Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya
33 mins read

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

A. M. Haşba

Bölümler:

  1. Abhazlara Karşı Baskıcı Politika
    1.1. İlk Baskı Dalgası
    1.2. İkinci Baskı Dalgası
  2. Halk Ekonomisi

1. Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

1.1. Birinci Baskı Dalgası

Nisan 1930’da Abhazya Halk Komiserleri Konseyi feshedildi ve görevleri Abhazya Merkez Yürütme Komitesi’ne (MYK) devredildi. Yeniden yapılandırılan MYK’nin başına N. A. Lakoba getirildi. İçişleri, adalet, Devlet Planlama Komitesi gibi bazı komiserlikler de feshedildi ve bazıları tek bir yönetim organı altında birleştirildi. Bu, Stalin’in “düşük kültürlü” Abhaz ulusunu “yüksek kültürlü” Gürcü ulusuna asimile etme yönündeki eski politikasını hayata geçirme amacı taşıyan baskıcı bir eylemdi.

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Stalin’in Totaliter Sistemi Döneminde Abhazya

Abhazlara Yönelik Baskıcı Politika

Günümüzde Stalin dönemi tarihi, çoğu zaman keyfi yönetim kavramıyla ilişkilendirilir. Ancak bu tam olarak doğru değildir. O dönemde SSCB vatandaşlarının yaşamları ve yetkililerin eylemleri, çok sayıda hukuki norm, mevzuat ve sık sık parti kararlarıyla katı bir şekilde düzenlenmişti. Bununla birlikte, o dönemdeki yasaların bugünkü anlamda adil ve hukuki olduğu söylenemez. Stalin dönemi yasalarının ana işlevi, bireyi sınıfsal ve devlet çıkarları adına baskı altına almaktı.

Sovyet devletini kurmak için verilen amansız mücadelenin ilk yıllarında, yasalar proleter diktatörlüğün bir aracı, siyasi yönetimin bir yöntemi ve insanları ve sınıfları işçi sınıfının çıkarlarına uygun düzene boyun eğdirmeye yönelik bir yol olarak belirlenmişti. Bu durum, suçluluk kanıtlarının değerlendirilmesinde sübjektivizmin temelini oluşturdu ve ön soruşturma ve yargılama prosedürlerine riayet edilmesine karşı kayıtsız bir tutum geliştirdi. Toplumda, “sosyal açıdan yabancı” sınıflara ve katmanlardan gelenlere karşı şüpheci bir tutum yayıldı ve bu bilinç yerleştirildi. Daha sonraki dönemlerde, Sovyet Komünist Partisi (RKP(b)-VKP(b)-KPSS) ve SSCB liderliği, ihtiyaç duyduğu her an iç savaş yöntemlerine başvurdu.

RSFSC’nin (Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti) ilk Ceza Kanunu, 1 Haziran 1922’de yürürlüğe girdi. Bu kanunun özel kısmının birinci bölümünde, karşı devrimci suçların tanımları yer alıyordu. Bu tanımlar, 1 Ocak 1927’de yürürlüğe giren 1926 Ceza Kanunu’nda daha da artırıldı. Ayrıca, devlet suçlarına dair düzenlemelerin kabulünden sonra, yönetim düzenine karşı işlenen karşı devrimci ve özellikle Sovyetler Birliği için tehlikeli suçlar da tanımlanmıştı.

1926 tarihli Ceza Kanunu’nun özel kısmına “Devlet Suçları” başlıklı bir bölüm eklendi. Bu kanun, sonrasında yapılan değişikliklerle birlikte 1961 yılına kadar yürürlükte kaldı. 2 Ekim 1937’de SSCB Merkez Yürütme Komitesi tarafından alınan bir kararla, karşı devrimci suçlar için cezai sorumluluk ağırlaştırıldı ve hapis cezasının üst sınırı 10 yıldan 25 yıla çıkarıldı. İdam cezası, 26 Mayıs 1947’de SSCB Yüksek Sovyeti Başkanlığı’nın “Ölüm Cezasının Kaldırılmasına Dair” kararnamesi çıkarılana kadar uygulanmaya devam etti.

RSFSC’nin Ceza Kanunu, içerdiği normların keyfi ve önyargılı bir şekilde yorumlanıp uygulanmasına olanak tanıyordu. Bunun yanı sıra, kanuna sürekli eklemeler yapılarak, sıradan suçlar siyasi suçlar olarak tanımlandı ve bu suçlar için cezalar daha da ağırlaştırıldı.

Kısa bir süre sonra, köylerdeki kolektivizasyon politikasına yönelik protestoları bastırmak amacıyla yeni yasalar yürürlüğe kondu. Bu yasalar, hayvan kesimlerini sınırlamaya yönelik düzenlemeleri (1930, 1931, 1932), tarım makinelerini hoyratça kullanmayı cezalandıran düzenlemeleri (1931) ve sahte kooperatiflerin kurulmasını engelleyen düzenlemeleri (1928, 1929) kapsıyordu. Bu eylemler, faillerinin niyetinden bağımsız olarak, tarım sektörünü baltalamaya yönelik, kulaklar (zengin köylüler) tarafından yapılan zarar verme girişimleri olarak değerlendirildi.

7 Ağustos 1932’de kabul edilen “Devlet İşletmeleri, Kolhozlar ve Kooperatiflerin Mülklerinin Korunması ve Toplumsal (Sosyalist) Mülkiyetin Güçlendirilmesi” yasası da en az bu yasalar kadar politize olmuştu. Yasanın önsözünde, “toplumsal mülkiyete el uzatan kişilerin halk düşmanı olarak görülmesi gerektiği” ifade ediliyordu. 1934’te “Anavatan’a İhanet” tanımıyla yeni bir suç tanımı yürürlüğe sokuldu.

Bu süreçte, Stalin’in siyasi muhaliflerini ortadan kaldırmaya yönelik geniş çaplı baskıcı bir politikaya hazırlandığı görülüyordu ve bu süreç Abhazya’yı da etkilemeden geçmedi.

5 Aralık 1934’te SSCB’nin yeni anayasası kabul edildi ve buna bağlı olarak 2 Ağustos 1934’te Abhazya Sovyetleri Olağanüstü VIII. Kongresi’nde Abhazya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yeni anayasası onaylandı. Abhazya ÖSSC Anayasası’nın kabul edilmesiyle birlikte Abhazya Halk Komiserleri Konseyi yeniden kuruldu. Aynı zamanda, yeni bir üst organ olarak Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti Prezidyumu oluşturuldu.

Bu süreç, Beriya ve Lakoba’nın Stalin üzerindeki etkisi için rekabet ettiği bir ortamda gerçekleşti. Stalin, bu rekabeti kendi amaçları doğrultusunda kullanıyordu. 1930’ların ortalarında Stalin, birkaç kez Lakoba’ya Moskova’ya gelip İçişleri Halk Komiseri olarak görev yapmasını önerdi; bu yapı, “halk düşmanlarını” bulmak, tespit etmek ve ortadan kaldırmakla görevliydi. Ancak Lakoba, bu teklifi reddetti. Beriya’nın Stalin’e büyük bir sadakat gösterdiği bu dönemde, Lakoba’nın bu tavrı, Beriya’nın Stalin’in gözündeki değerini yükseltti. Bu durum, Lakoba’nın kaderini büyük ölçüde etkiledi.

15 Mart 1935’te SSCB Merkez Yürütme Komitesi, Abhazya Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni tarım ve sanayide gösterdiği olağanüstü başarılar dolayısıyla Lenin Nişanı ile ödüllendirdi. Cumhuriyetin lideri olan Abhazya AÖSSC Merkez Yürütme Komitesi Başkanı N. A. Lakoba da Lenin Nişanı ile ödüllendirildi. Ancak kısa bir süre sonra, 17 Ağustos 1936’da SSCB Merkez Yürütme Komitesi tarafından “Yerleşim Yerlerinin Adlarının Doğru Yazımı” adında bir karar alındı. Bu karara göre Sohum adı “Suhumi” olarak, Tkuarçal ise “Tkvartçeli” olarak değiştirildi. Bu, Abhaz halkının haklarına yönelik “toponimik saldırının” başlangıcı olarak kabul edilebilir ve bu süreç, ilerleyen dönemde Gürcistan’ın Abhazya üzerindeki sömürgeci politikasının gerekçelerinden biri haline geldi. Bu dönemde birçok Abhazca, Rusça, Türkçe yer isimleri ve su kaynaklarının adları Gürcüce karşılıklarıyla değiştirildi ya da Gürcüce son ekler eklendi.

28 Aralık 1936 sabahının erken saatlerinde, N. A. Lakoba, Zakfederasyon Bölge Komitesi Birinci Sekreteri L. Beriya’nın evinde yediği akşam yemeğinin ardından ani bir şekilde hayatını kaybetti. Resmi açıklamada ölüm sebebi kalp krizi olarak duyuruldu. 29 Aralık’ta Lakoba’nın naaşı Sohum’a taşındı. Lakoba’nın özel doktoru İ. Semerciyev, otopsiyi yaptıktan sonra “Nestor zehirlendi” dedi. Lakoba, Sohum’da, Botanik Bahçesi’nde özel olarak inşa edilen bir mezara törenle defnedildi. Ancak, Ocak 1937’nin sonlarına doğru Lakoba’nın portreleri indirilip, onun “halk düşmanı” olduğuna dair söylentiler yayılmaya başladı. Şubat ayında, gece vakti Beriya’nın emriyle Lakoba’nın naaşı Mihaylovski Mezarlığı’na nakledildi. Nakil işlemi sırasında annesi Şahusna ve eşi Sariya mezarlığa geldi. Bu olaydan itibaren Abhazya’da Büyük Terör dönemi başladı.

Bu olaydan sonra Lakoba’nın yakın çevresi ve destekçileri, “halk düşmanı” ile iş birliği yapmakla suçlanarak “Lakobacılar” olarak damgalandı. 8 Nisan 1937’de Lakoba’nın yakın akrabaları olan Mihail ve Vasiliy Lakoba ile Medjit Cih-oğlu hakkında tutuklama emirleri çıkarıldı. Nestor’un destekçilerine yönelik tutuklamalar devam etti. 15 Haziran’da eski Tarım Halk Komiseri M. Çalmaz tutuklandı. Aynı dönemde Lakoba’nın zehirlendiğini tespit eden doktorlar, Komiser K. Semerciyev, kardeşi Dr. İ. Semerciyev ve Dr. V. Ançabadze de tutuklandı.

20 Temmuz 1937’de Beria, Stalin’e bir yazı göndererek Lakoba’nın, Sovyet yönetimini devirmeyi ve İngiltere veya Türkiye’nin himayesinde bağımsız bir Abhazya kurmayı amaçlayan karşı devrimci bir örgütün parçası olduğunu iddia etti. Yazıda ayrıca şu ifadeler yer aldı: “N. Lakoba’nın annesi ve eşi de bu karşı devrimci grubun üyeleriyle yakın ilişkiler içindedir ve oldukça şüpheli davranışlar sergilemektedirler. Bu sebeple, soruşturmanın ardından onları Kafkasya dışına sürgün etmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz.” Stalin bu öneriyi onayladı ve 23 Ağustos’ta, Lakoba’nın annesi Şahusna ve eşi Sariya, Lakoba’nın naaşını Mihailovskiy Mezarlığı’ndan çaldıkları iddiasıyla tutuklandılar. Ancak gerçekte, Lakoba’nın kalıntıları bir kireç kuyusunda yakılmıştı.

Abhazya’da Beriya’nın talimatıyla Ekim-Kasım aylarında “Karşı-Devrimci, Sabotajcı, Bozguncu, Terörist ve Casus Örgüt” davasında açık bir duruşma gerçekleştirildi. Bu davada, “Lakobacılar” olarak adlandırılan 13 kişi yargılandı: M. Çalmaz, M. Lakoba, K. İnal-ipa, D. Cergenya, V. Lakoba, V. Ladariya, A. Engelov, S. Turkiya, P. Seysyan, S. Kişmariya, S. Ebjno, H. Çanba ve K. Ahuba. Hepsi idam cezasına çarptırıldı. Bu davadan sonra da tutuklamalar devam etti.

Abhazya NKVD’sinin diğer uydurma davaları arasında “Abhazya’da Sovyet Karşıtı Milliyetçi Örgüt,” “Taşnak Karşı-Devrimci Örgütü,” “Abhazya Paralel Merkezi,” “Devlet Bankasında Sabotaj Örgütü,” “Mahkeme ve Savcılık Organlarındaki Terörist Örgüt,” “Eğitim Komiserliği Sistemindeki Karşı-Devrimci Örgüt,” “Sovyet Abhazya Gazetesi Matbaasında Sabotaj Örgütü,” ve “Sohum Limanı Casusluk Örgütü” yer aldı.

Nestor Lakoba’nın ailesi, Stalin rejiminin olağanüstü bir acımasızlık ve sadizmle dayattığı trajik bir kaderle karşılaştı. Lakoba’nın eşi, insanlık dışı şartlarda hapiste tutuldu; küçük yaşta olan oğulları ise, annesine yapılan işkencelere tanıklık etti ve yetişkinliğe ulaştığında idam edildi. Benzer bir kader, Mihail Çalmaz’ın ve Anatoliy Vardaniya’nın eşlerini de bekliyordu. Arseni Haşba’nın eşi Sohum’dan ayrılmak ve Orta Asya’ya gitmek zorunda kaldı; Viktor Kukba’nın eşi ise sürekli takip ve baskı altındaydı. Bu zulme yüzlerce Abhaz kadını daha maruz kaldı, bazıları sürgünde hayatta kalmayı başarsa da çoğu insanlık dışı koşullar altında acı çekti. Küçük yaştaki çocuklar çoğu zaman akrabalarına, bazen ise komşularına veya tanıdıklarına emanet edilmek zorunda kaldı ve bu çocukların birçoğunun kaderi trajik oldu.

Nestor Lakoba’nın akrabaları ile parti ve Sovyet görevlilerinden oluşan büyük bir grup da işkencelere maruz kaldı. Lakoba’nın ölümünden kısa süre sonra, 1937 başında Abhazya’da kitlesel tutuklamalar başladı. Öyle ki, 1935’te VII. Sovyetler Kongresi’nde seçilen 185 üye ve 49 aday üyeden sadece 41’i 10 Temmuz 1937’deki oturuma katılabildi; geri kalanlar “karşı-devrimci, iki yüzlü ve halk düşmanı” olarak tanımlanarak üyelikten çıkarıldı.

Abhazya NKVD organlarının yürüttüğü soruşturmalarda neler yaşandığını ortaya koyan bazı gizliliği kaldırılmış belgeler, baskı ve işkencenin acımasız boyutlarını gözler önüne sermektedir. Özellikle, Sohum’da yaşayan M. N. Saliya’nın 3 Ağustos 1938’de, İ. Stalin’e yazdığı bir mektupta şu ifadeler kullanılıyordu: “… Kişi tamamen çıplak soyulur ve yere yatırılır, dört ‘görevli’ ellerinde kırbaçlarla gelir ve onu dövmeye başlar, bu işkence kurban bayılana kadar devam eder. Sonra ona ve işkencecilere beş dakikalık bir dinlenme süresi verilir. Ardından, kurbanın burnuna amonyak koklatılır ki kendine gelsin, vücudunun tamamına su dökülür ve dört kişi tüm güçleriyle yeniden vurmaya başlar… Bayılmasının ardından, ağzı kâğıt ya da bezle tıkanır ve dövme işlemi kişinin ‘ben anti-devrimciyim’ demesine kadar devam eder. Dört beş saat süren bu işkenceden sonra tutuklu hücreye götürülür; burada korkunç bir tabloyla karşılaşılır: Kırbaç darbeleriyle yaralanmış ‘işkenceye uğramış’ insanlar, vücutlarından parçalar kopmuş, yaraları iltihaplanmaya başlamış, etraflarında sinekler doluşmuş, bedenleri canlı canlı çürüyen insanların dayanılmaz kokusu yayılmaktadır… Kişi sonunda ‘Evet, ben anti-devrimciyim’ der. Ancak şimdi ona, ‘Peki, kimi örgütledin?’ diye sorarlar; en az 5-6 kişiyi söylemesi gerekir… Yeni kurbanlar tutuklanır ve aynı işkencelere maruz kalır…”

Bu hukuksuzluk ve keyfiyet öyle bir boyuta ulaştı ki Abhazya NKVD organları kabul edilebilir sınırları aştı ve Gürcistan İçişleri Komiseri Goglidze, Abhazya NKVD’sinin faaliyetlerini denetlemek için özel bir komisyon oluşturdu. Bu komisyonun başındaki İçişleri Komiser Yardımcısı Gvişiani, 10 Ekim 1938 tarihinde bir rapor hazırladı. Bu raporda şu bilgilere yer veriliyordu: “Abhazya NKVD hapishanesinde 1938 yılı başında, yoldaş Paçuliya’nın talimatıyla bir hücre oluşturulmuştu… Hücrede, yerden belli bir yükseklikte bir kapı açılmış ve ardından zemin 20 santimetre kadar suyla doldurulmuştu… Bu hücre, penceresiz ve zemini tamamen betonla kaplı küçük bir alandı ve içinde hiçbir eşya yoktu. Abhazya NKVD, bu hücreyi tutukluların itiraflarını almak için sıkça kullanıyordu… Tutuklu tamamen çıplak soyulmuş vaziyette, hücrede tutulduğu süre boyunca dışarı çıkarılmadan, tüm ihtiyaçlarını içinde bulunduğu suya yapmak zorunda kalıyordu… Hücrenin yanı sıra, Abhazya NKVD’si sanıklardan itiraf almak amacıyla çeşitli baskı ve işkence yöntemlerine başvuruyor, bunlar birçok çalışan tarafından sadist bir boyuta ulaşıyordu… Tutuklulara sopa, araba lastiğinden yapılmış kauçuk, burulmuş ip veya Viyana sandalyesinin ayağı ile işkence yapılıyordu… Tutukluların başına kürklü kulaklıklı şapka, kürklü bir ceket, üzerine de bir palto ve ayaklarına keçe çizmeler giydiriliyor; ellerine ise içi tuğla ya da taş dolu valizler veriliyordu. Valizler yere bırakılmasın diye bileklerine bağlanıyordu. Bazı tutuklulara bir eline bağlanmış bir valiz verilirken, diğer eli bileğinden duvara, insan boyu yüksekliğinde çakılmış bir çiviye bağlıyordu. Bu işkence yöntemiyle tutuklu, elinde ağırlık taşıyarak yere çömelemeyecek duruma getiriliyordu… Bu çalışma, Abhazya NKVD organlarının son dönemde yaptığı gibi bir soruşturma olarak değerlendirilemez… Abhazya NKVD’si görevlilerinde suçlanan kişilere dair mevcut belgelere objektif bir yaklaşımla bakmaktan çekinme eğilimi, hatta korkusu gözlemlenmektedir…”

Komisyonun bulguları sonucunda, 23 Ekim 1938’de Paçuliya Abhazya İçişleri Komiserliği görevinden alındı ve “20 günlük gözaltı ardından daha düşük yetkili bir göreve atanması” kararlaştırıldı. İnsanlara uyguladığı bu insanlık dışı işkencelere rağmen 1956 yılına kadar rahatça yaşamaya devam etti, ancak Haziran 1956’da idam cezasına çarptırıldı; fakat bu ceza daha sonra 25 yıl hapisle değiştirildi.

17 Nisan 1956 tarihli, ZakVO Askeri Savcılık Yardımcısı Adalet Yarbayı V. Dzhuriy’in hazırladığı inceleme raporuna göre, Temmuz 1937 ile Kasım 1938 arasında toplam 2186 kişi işkencelere maruz kaldı. Bunlardan 749’u (büyük ölçüde Gürcistan SSC NKVD tarafından) en yüksek ceza olan idama mahkûm edildi; 794 kişi hapis cezasına çarptırıldı; 28 kişi mahkûm edilmeden önce öldü; 238 kişi (çoğu Eylül 1938’den sonra) serbest bırakıldı (bunlardan 223’ü NKVD kararıyla, 15’i mahkeme kararıyla beraat etti). Ayrıca, kayıtlarda bilgisi bulunmayan 377 kişi daha tutuklandı. 1937-1941 yılları arasında 3000’e kadar insan idam edildi.

Mayıs 1937’de Abhazya Parti Konferansı’nın kararıyla, Abhaz alfabesinin Gürcü yazı stiline geçirilmesinin uygun olduğu kabul edildi ve bunun için KP(b) Merkez Komitesi Sekreteri P. Şariya başkanlığında bir komisyon kuruldu. Komisyonun oluşturduğu alfabe, 1938’de Abhazya Merkez Yürütme Komitesi tarafından onaylandı. Bunun yanı sıra, Gürcistan’ın Menşevik hükümetince planlanan Gürcü nüfusunun Abhazya’ya yerleştirilmesi projesi, 1937’den itibaren Beriya’nın girişimiyle uygulanmaya başlandı. Abhazya Devlet Planlama Komitesi tarafından 1940 yılında hazırlanan raporda, “Gürcü halkının sevgili evladı yoldaş L. P. Beriya’nın girişimiyle, Gürcistan’ın verimsiz bölgelerinden binlerce köylü ailesi Abhazya’ya yerleştirilmektedir. Gürcistan SSC’nin verimsiz bölgelerinden 11 yeni yerleşim kolhozu organize edilmiştir.” ifadeleri yer almaktadır. 1939’da Gürcistan ve Abhazya Halk Komiserleri Konseyi (SNK) bünyesinde göçmenlik birimleri kuruldu. 25 Haziran 1938’de, Abhazya yerleşim kolhozları inşaat ofisi “Abhazpereselenstroy” kuruldu Abhazya ÖSSC Halk Komiserleri Konseyi (SNK) Başkan Yardımcısı ve Tarım Halk Komiseri T. Ç. Bganba, Abhazya’da yürütülen bu yerleşim politikasına, boş arazi bulunmadığı gerekçesiyle karşı çıktı. Ancak bu görüş dikkate alınmadı ve Aralık 1940’ta Bganba, SNK Başkan Yardımcılığı ve Tarım Komiserliği görevlerinden alındı. Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından sonra bile Gürcü köylülerinin yerleştirilmesi durdurulmadı, aksine daha da hız kazandı.

Abhazya’da uygulanan baskılar, halkın etnik kimliğine yönelikti. 1938 yılında Abhazya’da hükümet, idari kurumlar, NKVD organları, ticaret veya kooperatif gibi herhangi bir kurumda tek bir Abhaz çalışan bulmak mümkün değildi. Hükümet kadrolarında görev alabilecek Abhazlar tamamen ortadan kaldırılmıştı.

1937-1953 yılları, Abhaz halkının fiilen yok edilmesinin gündemde olduğu bir dönemdi. Abhazlara yönelik yapılan baskıların tamamı, bu yok etme politikasının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Ulusun önderleri hedef alınarak hem Abhazya’nın önemli devlet ve parti liderleri hem de yeni oluşmaya başlayan entelektüel sınıf ortadan kaldırıldı. Kırsal kesimde yaşayan halk da geniş çapta baskıya maruz kaldı. 1938’de, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, Abhaz alfabesi Gürcü grafik temeline geçirildi. 1940’tan itibaren Abhaz halkının bu adla anılması yasaklandı ve 1941’de Abhazca radyo yayınları durduruldu.

1.2. İkinci Baskı Dalgası

1941 yılında ikinci bir baskı dalgası başladı. Profesör Stanislav Lakoba’ya göre, bu dönemde Abhazları sürgün etmek için de girişimlerde bulunuldu. Ağustos-Eylül 1941’de, 1937’de yaşanan olaylardan kurtulmayı başaran bir grup Abhaz entelektüeline yönelik ikinci bir baskı dalgası geldi. Aralarında 18 Abhaz, 1 Alman ve 1 Gürcünün bulunduğu 20 kişi, Abhazya NKVD tarafından 1941 yılında, “Abhazya topraklarında iktidarı ele geçirerek Alman silahlı kuvvetlerinin doğrudan yardımıyla yönetimi sağlamak amacı güden anti-devrimci bir milliyetçi-sosyalist örgütün aktif üyeleri” olmakla suçlandı. Büyük Vatanseverlik Savaşı başladıktan sonra, Abhaz entelektüel sınıfının önde gelen üyeleri (aralarında S. Basariya, A. Kakuba, M. Tarnava gibi isimlerin de olduğu toplam 20 kişi) tutuklanarak 1941 yılında idam edildi. Baskıya uğrayan kişilerin aileleri ise diğer bölgelere sürgün edildi, böylece Stalin ve Beriya’nın koyduğu temel hedef olan Abhazya’yı Abhazlardan “temizleme” görevi, ailelerin zorla yerlerinden edilmesi yoluyla gerçekleştirildi.

Bu durumda, Abhazların ana vatanlarını terk etmeleri isteniyordu; zira onlara “faşistlerle iş birliği yapma” suçlaması yöneltilmişti. Yukarıdaki açıklamalar, Stalin ve Beriya’nın planlarını hayata geçirmek için 1941-1945 Büyük Vatanseverlik Savaşı dönemini oldukça uygun bulduğunu ortaya koymaktadır. Aşırı derecede zor bir dönem yaşanıyordu ve anlaşılan o ki, bu koşullarda tüm bir halka karşı işlenen suçların gözden kaçabileceği düşünülmüştü.

Bu konuyu gündeme getirmek, aynı zamanda mezar yerleri hâlâ bilinmeyen binlerce Abhazya vatandaşının anısını yaşatmak için de önemlidir. Her geçen gün sayıları azalan görgü tanıklarının ifadelerine göre, Sohum’un Kştaka bölgesinde, idama mahkûm edilen insanların getirildiği, vurulup toplu mezarlara gömüldüğü gizli bir mezar alanı bulunmaktadır. Bu bölgeden uzun süre boğuk iniltilerin duyulduğu söylenir. Bu tür toplu mezarlıklardan hâlâ pek çok yerde bulunduğu bilinmektedir. Haksız yere idam edilenlerin yakınları, onların son istirahat yerlerini bilmeden hayata veda etmiş veya etmektedir. Abhaz halkının yaşadığı bu trajedi, derin acımız ve ibret verici bir tarih dersidir; kapsamlı bir analiz ve ciddi bilimsel, siyasi ve etik bir değerlendirme gerektirmektedir.

2. Halk Ekonomisi

Halk ekonomisinin yeniden yapılandırılması tamamlandıktan sonra, SSCB yönetimi ülkeyi sanayileştirme sürecine başladı. Abhazya’daki sanayileşme, bazı kendine özgü özelliklere sahipti; burada amaç, cumhuriyette sanayi merkezleri oluşturarak endüstriyi hammadde kaynaklarına yaklaştırmaktı. Ağır sanayi işletmelerinin kurulması, özellikle Tkuarçal kömür sahasının geliştirilmesi temel öncelikti. İlk Tkuarçal madeninin inşasına 1930’da, Rusya, Ukrayna ve diğer Sovyet cumhuriyetlerinden gelen işçilerin yardımıyla başlandı ve ilk maden 1935’te faaliyete geçti. Tkuarçal, Abhazya’nın sanayi merkezi haline geldi.

İlk beş yıllık kalkınma planı döneminde Abhazya’da enerji sektörünün geliştirilmesi için büyük çabalar harcandı. Aralık 1938’de Tkuarçal Termik Santrali’nin ilk ünitesi hizmete girdi. Bu dönemde ayrıca Sohum Elektrik Santrali’nin inşası da yapılıyordu. Abhazya’nın 1940 yılı elektrik üretimi 154 milyon kWh’ye ulaştı; 1913 yılında bu rakam yalnızca 3,5 milyon kWh idi.

Gıda sanayisi de hızla gelişti ve 1940 yılında Abhazya’nın toplam sanayi üretiminin %56,4’ünü oluşturuyordu. Çay sanayisi gelişmeye başladı; bu dönemde Gal, Açigvara, Nabakevi ve Mokva çay fabrikaları kuruldu, ayrıca iki çay fabrikası daha inşa ediliyordu. 1940’ta çay üretimi 1234,2 tona ulaştı.

Tütün sanayisi, Abhazya’nın önde gelen sanayi dallarından biri haline geldi. Tütün için dört tane fermantasyon tesisi kuruldu, Sohum Tütün Fabrikası yenilendi. Savaş öncesi dönemde, uçucu yağ sanayisi de gelişim gösterdi; Abhazya’daki uçucu yağ fabrikaları, savaş öncesinde cumhuriyetin toplam sanayi üretiminin %15’ine oluşturuyordu.

Aynı dönemde Sohum Balık Fabrikası, Sohum, Gudauta ve Oçamçıra alkolsüz içecek fabrikaları, Sohum ve Oçamçıra ekmek fabrikaları, Sohum Şekerleme Fabrikası gibi işletmeler de faaliyete geçti.

Abhazya’da maden ocakları, elektrik santralleri, fabrikalar ve kültürel-sosyal tesislerin yanı sıra, turizm ve konut projeleri de hızla inşaat haline getiriliyordu. Bu geniş çaplı inşaat faaliyetleri, yapı malzemeleri sanayisinin gelişmesini zorunlu hale getirdi. Mekanize tuğla fabrikaları ve Gudauta’da çivi fabrikası üretime geçti; Kodor, Kaldahuara ve Galidz orman işleme tesisleri yeniden yapılandırıldı ve yeni yapı malzemesi fabrikaları kuruldu.

Savaş öncesi beş yıllık kalkınma planlarında yeni yollar yapıldı. 1933’te Oçamçıra ile Tkuarçal arasında demir yolu inşa edildi. 1938’de Sohum’u Tiflis’e, oradan da diğer Sovyet cumhuriyetlerine bağlayan Karadeniz demir yolu hattının güney bölümü tamamlandı. Demir yolunun kuzey bölümü inşası ise devam ediyordu. Abhazya’nın neredeyse tüm köy konseyleri karayolu ile bağlantılı hale geldi. Kara taşımacılığı hızla gelişti; otobüsler Sohum, ilçe merkezleri ve Abhazya’daki tatil yerleri arasında düzenli seferler yapmaya başladı. 1930 yılında Sohum’da bir yük ve yolcu iskelesi açıldı. 1933’te Sovyetler Birliği’nde ilk kez elektrikle çalışan gemi, Sohum limanında denize indirildi. Abhazya’da, Moskova, Tiflis ve diğer şehirlerle hava bağlantısı da kuruldu. Sohum’da açılan hava kulübü, nitelikli personel yetiştirilmesinde önemli rol oynadı. Ayrıca köy konseyleri, birçok kolhoz, sovhoz ve makineli tarım istasyonları telefonla donatılarak ilçe merkezleriyle bağlantı kuruldu.

Devlet ve kooperatif ticaretinde büyük değişimler yaşandı. Kamu ve kooperatif ticaretinin toplam ticaret hacmi, kamuya açık yiyecek içecek sektörünü de kapsayarak birkaç kat arttı. Devlet ve kooperatif arasındaki ticaret, özel ticaretin yerini almaya başladı.

1935 yılına gelindiğinde kolhoz hareketinde önemli bir dönüşüm yaşandı. N. A. Lakoba’nın ölümünden sonra kolektivizasyon süreci hız kazandı ve savaş öncesi yıllarda Abhazya’da kolektivizasyon büyük ölçüde tamamlandı; 1940 yılına kadar köylü hanelerinin %94’ü kolhozlara katıldı.

Tarımın gelişiminde devlet çiftliklerinin (sovhoz) önemli bir konumu vardı. “Üçüncü Enternasyonal”, “İliç”, “Psırtkha” (Yeni Athos) gibi eski sovhozlar için yatırımlar yapılırken; Açigvara ve Mokva çay çiftlikleri, Eşera ve Kohora narenciye çiftlikleri, Tamış uçucu yağ ve kauçuk çiftlikleri, Bambora bağcılık çiftliği gibi yeni devlet çiftlikleri kuruldu. Çok yönlü sovhozlar tecrübe kazanarak narenciye ve esansiyel yağ üretiminde önemli roller oynamaya başladı. Teknik donanım açısından sovhozlar, kolhozlardan çok daha ileri seviyedeydi.

Tarımda teknik modernizasyonu desteklemek amacıyla, özellikle kolhozlar için, makineli tarım istasyonları (MTS) kuruldu. 1940’ta Abhazya’da toplam 117 traktöre sahip 5 MTS bulunuyordu. Yeni teknolojilerin kullanımıyla, devrim öncesi Abhazya’da çiftliklerde ana tarım aracı olarak kullanılan saban, tarımsal üretimden giderek uzaklaştırıldı.

Kolhoz sistemindeki başarılar ve kamu ekonomisinin gelişimi, tarım alanlarının çoğalmasına ve tarımsal yapıdaki köklü değişimlere yol açtı. Çay, narenciye, tung ağacı, sardunya ve diğer yeni tarım ürünleri yetiştirilmeye başlandı. Aynı zamanda tütün, mısır ve üzüm üretimi de daha da gelişti.

Bu süreçte Abhaz toplumunun sınıfsal yapısında köklü değişiklikler yaşandı. Devrim öncesinde nüfusun %90’ından fazlası köylülerden ve zanaatkârlardan oluşuyordu ve sanayi işçi sınıfı yoktu. Sanayileşmeyle birlikte işçi sınıfı büyüdü. 1939’da işçi sınıfı, Abhazya nüfusunun %21’ini oluşturuyordu; Abhaz işçilerin oranı ise 4,2 kat artmıştı. Kamu görevlileri, mühendisler, teknik elemanlar ve entelektüellerin de dâhil olduğu işçi ve memur sınıfı hızla büyüdü; Büyük Vatanseverlik Savaşı öncesinde Abhazya nüfusunun %40’ına kadar yükselmesine yol açtı.

Kaynakça

  1. Berdyayev, N. A. Rus Komünizminin Kökenleri ve Anlamı. Moskova, 1990.
  2. Abhazya’da Büyük Terör (Abhazya ÖSSC): 1937–1938. Cilt 2. Avrupa Konseyi, 2017.
  3. Vışinskiy, A. Y. Sovyet Hukukunda Yargısal Deliller Teorisi. Moskova, 1950.
  4. Danilov, S. Abhaz Halkının Trajedisi. // Abhazya Tarihi Üzerine Materyaller. 1. Sayı, Sohum, 1990.
  5. Sovyet İktidarının Kararnameleri. Moskova, 1957.
  6. Abhazya Tarihi. Ders Kitabı. Sohum, 1991.
  7. Lakoba, S. Z. Abhazya’nın Siyasal Tarihi Üzerine Denemeler. Sohum, 1990.
  8. SSCB ve RSFSC Ceza Mevzuatı Tarihi Üzerine Belgeler. 1917–1952 yılları. Moskova, 1953.
  9. Haşba, A. M. 30’lar ve 40’ların Ortasındaki Siyasal Terör ve Amaçları. // AGÜ Çalışmaları. Cilt I. Akua-Sohum, 2003. s. 129–130.

İlginizi Çekebilir: Abhazya’da Abhazlar Arasında Çocukların Askeri Eğitimi Meselesi Üzerine

Instagram hesabımız