazları, Abhazlaşmış Gürcüleri, Türkleri, Adıgeleri, Çeçenleri ve diğerlerini, büyük küçük hepsini, Tiflis stadyumuna sığdırılabilecek kadar olan bu nüfusu buraya biz yerleştirdik. Şimdi onlar bizi buradan tamamen sürmek istiyor… Abhazya’da Abhaz ayrılıkçılarına ve onların destekçilerine yer yok.”5  

Aynı okulun bir başka öğretmeni Mzekala Kopaliani daha az saldırgan ifadeler kullanmadı. Köylülerine, “Ruslar ve Kuzey Kafkasyalı yabancılar dünyaca ünlü Karadeniz tatil yerimizi elimizden almak istiyor… ama bir tek Gürcü sağ kaldığı sürece toprağımızı kimseye vermeyeceğiz” diye bu konuda kararlılığını kanıtlamaya çalıştı.6 

Şroma (Yani Guma) köyü sakinlerinin savaşa aktif katılımından bahseden “Apkhazetis Khma” gazetesi muhabiri Svetlana Karçava, Gürcü okuyucularını, Şromalı Gürcülerin köylerini bu kadar inatla korumalarının nedeninin onların yerli sakinler olmaları olduğuna bağladı. Gazeteci, “Bu toprağı,” dedi, “Gürcülere bizzat Yüce Tanrı hediye etti.”7 

Abhazlara olan nefret, sözde Abhazya Özerk Cumhuriyeti’nin yüksek rütbeli memurları tarafından da gizlenmedi. Bu açıdan özellikle Gürcü ultra-radikallerinin lideri T. Nadareişvili öne çıkıyordu. O, çeşitli nedenlerle Abhazya’yı terk edenleri, komşularına karşı savaşmaktan bilinçli olarak kaçındıkları için şiddetle eleştirdi ve bunda Gürcüleri de göz ardı etmedi. 17 Ocak 1993’te Gürcü televizyonunda yaptığı konuşmada T. Nadareişvili, Abhazya’yı terk eden 18-50 yaş arası tüm Gürcüleri, özel bir Sohum alayı oluşturmak için Sohum şehrine dönmeye çağırdı. Aynı zamanda Gürcistan hükümetinden, Abhazya’dan gelen Gürcülerin bulunduğu şehir ve bölge yöneticilerinden, onları derhal Abhazya’ya iade etmelerini istedi.8 

Abhazlara yönelik özel bir saldırganlık, “Apkhazetis Khma” gazetesinin genel yayın yönetmeni Tamaz Çoçiya’nın “Bir Yumrukta Toplanalım” başlıklı yazısında da görülüyor. Yazıda özellikle şunlar söyleniyor: “Düşman Gudauta’da, o tüm Gürcülerin – buradakilerin ve oradakilerin, ‘Zviadistlerin’ ve ‘Şevardnadzistlerin’, Megrellerin ve Kahetilerin düşmanıdır. O herkes için gerçek bir düşmandır, acımasız bir düşmandır ve eğer biz onunla savaşıyorsak, o zaman düşmana düşman gibi davranmak gerekir.”9 

Dahası, Abhazya’da yaşayan ve çalışan Gürcü bir gazeteci, Gürcülerin Abhazya’da Abhazlarla birlikte yaşamasının kabul edilemezliği konusunu açıkça ortaya koydu: “En azından artık anlamalıyız ki, eğer Abhazya’daki savaş bizim zaferimizle sonuçlanmazsa, eğer Abhaz milliyetçilerini yenip onları diz çöktüremezsek, o zaman Gürcüler de burada yaşamamalı.”10  

Abhaz halkına ve onun devletine yönelik saldırganlık, Gürcü kilisesi temsilcisi Tshumo-Abhazya Metropoliti Davit tarafından da sergilendi. Sohum’da kalabalık bir mitingde, Gürcistan’ın toprak bütünlüğü için savaşa şahsen katılmaya hazır olduğunu açıkladı. “Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne tecavüz edenlere karşı savaşmak için. Silahı elime alıp cemaatimin başına geçmeye hazırım,” diyordu “kutsal Davit”, 11 

Gürcistan’ın propaganda makinesi, çeşitli türden yalanlar uydurarak etnik çatışmayı daha da körükledi. Örneğin, işgalci Gürcü ordusunun Gagra bölgesinden ezici bir yenilgiye kovulmasından sonra, Gürcistan’ın kitle iletişim araçları tüm dünyaya, Abhaz askerlerinin Gagra stadyumunda Gürcü milliyetinden birçok sivili katlettiğini, Abhazların ve Çeçenlerin sözde kesilmiş bir Gürcü kafasıyla futbol oynadığını, “Gürcülere soykırım yapıldığını” ve “Abhazya’nın en eski yerlileri olan Gürcülerin artık mülteci olduğunu” vb. bildirdi.12  

“Aphazetis Khma” gazetesi 5 Şubat’ta okuyucularına, Oçamçıra bölgesi Kutol köyünde Abhazların güya 800 Gürcüyü rehin aldığını ve eğer Gürcü birlikleri köye saldırıya geçerse Gürcülerin kafalarını kesip Gürcü komutanlığına gönderecekleriyle tehdit ettiklerini anlattı. 

Doğal olarak, bu türden yanlış bilgiler, Abhazya’daki Gürcülerin savaşta daha da aktif rol almalarını sağlamak için tasarlanmıştı. Ancak bu korkutucu bilgiler, Gürcülerin kendileri için de olumsuz sonuçlar getirdi, çünkü yoğun çatışmalar sırasında onlar, askerler de dahil olmak üzere, paniğe kapılıp kaçtılar. Aynen Gagra şehrinin kurtarılmasında, 1993’ün Mart ve Eylül aylarındaki Sohum taarruzlarında olduğu gibi. 

Sözde Abhazya Özerk Cumhuriyeti’nin kukla yönetimi, yerel nüfusu işgalcilerin silahlı oluşumlarında hizmet etmeye zorlayan özel kararnameler yayınladı.13 İşgal altındaki Abhazya bölümünün şehir ve bölgelerinde, erkek nüfusun askere alınması için her yöntem kullanıldı. Örneğin, Sohum askeri garnizonunda, bir zamanlar Abhazya’daki Gürcü aşırılıkçılarını finanse eden eski “Orgtehnika” fabrikası genel müdürü Aleksandr Mikadze’nin yönettiği bir seferberlik departmanı oluşturuldu.  

“Aphazetis Khma” gazetesinin bildirdiğine göre, G. Adamia komutasındaki 23. Sohum tugayı, temel olarak Sohum şehri ve çevre köylerin sakinlerinden oluşturulmuştu.14 Örneğin, 23. tugayın 1. taburu, 14 Ağustos 1993 tarihli “Apkhazetis Khma”ya göre, temel olarak Sohum bölgesinin Yukarı Kelasur, Bırtsha, Odişi ve Lindaava köylerinin sakinlerinden oluşturulmuştu. Aynı gazete daha önce, “silahlı mücadele edenlerin büyük kısmının – Sohumlular ve Abhazya’nın yakındaki köylerinin yerli sakinleri olduğunu” tespit etmişti.15 

Bu açıdan bölge gazetelerinin sayfaları birçok bilgi veriyor. Örneğin, Sohum bölgesinin “Tshumi” gazetesi (“Şroma” gazetesinin halefi) 23.04.1993 tarihli sayısında, yerel sakinlerin Gürcistan’ın “toprak bütünlüğü” mücadelesine katılımına ilişkin somut veriler sunuyor. Yayın, Yukarı Kelasur köyü sakinlerinin savaşa aktif katılımından bahsediyor ve bu köyden halihazırda 12 kişinin öldüğünü belirtiyor; bunlar arasında 2. Taburun komutan yardımcısı Tengul Dzadzamia, Buthuz Mataradze, Murman Rehviaşvili, Gennadiy Kopaliani, Şota Kopaliani, 1. tabur komutan yardımcısı Yuri Omaniaze, Gurci Kopaliani, 2. tabur komutan yardımcısı Giya Şamugia, Murman Gugisani, Hviça Tedoraşvili, Aleşa Kopaliani. Aynı gazetenin 30 Nisan 1993 tarihli verilerine göre, Ahalşeni köyündeki Miçurin kolhozunun gençlerinin çoğunluğu savaşa aktif olarak katılıyordu. 28 Mayıs’ta ise “Tshumi” gazetesi, Sohum bölge yönetimi katibi Kote Abuladze’nin, bölge sakinlerinin Abhazya Cumhuriyeti’ne karşı savaş hareketlerine katılımı hakkında daha ayrıntılı bir tablo çizen röportajını yayınladı. Özellikle Şroma köyü sakinlerinin aktivitesini vurguladı, bunlar arasında silah tutabilen herkesin “Gürcistan’ın birliğini savunduğunu” belirtti. Gumısta kırsal yerleşimindeki tüm Gürcüler savaşa fiilen katılıyordu. Kırsal yerleşim nüfusunun %80’ini oluşturuyorlardı. 

Bölge Gürcü nüfusunun Abhaz karşıtı savaştaki aktivitesini vurgulayan Bölge Yönetimi Katibi K. Abuladze, aynı zamanda Gürcü olmayan nüfusun Gürcüleri “neredeyse hiç desteklemediği” konusunda hoşnutsuzluğunu ifade ediyor ve “Doğru, Gürcü olmayan nüfus arasında da Vatanı koruyanlar var, ancak onlar çok az,” diye vurguluyordu.16  

Sohum Bölge İçişleri Müdürlüğü şefi Albay Amiran Argvlia’nın verilerine göre, bölge sakinleri tarafından, yerel “vatanseverler” Dato Gvincilia, Zuri Mebonia ve Vahtang Mukbaniani tarafından komuta edilen Gürcistan silahlı kuvvetlerinin 3 taburu oluşturuldu.17 

Gulrıpş, Oçamçıra ve Abhazya’nın diğer bölgelerinin Gürcü asıllı sakinleri de işgalcileri desteklemede daha az aktif değildi. Örneğin, “Sakartvelos Respublika” gazetesinin bildirdiğine göre, Oçamçıra bölgesi Tsagera köyünden, Ağustos 1993 başına kadar savaş hareketlerinde 53 kişi öldü.18 Aynı gazetenin (4 Ağustos 1993) bildirdiğine göre, Oçamçıra bölgesinde yerel Gürcü nüfusunun %90’ından fazlası savaşıyor, köylerde erkeklerin yarısı ölmüş. Bununla sarsılan, bu bilginin yazarları doğrudan şu soruları soruyor: “Acaba bu savaşa sadece Oçamçıralılar mı ihtiyaç duyuyor? Bu toprakları kimlerle doldurmak istiyorlar?” Yerel Gürcü nüfusunun savaş hareketlerine kitlesel katılımı, Gürcistan başbakanı T. Sigua’nın 1993 yılı başlarında yaptığı²⁰ ve Abhazya’ya karşı savaşan 7500 askerden 7 bininin yerel – Sohumlu, Gagralı, Galli ve Oçamçıralı – sakinler olduğunu bildirdiği açıklama ile de doğrulanmaktadır.19 Şüphesiz, Gürcü makamları gerçek asker sayısını gizliyordu, ancak bu rakam da çok şey anlatıyor. 

Ayrıca şu gerçeği de belirtmek gerekir ki, işgalcilerin yanında savaşan yerel Gürcüler, Gürcistan’dan gelenlerden daha fazla aktif görünüyordu. “İveria-Spektr” gazetesi, 25 Ağustos 1993’teki “Pozisyonu Terk Etmiyorlar” başlıklı yazısında, 27 Temmuz 1993 Soçi Anlaşması ile öngörülen Gumısta Nehri’ndeki birliklerin ayrılması sırasında, bazı Sohumluların, şehrin savunma pozisyonlarını terk etmediklerini, onları zorla araçlara bindirip savunma hattından uzaklaştırıldıklarını bildirdi. 

Abhazya Gürcüleri, Gürcistan’ın “toprak bütünlüğü” için mücadeleye sadece silahlı oluşumların saflarında değil, aynı zamanda savaş sırasında sayıları önemli ölçüde artan polis birliklerine de aktif olarak dahil oldular. Bilindiği gibi, Abhazya İçişleri Bakanlığı personelinin Gürcü kısmı, savaştan önce bile, eski Abhazya İçişleri Bakanı G. Lomiradze’yi destekleyerek, Abhazya Cumhuriyeti yetkililerine itaat etmemeye başlamıştı. Onlar savaş başlamadan önce görevi sabote ettiler ve işe çıkmadılar, ancak Devlet Konseyi birlikleri Abhazya’ya girer girmez, Gürcü milislere aniden “çalışma aşkı” başgösterdi. Polisin yanı sıra, savaş sırasında Abhazya’da askeri polis de faaliyet gösteriyordu. Daha Eylül 1992’de, 3. tugayın Sohum Motomekanize Taburu temelinde, Soso Ahalaya’nın askeri polis taburu oluşturuldu. İki ay sonra Abhazya Askeri Polis Dairesi kuruldu ve Şubat 1993’ten itibaren Abhazya Askeri Polis Müdürlüğü’ne dönüştürüldü. Müdürlüğün yapısına Sohum şehri askeri polisi, Gulrıpş ve Gal taburları ve ayrıca deniz polisi birliği dahildi. Askeri Polis Müdürlüğü başkanlığına Tümgeneral (18 Mayıs 1993’ten itibaren) S. Ahalaya atandı.20 Askeri polis personeli temel olarak Abhazya’nın Gürcü nüfusundan oluşuyordu. İşgal gücü, polislerin yardımıyla kendi tarzında “düzen” sağlıyordu. Çok sayıda olgu, bir zamanlar Gürcü basınında da yayınlananlar dahil, Tiflis’in kontrol ettiği Abhazya topraklarında, hem sivil kişiler hem de asker ve polis tarafından her türlü ağır suçun işlendiğini açıkça göstermektedir. Bu suçlar etnik bir karakter taşıyor, sadece Gürcü olmayan vatandaşlar hedef alınarak “cezalandırılıyordu”. “Apkhazetis Khma” gazetesi, 3 Eylül 1992’de şunu bildirdi: “28 Ağustos’ta bilinmeyen kişiler, Boris Mişin’in (Dzerjinski Sokağı) avlusundan silah zoruyla kişisel ‘VAZ-2106’ marka D 8000GG plakalı aracını götürdüler.” 31 Ağustos 1992’de iki Gürcü muhafız, Suren Gabrielyan’dan Bzıp otoyolunda “VAZ-2106” marka A 8326 AI plakalı aracına zorla el koydular.21 Yağma ve soygunların kitleselliği işgal makamları tarafından da gizlenmiyordu. Sohum şehri komutanı General G. Gulua’nın sözlerine göre, 6 Eylül’de İçişleri Bakanlığı çalışanları tarafından daireleri ve devlet kurumlarını soyan 3 yağmacı grubu gözaltına alındı.22 Sohum Emniyet Müdürlüğü şefi Albay R. Rapava, Devlet Konseyi birliklerinin işgalinden bir ay sonra, ortaya çıkan tabloyu şu şekilde tarif etti: “Şehirde ağır bir suç durumu var, soygunlar, yağmalar, araç hırsızlıkları vb. devam ediyor. Geçen gece vatandaşların yardım çağrıları 200’e kadar kaydedildi. Çok sayıda yağma, hem suçlular hem de muhafızlar tarafından işleniyor… şehre ‘yardım’ için çok sayıda gönüllü geliyor, aralarında birçok suçlu var… Pratik olarak soruşturma yürütme imkanı yok.”23 Aynı gazete, başyazısında Abhazya’nın başkentinde Abhazların, Rusların, Ermenilerin, Yunanların ev ve dairelerinin kitlesel olarak soyulduğunu bildirdi.24 

Zaman geçiyor ve işgal altındaki Abhazya bölgesindeki suçluluk yeni bir boyut kazanıyor. “Apkhazetis Khma” gazetesinin 11 Mart 1993 tarihli sayısında açık metinle, “cinayet, otomatik silah kullanılarak yapılan gasp saldırıları, kişisel ve devlet mülkiyetinin çalınması vb. gibi ağır suçların sayısının azalmadığı, tam aksine arttığı” bildirildi.  

Dayanılmaz suç ortamının yaratılmasına “ağır” bir katkı da, askeri üniforma içindeki yerel Gürcüler tarafından yapıldı. Örneğin, 21-22 Ocak 1993 gecesi, soygun amacıyla bir grup yerel Gürcü militan, Sohum şehrinde Bagrationi Sokağı’nda otomatik silahlarla, üç Abhaz, üç Rus, bir Ermeni ve tesadüfen oradan geçmekte olan bir Gürcü yaya dahil olmak üzere sekiz sivil vatandaşı öldürdü. Ölenler arasında kadınlar da vardı.25 “Demokratiçeskaya Abhaziya” gazetesi ise 2 Haziran 1993’te, geçen günlerde Sohum şehrinde askeri polisin, araç çalma konusunda “uzmanlaşmış” olan Sohum garnizonu askeri komutanlığından altı askeri personelinden oluşan bir grubu gözaltına aldığını bildirdi. Hepsi Abhazya doğumluydu; beşi Sohum şehrinden (Ruslan Goginava, kardeşi Hamlet Goginava, akrabaları Vladimir Goginava, Ramaz Nanava ve Roman Adonia) ve Gudauta bölgesi Orconikidze köyünden Nodar Pakeliani. Aramalarda bir “GAZ-24 Volga”, ikişer adet “VAZ-2106” ve “Moskviç” marka araç, iki motor ve diğer değerli eşyalar bulundu ve el konuldu. Mevcut materyallerin analizi, Gürcistan makamlarının Abhazya’yı ve onun nüfusunu yağmacıların insafına terk ettiğini göstermektedir. Bu açıdan, eski Gürcistan İstihbarat Servisi şefi İrakli Batiaşvili’nin, daha sonra “7 Dney” gazetesinde yazdığı bildirisi dikkat çekiyor: “Abhazya’daki savaş hareketleri sürecinde Tiflis liderliği, askeri komuta kademesi ve Devlet Konseyi; Gürcü askerlerinin Gagra, Sohum ve çatışmaların yaşandığı diğer yerleşim yerlerinde işledikleri suçlar hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirildi. Hem somut olarak suç işleyen insanları, hem de onlar tarafından işlenen tüm suçları biliyorlardı.”26 Denildiği gibi, yorum gereksiz. 

Abhazya’daki savaş sırasında işgalciler, yerel Gürcü nüfustan sadece insan gücü olarak destek görmedi. Gürcü aydınlarının büyük bölümü de Abhazya karşıtı kampanyaya katıldı. Birçok yazar, bilim insanı, üniversite öğretim üyesi, basın-yayın organları çalışanları ve aktörler, tereddütsüz ve çoğu zaman da memnuniyetle Gürcistan’ın küçük emperyal şovenist ideolojisinin hizmetine girdi. Aralarında yazarlar Geno ve Rene Kalanda, Cano Canelidze, bilim insanları Z. Papaskiri, T. Mibçuani, V. Zuhbaya, gazeteciler A. Berulava, T. Çoçiya, N. Cincua, aktör D. Caiani ve diğerleri özellikle öne çıkıyordu. Abhazya Gürcülerinin entelektüel kesimine, savaş öncesinde olduğu gibi, Abhazya Yüksek Sovyeti’ndeki Gürcü milletvekili grubu öncülük ediyordu; bu gruba daha sonra Tiflis’in talimatıyla sözde Abhazya Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı ve “Abhazya Savunma Konseyi” Başkanı olarak atanan Abhazya Yüksek Sovyeti Başkan Yardımcısı Tamaz Nadareişvili, Giya Gvazava, Napoleon Meshiya, Vaja Lortkipanidze, Akaki Gasviani gibi isimler yön veriyordu.  

Abhazya’daki Gürcülerin savaş sırasındaki tutumunu analiz ederken, elbette nüfus içinde tarafsız kalanların olduğunu da belirtmek gerekir; özellikle Gürcistan’ın eski Devlet Başkanı Z. Gamsahurdiya taraftarlarının bir kısmı bu gruba dahildi. Ancak savaşın sert ve uzun süreli bir karakter alması ve bu koşullarda tarafsızlığın Gürcü makamlarınca Gürcü çıkarlarına ihanet olarak görülmesi nedeniyle, bu kişilerin bir bölümü Abhazya’yı terk etmek zorunda kaldı. Bir kısmı Gürcistan’a, bir kısmı da Rusya ve diğer yakın/uzak yurtdışı ülkelere gitti. Gal bölgesinde de doğal olarak işgalcileri destekleyenler oldu; bölge yönetimi başkanı R. Tsatava ve çevresi gibi. Devlet Konseyi’nden yana tavır alanlar arasında O. Akişbaya, İ. Morohiya, T. Çihladze, G. Narmania gibi Samurzakanda tanınan kişiler de vardı. İlk günlerden itibaren T. Şonia 100 kişilik bir “Mhedrioni” grubu, D. Şonia ise 60 kişilik bir birlik oluşturmuştu. B. Cobava da benzer şekilde Şevardnadze yanlısı bir grup kurmuştu. “Beşinci kolun” bölgedeki liderleri, ana kitleyi işgalcilerden yana çekmek için her yolu denedi. Örneğin, bir gece T. Şonia ve B. Cobava, bölge merkezine ölü asker cesetleri getirip üzerlerine ateş açarak yerel halka Abhazlar’ın saldırdığına inandırmaya çalıştı. Askerlik şubesini de onlar bombaladı ve suçu Abhazlar’ın üstüne attılar. Ancak Gal halkının çoğunluğunu kışkırtmayı başaramadılar. 

Aynı zamanda, Devlet Konseyi’nin iradesine aktif bir şekilde karşı çıkan Galliler de vardı: Kimisi Abhazlar’a insani yardım sağlıyordu. Samurzakanlılar’ın zor koşullarda kuşatma altındaki Tkuarçal şehrinin ve Abjua bölgesinin dış dünyayla bağlantısı kesilmiş diğer yerleşim yerlerinin sakinlerine yiyecek taşıdığı, esir alınan yaralı Abhaz askerlerine yardım ettiği birçok vakayla karşılaşılıyordu. Diğerleri ise silahla Gamsahurdiya iktidarını Gürcistan’da yeniden tesis etmek için savaşıyordu. Bölge gazetesi “Gal”a göre, Samurzakanda Badzagua’nın liderliğinde 200 kişilik bir silahlı grup faaliyet gösteriyordu.  

İlginçtir ki, Abhazya’nın diğer bölgelerinden birçok Gürcü tarafsız kalarak Abhazya’yı terk ederken, Gal bölgesindeki “tarafsızlar” ayrılmadı. Çoğunlukta oldukları için de Gürcü makamları onlarla ilişkileri germek istemedi. 

Bunda kuşkusuz komşu Megrelya’daki anti-Şevardnadze duygularının da payı vardı. Ancak Samurzakanlılar’ın çoğunluğunun tarafsız kalmasının bir nedeni de, Gal bölgesi sakinlerinin bir kısmının yerli nüfus olması ve Abhaz etnisitesine genetik aidiyetin tarihsel hafızasının onları Abhazya ve Abhaz halkına karşı çıkmaktan alıkoymasıydı. 

1992-1993 Gürcü-Abhaz savaşı sırasında sadece Gal bölgesinde değil, Abhazya’nın diğer bölgelerindeki Gürcü nüfusun bir kısmı da Gürcü işgalcilere karşı çıktı. Her bölge ve şehirde bu kişilerin sayısı onlarcaydı. Aralarında “Cesaret” madalyası, “Leon” nişanı ve hatta Abhazya Kahramanı unvanı alanlar oldu. 

Ancak ne yazık ki, Abhazya’daki Gürcü nüfusun ezici çoğunluğu, Gürcistan’ın küçük emperyal şovenist ideolojisiyle yetiştirilmiş olarak işgalcilerin safında yer aldı. Gürcistan’ın sömürgeci politikasının bu desteği ve savaştaki yenilgisi, Gürcüler’in Abhazya’dan kitlesel olarak ayrılmasını belirledi. Mülteciler arasındaki erkeklerin çoğunluğu, kendi devletleri (Abhazya) aleyhine savaşmış veya düşman devlete (Gürcistan) yardım ve hizmette bulunmuştu. 

(Yayınlandığı yer: “Ekho Abhazii” gazetesi, 1996, № 41-42.) 

(D.Guliya Abhaz Araştırmaları Enstitüsü – İnternet Kütüphanesi.)